|
|
November 08
Hayat akarken sadece akışına kanıyoruz.
Geriye dönüp baktığımızda ise sadece zamanın geçmiş olduğunu görüyoruz..
halbuki an'ı yaşıyoruz.Anlarımızı en iyi şekilde değerlendimek dileğiyle....KARDELEN
HADİ HAZIRLAN…
VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…
Bezm-i elest’ten geldim,Hep Hakkı zikrettim… İktifa ettim,hep boyun eğdim… Rıza-yı ilahiyi kendime gaye edindim… Kulluğumun fevkinde,kendimi RAHMANA teslim ettim… Ubudiyyet şiarımdır,Nurlarla kendimi yetiştirdim… Lütf-u keremi ben hep ALLAH’tan bildim… Bu serzeniş sana Ey Nefsim!... Sus ve Dinle!... Gör ve ibret al!... Söylenecek ne çok şey var aslında…Bir hayat koşuşturmacası içinde yaşayıp gidiyoruz…Herkesin alemi farklı…Herkes hayata farklı pencerelerden bakıyor…Bazılarımızın bakışları donuklaşmış,hep aynı noktaya bakıyor…Bazılarımız bakıyor ama göremiyor…Bazılarımız tamamen ama…Bazılarımız ise pencerelerini güneşe açmış,her zerresi aydınlık içinde… Kimimiz suskunluğumuza hapsetmişiz yüreklerimizi…Kimimiz yalnızlığın mengenesine sıkıştırmışız bedenlerimizi…Kimimiz kaptırmışız fani heva ve heveslere gönüllerimizi…Kimimiz ise RAHMANİ gözlerle bakıyoruz her şeye…Yürek huzurda,gönül sükut içinde,ruh ayrı alemlerde,yalnızlık en güzel yerinde… Hepimiz bir sözün temsilcisi,bir sözün muhataplarıyız…Elest meclisinin hadimleriyiz…’’Kalu Bela’’da sorulan soruların cevap vericileriyiz…Alemlerin Yaratıcısının lütfuna mazhar olanlarız…O(c.c)nun lütf-u kereminden yansıyanlarız…Biz BİR KULUZ…Hani O(c.c.)EN SEVGİLİYE ‘’Biz seniniz,SEN BİZİM RABBİMİZSİN’’demiştik ya işte O(c.c.)nun kuluyuz…Tüm ruhumuzla,tüm zerrelerimizle,her şeyimizle sadece ve sadece O(c.c.)nun kuluyuz… BİR KUL;aciz ve fakir…Yokluktan varlığa gelmiş…Varlıktan sonsuzluğa doğru yol alan BİR KUL…BİR KUL;Yaratıcını tanımak zorunda olan,görevlerini yerine getirme mecburiyetinde olan BİR KUL…İşte Ey Nefsim!...Dinle…Bak Yaratıcımız bizden ne istemiş?… ‘’Ben İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım…’’
(Zariyat süresi 56.ayet) ‘’Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.Ve çalışması da ileri de görülecektir.Sonra ona;Karşılığı tastamam verilecektir…’’(Necm süresi 39-41.ayetler) ‘’ Kim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir…’’
(İsra süresi 19.ayet) ‘’Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.’’(Sebe süresi 37.ayet) ‘’ Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz"
(A’raf süresi 43.ayet) ‘’Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.’’
(Secde süresi 17.ayet) ‘’İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!... Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar…’’
(Ankebut süresi 58-59.ayetler) ‘’Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.’’
(En’am süresi 127.ayet) İşte Gafil nefsim…Yaratıcın senden ne istiyor gör?...Başıboş değilsin…Aczin ve fakrin hadsiz…Biçaresin,muhtaçsın…İhtiyacatın ise nihayetsiz…Bırak gururu…Dinle… "Layemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gireceğini bil, öyle hazırlan.’’
(25.Lema) Hazırla kendini…Bak çevrene ibret al…Dön artık yönünü RAHMANA…
O(c.c.)nunla bağlan hayata… ‘’En bahtiyar odur ki;Dünya için ahreti unutmasın…Ahiretini dünyaya feda etmesin…Hayat-ı ebediyyesini,hayat-ı dünyeviye için bozmasın…Malayani şeylerle ömrünü telef etmesin…Kendini misafir telakki edip,misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin…Selametle kabir kapısını açıp,saadet-i ebediyeye girsin…’’
(Onaltıncı mektup) HADİ HAZIRLAN…VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…HADİ…ŞİMDİ…
Senden başkası tanık olmaya değmiyor.;zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor;ayetlerine şahit yaz beni.
Gözlerim Seni görmeye yetmiyor;kalbimde görünür eyle KENDİNİ...
SENAİ DEMİRCİ
 
kalbime dokundu ayrılığın,
sözüm yok ki geçmişi düşünsem de yok
geleceği düşünsem de yok.
var olan da var.
var edenle ebedi varlıkta görüşelim,
biz sevdiklerimizle ahirette buluşalım...

Copyright ©2009 KARDELEN™ November 05
Ey güzeller güzeli ey gönüller kıblesi Aslı doğruyu gören ehl-i sünnet varisi. Sensin mürşid-i kamil sensin ilmin hamisi Sensin dertlere deva zamanın bir danesi...
SEN EY DAVETÇİ
Sen ey davetçi! Kalbin iman sevgisi ile dolduğunda ve gönlün İslam ile ferahlık bulup genişlediğinde bu büyük nimete karşı ALLAH C.C. ’a şükrederek secdeye varmalısın Bu büyük nimet ki Rabbin sana hidayet verdi Sana rahmet gösterdi ve seni mü’minlerden kıldı ALLAH C.C. ın sana verdiği hidayet ile doğru yolu buldun Dünyada ikram ve izzete eriştin Ahirette de, daimi nimetlendirilecek olanların arasında yer almak için yola çıktın Eğer ALLAH C.C. sana hidayeti nasip etmeseydi, asla doğru yola erişemezdin Çünkü şeytan sürekli fuhşiyatı ve münkeratı emretmektedir Bu konuda ALLAH C.C. şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder Eğer ALLAH C.C.’ın size lütfü ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı Fakat ALLAH C.C. , dilediği kimseyi tertemiz kılar ALLAH C.C. hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” ALLAH C.C. ın sana nasip ettiği bu kutlu ve mübarek yol, resullerin, nebilerin, sıddıkların, âlimlerin ve şehitlerin yoludur ki onlar ALLAH C.C.’ın dosdoğru yola eriştirerek nimetlendirdiği kimselerdir ALLAH C.C. ’ın seni yolcusu olmakla müşerref kıldığı bu yolu ve önünü onunla gördüğün hidayet nurunu muhafaza etmeli, bu nimetin hakkını vermeli ve bu nimet üzere ölmek için mücadele etmelisin Bu konuda gayretli olmalı, ataleti üzerinden atmalısın Bu hidayet nurunun hakkını ne kadar verdiğini tefekkür etmeli, hayatında ALLAH C.C. ın emir ve buyruklarına uymayan bir durum varsa düzeltmelisin Hani hatırla ki ALLAH C.C. Bakara süresi 83 ayetinde şöyle buyuruyor: “Hani, biz İsrailoğulları’ndan, ‘ALLAH C.C.’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, tüm insanlara güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz’ diye söz almıştık Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz” Onların yaptığı gibi sen sözünden cayma Tüm akrabalarına ve diğer insanlara iyi davranarak her gün tekrarladığın “iyyakenebudu ve iyyake nestein/ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz” sözünün gereğini yerine getir Sahip olduğun nuru önce ailene ve halka halka diğer akrabalarına sonra da ulaşabileceğin herkese ulaştırmalısın İnsanların İslam’dan yüz çevirmiş olmaları, Müslüman’ım diyenlerin içinde bulundukları gaflet, dalalette olanlara sürekli benzeme çabaları ve toplumun içine girmiş olduğu vahamet seni ümitsizliğe sürüklememeli; daha çok seni azme getirmeli ve gayretini artırmalıdır Bu durum karşısında görevin daha ağır ve sorumluluğun daha büyük olduğunu bilerek daha çok çalışmalısın Niyetin halis ve yalnız ALLAH C.C.’a güvenip dayandıktan sonra, vekil olarak O’nun sana kâfi geleceğini bilmelisin Sen ey davetçi! Bil ki, önemli olan senin yola koyulmandır Davete bir yerden başlamandır Ondan sonra Mevla yolunu kolaylaştıracak ve seni yardımıyla destekleyecektir “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, ALLAH C.C. ’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü -kelime-i tevhidi- tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz” Ektiğin fidanların bir bir tuttuğunu görerek sevinecek ve müferreh olacaksın Zamanla ektiğin fidanlar kök salacak, gövdesi kuvvetlenecek ve meyve vermeye başlayacaktır Ruhen ölmüşler ALLAH C.C.ın izniyle bir bir dirilecek, o ağır dava yükü hafifleyecek ve daha çok görevine sarılacaksın Ey davetçi! Şunu da bil ki, davet görevini hakkıyla ifa edebilmek için, güçlü bir imana sahip olmalısın Güçlü bir imanı muhafaza etmek içinde daima Kur’an okumalı, zikir çekmeli, dua ve niyazda bulunmalısın Her vaktini bir dua yapmalı, kâinatın ve insanların yaratılışı üzerinde derince tefekkür etmeli ve şirkin açık ve gizlisinden şiddetle kaçınmalısın Yine sadık bir iman için, Rabbini iyi tanımalı, Emaül Hüsna’nın manasını çokça okumalı, hatta ezberlemeli ve her bir ismin delalet ettiği manaların feyzinden faydalanmalısın Niyetini sadece ALLAH C.C.’a has kılmalı ve kulların rızasını değil ALLAH C.C.’ın rızasını aramalısın Bil ki yegâne mükâfat Rabbinin katındadır O, kullarından hiç birisine haksızlık etmez Ey davetçi! Farzları eda et ve bunları açık yap; ama riyaya kaçma Farzlarını camide kıl ve cemaat ehli ol Cami cemaatine gelenleri sor, dertleriyle dertlen ve onlarla kardeşane ilişkilerin olsun Nafileleri de yerine getir Revatip, duha, evvabin ve her gece kılamazsan da haftanın birkaç gevesi gece namazı kıl Nafile oruca önem ver En azından pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçir Oruç nefsini eğitecek ve nefsinin dizginlerini eline alma imkânı verecektir Evde, ev halkı ile mutlaka bir sohbetin olsun Onlarla günde yarım sayfa meal yada üç beş hadis okuman büyük faydalar getirecektir Çünkü Kur’an ve peygamberin sünneti, hayat düsturunun kendisidir Ey davetçi! Hareketlerine, giyimine ve kuşamına dikkat et Sen, İlahi kaidelere uydukça ideal olana yaklaşır ve yükselirsin İdeal olan başkasına benzemek değil, ALLAH C.C.’ın Resulüne benzemektir Sen bir davetçi olduğun için toplumda örneklik teşkil edersin Ailen, akraban ve arkadaşların sana bakar ve seni taklit eder Sürekli, insanlar tarafından izlendiğini ve en basit hatanın dahi insanlar tarafından yanlış anlaşılabileceğini bilmelisin Bil ki ey davetçi, en büyük davet, lisanı hal ile olandır Haline dikkat et Aynı zamanda diline de dikkat et Arkadaşlarına ve çevrendeki insanlara kaba davranma Bu onların çevrenden dağılıp gitmesine sebeptir Onları iyice dinle Dinlerken gözlerinin içine bak ve başka bir işle meşgul olma Sabırlı ol Onlar, konuşmalarını bitirmeden sen konuşmaya başlama Kendinden, geçmişinden fazla bahsetme Kendini methetme Çünkü bu insanların gözünden değerinin düşmesine sebeptir Methedilmeye ve övülmeye layık olan ise ALLAH C.C.’tır Zamanını değerlendir Çünkü geçen zamanı geri getiremezsin Sürekli kitap oku ve bilgilerini tazele Her gün yeni şeyler öğren Faydasız ilimden ise sakın Gereksiz şeylerle uğraşma Lüzumsuz konuşma Her bir şey hakkında açıklama yapma Kendini konuşmak zorunda hissetme Müslümanlar arasında fark gözetme, bütün Müslümanlar kardeşindir Teferruatlara dalma Temel, ortak noktalarda insanlarla birleş Mevla’nın, seni ve bütün davetçileri muvaffak etmesi dileği ile… A.Halim Seçkin
Aşk: belki Züleyha'nın yaptığı gibi iftiraya götürür..
Belki Hz.Yusuf'u gören kadınların ellerini kanatan bıçağa götürür..
Belki Hz. Aişe validemizin yaptığı naza götürür..
Aşktır,yolu vardır;yordamı yoktur..
Hz. Yakub'u elde gömlek bekletendir..
Hz.İsmail'i emre razı edendir..
Hz Fatıma'yı babasının peşinden götürendir... BÖYLE BİR AŞKLA HUZURA GELME UMUDUYLA İNŞ.....


November 02
İki yıldız arası göğe asılı hamak... Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak. Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı; Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik; Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden; Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık; Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık. Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri; Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri. Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım; Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla... N.F.K.
'Umutlarına tutun.' Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını. Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan
Yusuf’un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu. Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş
Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.
Özlemlerin,Medine’de Muhammed(sav)'in gelişini bekleyen
insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını. 'Düşüncelerine tutun.' Kendi vicdanının yargıcı,kendi günahının tövbekarı ol. Kendi acısının sabredeni,kendi sıkıntısının ilacı,kendi dertlerinin dermanı ol. Kendi yalnızlığının dostu, kendi cümlelerinin anlamı,kendi sessizliğinin sesi ol. 'Kalbine tutun.' Hayatın sana bırakılan sokaklarına,
karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün,
kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından,
ömrünün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle.
En çok kalbine, kendine tutun. Çünkü; Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.s) Hira’dan
hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır. Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir. Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır...
~Her aşığım diyen âşık olmaz. Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşık olmaz. Sıradan kalblerde AŞK DERDİ bulunmaz.~
Sinan Paşa
  
Her gün kendisini ziyarete gelen dervişe şeyhi der ki: - “ Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel! ”

Copyright ©2009 KARDELEN™ October 28
Allah (c.c) Razı İse, Dünya Küsse Ehemmiyeti Yok.. Bismillahirrahmanirrahim Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse,
sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya,
yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
(Lem'alar, İhlas Risalesi) Bediüzzaman Said Nursi

Yağmur Yolcusu...
Seher vakti yağan yağmur toprağa düşerken, yüreğime de düşüyor damla damla. Pencere kenarındayım. Toprağa düşen rahmet damlalarını seyrediyorum. Gökyüzünden yollar geçiyor kalbime doğru. Yağmuru bekleyen toprak olmak geliyor içimden. Toprak; Rabbine muhtaç, yağmuru bekliyor hasretle... Sonunda Arş-ı Âlâ'ya yükseliyor toprağın duası ve meleklerin kanatlarında damla damla rahmet iniyor yeryüzüne.
Hasretin sancısı dalga dalga vuruyor kalbimin limanına. İnsan iken, Rabbime olan muhtaçlığımı unutup beyhûde geçirdiğim zamanlarıma ağlıyorum. Yağmuru bekleyen toprak olmak istiyorum.
Ağlıyorum... Ağladıkça yangınlarım sönüyor. Meğer yana yana kül olmuşum. Gafletin acımasız soğuğunda, acıyı hissetmeyecek kadar üşümüş yüreğim. Karaya vurmuş bütün gemilerim...
Ağlıyorum... Pişmanlık acıtıyor içimi. Unuttuklarım, kıymetini bilmediklerim, önemsiz gördüklerim tek tek düşüyor yüreğime. Gözümün önünden perdeler kalkıyor ve hayalî bir yolculuğa çıkıyorum. Önce bir hastaneye düşüyor yolum. Nefes almak için oksijen tüpüne bağlı ve bir defa rahat nefes alabilmeyi dünyalara değişmeyecek insanlar görüyorum. Ne zaman nefesi daralsa astım spreyine sarılan insanlar acıtıyor yüreğimi. Aldığım her rahat nefes kadar utanıyorum. Tekerlekli sandalye ile hayata tutunan insanlar takılıyor gözlerime. Acılarını birlikte yaşıyorum sanki. Mıhlanıyorum olduğum yere. Yürüyemiyorum... Attığım adımlar kadar utanıyorum.
Haykırmaktan sesi kesiliyor yüreğimin. Dört bir yanda inşirah çiçekleri arıyorum. Unuttuklarım yıkılmış üzerime. Enkaz altındayım... Nefes alamıyorum...
Ağlıyorum... Özgürlük nedir diye soruyorum kendi kendime. Hayalen çıktığım yolculukta, yolum bir hapishaneye düşüyor. Bu dört duvar arasındakilere 'kader mahkûmu' derler. Kader, mahkûm eder mi ki insanı? Kadere teslimiyet, mahkûmiyet olur mu? Kendi elleriyle yıktığının suçunu neden kadere yükler ki insan? Kalbim, içinden çıkamadığı soruların ardında feryat ediyor. Susturamıyorum... Asıl mahkûmiyeti ben yaşamışım meğer. Anlatamadıkları varmış yüreğimin. Yüreğim, demir parmaklıklar ardında, söyleyemediklerinin acısıyla yapayalnız kalmış.
Yüreğim yetimliğine ağlıyor şimdi... Ne olur ağlama yüreğim. Ağlayıp da körükleme pişmanlığımın ateşini. Kanayan yaralarıma bir de sen tuz basma, ne olur.
Her pişmanlık, yeni başlangıçlara gebedir. Sus ki, yeni başlangıçlara yürüyelim birlikte. Suskunluğun, umutlarımızın adı olsun.
Sus yüreğim…
Sus ki, çığlıkların duyman gerekenleri engellemesin. İsyanın kör kuyusunda çaresizliğine ağlayan zavallı rolü yapmak yerine, hayata dönebilesin. Sus ki, bir kez daha kırılmasın kanatların. Bırak dilinin söyleyemediğini gözlerin anlatsın. Sana da sessizliğinle övünmek kalsın.
Avun yüreğim...
Yaşamak için, yüzü ebediyete dönük sebeplerinle avun. Ölümü de götür gittiğin yere. Giderken, şairin mısralarını da al yanına.
'Öleceğiz,öleceğiz müjdeler olsun,
Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun' (N.Fazıl Kısakürek)
Bırak mısralar aydınlatsın en sevgiliye giden yolları. Ölümün adı olsun vuslat...
Gülümse yüreğim...
Komik şeyler arama gülmek için. Yaşadıkça, acılar içinde gülümsemeyi de öğreneceksin. Bin sevincin öğretemediğini bir acı öğretecek sana. Acılarla olgunlaşacaksın.
Öğreneceksin yüreğim...
Dünyanın hasret, ölümün vuslat olduğunu öğreneceksin. Zamanla sığamaz olacaksın bu hasret diyarına ve duaların yetişecek imdadına. Bir gün, heybendeki dualarla Hakk'a yürüyeceksin...
Kübra Günaltun
Sokakların hüznü!…
Nereye baksam hicran var Masum yüreklerin ve suskun gönüller sanki ahu zar Ne kadar tahayyül etsek de erişemediklerimizde muhakkak bir hikmet var Ne yüreğimin yarasını anlar Ve ne de suskunluğumun derinliğinde halimi okşar Anlamsızlık içinde zerk edilen nazarlar sinemi mütemadiyen sancıya koyar Aranmak için aşkı tanımak Aşkın sofrasında çileyle barışıklığı hakkıyla koklamak Edebin ikliminde ve sessizliğin derin nağmelerinde mefkure için dağlanmak Halime tebarüz eden sefilliğim Kalbimde solgunluğu hiç aklayamadığım yorgunluğum Sineler içinde uhdeleşen nihayetsiz umutlarım, düşen omuzlarımda ufuklarım İşte böyle hazin bir hikayeyim Nereye baksam saadet için fevkalade fakir bir haldeyim Divanelikte adeta onmaz bir nöbetçiyim ve düşünceler ikliminde n abdiacizim Hey aziz nefeslim gıpta ederim Kalbi güzelliğin için nazarınla fevkalade ibretliksin bilirim Lakin nefesime ne kefilim ve ne de iradi manada niteliğe erişen süruru dervişim Yazmak için hamiyetini beklerim Tüm teslimiyetim sadakat ikliminde anlamlaşan o nefesin Edebin dirliğinde ve ruhun mümtaz kimliğinde acizliğimle muvaffakiyet dilerim Ki iradi manada zafiyet içindeyim Kokladığım yaprakların solgunluğunda azimeti ne bilirim Heveslerimle zafiyet içindeyim ve maslahatlar keyfiyetinde onmaz bir dilenciyim Ne camii köşelerinde gördüğün Ve ne de Şırnaklık ahvalinde bezginliğe nam salan kişiyim Kalbiyle barışık olmayan biriyim ve tak iyeler telakkisiyle kendini avutan sefilim Sokaklar neler anlatıyor halime Düşün yapraklar hicranı zerk ediyor lekeyi kalbime akıtıyor Ruhum sancılar içinde çırpınırken,
ne derler teranesi sahte gülücüklerle ne ağlatıyor... Mustafa CİLASUN

Copyright ©2009 KARDELEN™ October 21
Ey insan! Hiç mümkün müdür ki,
sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda
böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât,
seni başıboş bıraksın;
sana ehemmiyet vermesin,
senin harekâtına dikkat etmesin,
sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın,
hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın,
güneş gibi zâhir olan rahmetini
hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen
ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan,
ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!

Manevi terbiye yolunda en önemli iş,bu yola güzel bir niyetle girmektir.Bu niyet ALLAH Rızasıdır.İstikamet, önce niyette aranır sonra amelde.Niyet güzel olursa, arkası güzel gelir; bozuk olursa hayırlı sonuç alınamaz. İlahi davet ve terbiye ile muhatap olan insanlar üç gruptur:Mü'min, münafık,kafir.Bir peygamber bu üç gruba aynı daveti yapar,fakat aynı sonucu alamaz,aynı faydayı veremez.Sonuç ve fayda,her birinin niyetine ve fiiline göre değişik olur. Mü'min samimi olarak içi ve dışıyla ALLAH'a iman eder;ilahi emir ve hükümlerine,gücü kadar uyar,tabi olur.Bir peygamber veya varisi bu kimseye fayda verir. Münafık,dışından inanmış gözükür,kalbiyle itiraz eder.Dışıyla itaat eder,içinden isyan eder.Dini dünya için kullanır; din ile dünya kazanmaya,itibar toplamaya çalışır.Bir peygamber veya varisi bu kimseye bir fayda veremez.Ta ki,tövbe edip ihlas ve istikamete gelene kadar. Kafir ve Münkir,Hakka açıktan itiraz eden,düşmanlık yapan kimsedir.O da iman edip teslim olmadan,peygamberden veya varisinden bir fayda göremez. İmam Rabbani (k.s),bir mürşid terbiyesine girmekten maksat;hakiki imana ulaşıp,ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır. "Fena ve beka hallerinin elde edilmesinden asıl gaye; "yakin" halinin hasıl olmasıdır.Bundan başka bir şey düşünmek (Mesela ALLAH'ın kendisine hulul edip bedenine girdiğini ,yahut kendisinin,ALLAH'ın zatında kaybolduğunu, veya ibadetlerin kendisinden düştüğü bir makama ulaştığını söylemek) dinden çıkmaktır. "Asıl maksat,aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk,cezbe ve muhabbet güzel kulluk içindir. Velayet mertebelerinin en sonu kulluk makamıdır. Ondan daha üstün bir makam yoktur. "Tarikat ve hakikat menzillerini,aşıp geçmekten maksat, rıza makamı için gerekli olan,ihlasın elde edilmesidir,başka bir şey değildir! Büyük veli Ebu Talib el_ Mekki (k.s) demiştir ki; "Kalbinde ALLAH'tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et:Bu murad sende gerçekleşince işin tamamdır.İsterse keramet ve harikalardan,manevi hal ve tecellilerden sana bir şey verilmesin. Tasavvuf bütün benliği ile ALLAH yoluna bağlanmaktır.Bu yol,sünnet_i seniyyeye uymaktan başka bir şey değildir.Her şeyi ile dinin hizmetçisidir;dinin gerçek yönünün anlaşılmasına ve gerçek haliyle yaşanmasına hizmet eder.Bütün zevkler,vecdler,keşifler,kerametler,haller sadece dinin anlaşılmasına destek ve dinin güzelce yaşanmasına birer delil yapılmalıdır. BU YOLDA BÖYLE ŞEYLER İSTENMEZ,BEKLENMEZ,DÜŞÜNÜLMEZ ANCAK;bir hikmet gereği verilirse, edeplice alınmalı,mahcub olarak tevazu ile kabul edilmelidir. Bu şeyler övünmeye değil, şükre sebeb yapılmalı;nefsin keyfine değil; dinin inkişaf ve hizmetine vesile edilmelidir. İstikameti ve tek hedefi, ALLAH rızası olan kimsenin,sünnet üzere güzel kulluk ve hizmet etmekten başka bir arayışı varsa aldanmıştır.Niyetini kontrol edip, gidişatını kontrol etmezse,sonuç ALLAH'a değil ateşe gider. ALLAH rızasını elde etmek için,bir farzı yapmak,binlerce sünnet ve nafileden önce gelir.Amelde önem sırasını karıştırmak,haram ve farzları hafife alıp,nafile hükmündeki işlere dalmak,şeytanın bir hilesidir. İstikamet niyet ve amelde Yüce ALLAH'ın çizdiği ,yolda gitmektir yoksa,bütün sevgiler beklentiler ve işler azap sebebi olur.Bu tehlikeden kurtulmanın en emniyetli yolu,her işinde Kur'an ve sünneti,rehber etmek,onu rehber edenlerin izinden gitmektir. Dinimiz,bize her işte dengeyi öğretmiştir,yeter ki bu ölçüleri öğrenelim. Yüce ALLAH'tan gayrı her şey,ALLAH için sevilirse güzeldir. BİR PEYGAMBER VEYA VELİ,ANCAK ALLAH İÇİN SEVİLİR. Yüce ALLAH,amelde olduğu gibi,niyet ve sevgide de istikamet üzere olmamızı emrediyor.En büyük keramet,bu istikamet üzere dünya hayatını yaşamak ve tamamlamaktır. İstikametin sonu ALLAH Rızası ve Cennettir.Bundan öte bir saadet yoktur....
Arifler Yolunun Edepleri
Şu rahmete bakın ki, insanlar bütün azalarıyla günah işlerken, sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.
Aziz Mahmud Hüdai (k.s)
October 03 Bir Gönül Duası........
" Dünya malı için üzelmek, kalbe zulmet; ahiret için üzülmek ise, kalbe nurdur. " Hz. Osman (r.a.)

Bir Gönül Duası........
Allah ım! Büyük hakkın için, kerim zatının nuru hürmetine, Arş-ı azîmin hakkı için, Kürsi'nin taşıdığı şeyler hürmetine, Levh-i Mahfuz'unun sırrı hakkı için, İlm-i Gayb'da kendine seçtiğin isimlerinin hürmeti için; suların coştuğu, güneş, ay ve dünyanın döndüğü Aşk isminin hürmetine, Kur'an-ı Azîm'de bildirdiğin Esma-ül Hüsna'nın hürmeti hakkı için, yarattıklarından hiçbir kimseye öğretmediğin, katında çok gizli olan isimlerinin hürmetine isterim. Allah ım! Âdem Safiyullah, İbrahim Halilullah ve Eyyüb Aleyhisselam'ın Sana dua ettiği isimlerin hakkı için, Musa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam ve Davud Aleyhisselam'ın dualarının ve içindeki isimlerinin hürmetine, en temiz seçtiğin, en doğru kıldığın bütün peygamberlerinin sana ettikleri dualarda kullandıkları mübarek isimlerin hürmetine, isterim. Allah ım! Senden zeytin yaprağı üzerinde yazılı olan mektuplardaki İsm-i Âzâmın hürmetine isterim! Allah ım! Onunla sana dua olunduğu zaman mutlaka kabul ettiğin, azametliden de azametli İsmin hakkı için isterim. Allah ım! Senden gizli-saklı, mübarek, tayyib, tâhir, mutahhar ve mukaddes İsmin hürmetine isterim. Yarabbi! Habibin sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallu Aleyhi Vesellem üzerimize olmasını, onun hakkı için isterim ve, Senden ister ve Sana dua ederim ki: Bizleri Senin ve Habibin'in sevdiklerinden eyle. Bizleri yakîn kıl, arif eyle. Allah ım! İmanımızı arttır, güzelliğimizi ve ilmimizi arttır. Sana ezelde verdiğimiz ahd ü vaadimiz üzere bizleri sabit kıl. Ne aldananlardan, ne de aldatanlardan eyleme. Son nefesimizde, canlarımızı müslüman olduğumuz halde al ve bizleri salih olan atalarımıza ilhak et. Şuur-u Muhammediyye'yi, Şefaat-ı Muhammediyye'yi ve Füyuzat-ı Muhammediyye'yi üzerimizden eksik etme ım ! Ya İlâhelÂlemin, Bütün isimlerinle Seni anıyor ve "Birbirinizin birbirinize sevgisi, işte O'nun nûrudur." Diyenin muhabbetiyle Sana iltica ediyoruz.Ay ile dünyayı, yerle göğü, ruhla bedeni birarada tutan Sensin, bizi de sevdiklerimizle birarada tut...Sen Vedûd'sun, gerçeğin ve sevginin kaynağısın, bizi sevdiklerinden biri oluncaya kadar yaşat ve öyle bir halde canımızı al, ki ölümün adı Aşk olsun, ölümün tadı kavuşma olsun... Tevhidin içimizden, İsimlerin dilimizden eksik olmasın...Sen ancak Kendi bildiğin ve söylediğin gibi Yücesin, herşeyden ötesin, herşeyin sahibisin, bizim Seni övmeye gücümüz yetmese de dualarımızla Sana sığındık, kapından hiç çevirmezsin YâRabbî... Ey ağlayanların sevgilisi Ey tevekkül edenlerin,kendisine güvenenlerin dayanağı Ey dalalete düşenlere,yoldan sapanlara yol gösteren,hidayet eden, Ey iman edenlerin sahibi,mevlası,yardımcısı Ey kendisini zikredenlere ünsiyet ve huzur veren Ey gücü en üstün olan,sonsuz kutret sahibi Ey görmesi en üstün olan,hiçbir şey gözünden kaçmayan Ey bütün alimlerden en iyi bilen,sonsuz ilim sahibi olan Ey imdat bekleyenlerin,mazlum olanların sığınağı Ey yardımı bütün yardımlardan nihayet derecede üstün olan SEN ,ACZ VE NOKSAN SIFATLARDAN MÜNEHZEHSİN,EMAN VER BİZE EMAN İSTİYORUZ. BİZLERİ CEHENNEM ATEŞİNDEN KURTAR. (Amin) Elhamdülillâhî Rabb-ül Âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin...
RABB'ının kitabın'dan sana vahyedileni oku,
O'nun kelimelerini değiştirecek yoktur.
O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın...
(El-Kehf:27)
September 28 Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu...
Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu... Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir. Bela, gam ve keder Mevlanın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır. Vurdukça kendine çeker... İmam Rabbani
Dudaktan Kalbe Bir Yolculuktur Aşk...
Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk, hayatınızda bir kez bu yolculuğa çıkabildiniz mi ?
Bu yolculuğa çıkmak insanın kendi elinde değildir; zamanını bilmediği bir anda almıştır biletini eline, hangi vasıta ile gideceğine karar vermekte zorlanarak, hayal kırıklığına uğramaktan korkarak, ürkerek ama yinede kendine güvenerek, başaracağına inanarak, cesur ve emin adımlarla başlamasını istediği bu yolculuğa çıkıverir aniden. Sevgi doludur dudaktan kalbe uzanan bu zorlu yolculuk, hüzün verecek engelleri aşmak için mücadele vererek yola devam edilir, ilk engel hafif kalır sonrasında gelecek olanların yanında, belkide basit sayılacak kadar hafiftir kimbilir. Her kilometresinde ayrı bir hüzün bekler sevgiliyi kalbine ulaştıracak bu yolculukta, en önemlisi bu engellere sabredebilecek mangal gibi bi yüreğe sahip olabilmelidir yolcu ki dayanabilmelidir hazırlıksız ve tek başina çıktığı bu beklenmedik yolculuğa ve mücadeleye.
Nice aşk hikayeleri, efsaneleri anlatılır yıllar ötesinden günümüze kadar gelen rivayetlerle, her birinin kendine özgü bir yolculuğu vardır yine dudaktan kalbe. Ve aşılan zorlu engeller büyüdükçe, büyür bu sevdalar gözümüzde; Mecnun' un Leyla' sı için çöllere düşmesi, Kerem' in Aslı için dağları delmesi umut olmuştur bu yoldaki her yolcuya. Kendinizi bu yolda bulduğunuzda başkalarının yolculuğu sevdası hafif gelir size, en uzun, en zorlu, en sevdalı olan sizin yolculuğunuzdur. Kimi zaman uçarcasına geçer yıllar yollar sevinçle, kimi zaman engellere takılır zaman gecmez olur, yüreğe bir acı çöreklenir, kimi zaman da macera doludur heyecanlandırır, yürekler çırpınır kuş misali. Aşk yolunda çıkılan bu maceralı yolculukta en önemli amaç varılması gereken son durağa en kısa ve en güvenli şekilde ulaşabilmektir.
Duygu yoğunluğunda çıkılan bu yolculukta herşey mübahtır sevgiliye varabilmek için, dudaktan kalbe inebilmek için ama çok uzun ve engebeli bu yolda ruh yorgun düşer mücadeleden, son durağa yaklaşırken yanlızlığının daha çok farkına varır, başaramayacağı korkusu arttıkça etrafındaki herşeyde sevgiliye özlem duyulan hatıralar canlanır, şiirlerde, şarkılarda, karanlık gecelerde parlayan yıldızlarda, yağmur sesinde, çiçek kokusunda, gözlerden süzülen iki damla yaşta saklı bulur sevdasının izlerini, derin acılarla kıvranırken bulur kavrulan yüreğini, o an kalbine sığdıramadıgı sevgisini haykırmak ister ama susması gerekir, bir sır olarak saklaması gerekir ömür boyu, işte o zaman başlar asıl yolculuk, sabırla er geç sevgiliye kavuşma arzusuyla yanarak son durağa doğru ilerler yorgun ayaklar, bu yol aşkın yoludur, mücadelenin yoludur, kalpte sevgiliye ayrılan yerde başkasına yer yoktur, bekler sabırla sevgili elbet bir gün kavuşacaktır, ulaşacaktır son durağa, özlediği, beklediği umut ettiği sevgilinin onu beklediği son durağa.
Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk, İlk durağı gözlerdir bu yolculuğun, Son durağı söz dinlemeyen yürektir!...
Bu bayramda dilek tutmadım ilk defa. Gözlerimi dikebilseydim gökyüzüne ve dilek tutmanın hakkını verebilseydim Rabbim,
bir şey dilenirdim bütün bir nesil adına. Hasret gömleğini sırtıma giyip mendilimi açardım dileklerim adına.
buyursunlar derdim ne olur... Dilenci misin? diye sorana evet derdim, dilenci... Atın, derdim kalplerinizi bu mendile. bir uzak diyara götüreyim,
orada kalpler mahzun orada kalpler yapayalnız... Bir kalp ki Nebiye ağlasın, zira o Nebi bütün bir ümmete ağlıyor şu an... Ve Nebinin kalbini de isterdim Rabbim.
Zira O'nun kalbine muhtaç bütün bir insanlık... Avuçlarıma alıp Efendimin kalbini, diyar diyar gezdirirdim belki... Filistine uğrar O'nun kalbiyle ağlardım babasıının kucağında vurulan çocuğa.
Dolaşırdım dolaşırdım üşüyen çocukları ve başlarını okşardım o yetimlerin...
Affını isterdim ümmetin... Çocuklar boynu bükük ,mahsunken,,
evlerinde kahkaha atan ümmetin affını isterdim Rabbim. Bu bayram yüzüm olsaydı ve kapında ağlayabilseydim.
insanlara ağlayabilme istidadını ver derdim Rabbim. Ağlamayan kalpten sana sığınırdım Rabbim..
(Alıntı)
September 17 Dön Semâzen…
Ey talib! Putlarını terket, çünkü hepsi bir gün seni terkedecekler. Sen seni terketmeyecek olanı ara. Öfke içinde değil, şefkatle ve rahmetle. Sadece Kadir gecesinde, Beraat gecesinde değil, her gece... Kendini ara. Elinde kandille....MEVLANA
Dön Semâzen…
Dön Semâzen… Halka halka küçülen bir noktasın sen… Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen… Dön Semâzen… Kalp diyârına dön. Bir ayçiçeği sûretiyle yüzünü dön Şems/e. Ve bütün vücudun vecde gelsin güneşe dönüşünle. Dön Semâzen… Ben’den uzak ol Mevlânâ gibi, bedeni bırak… Dünyaya dair ne varsa, üzerinden at… Öyle bir geç ki mâsivâdan, postunu da bırak, dön de Dost’una bak… Mey rengine kanarak ve ney sesine yanarak… Döne döne Dost’una yaklaş. Aş bütün engelleri. O’na yakın ve kendinden ırak aşkınla… Yan ve dön… Yan ve sön… Dinle sözümü sana direm özge edâdır Derviş olana lâzım olan aşk-ı Hüdâ’dır Âşıkın nesi var ise maşûka fedâdır Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Siyah hırkana nakıştır toprağa karışan nefsin. Ve sikken mezar taşıdır başında. “Kün” dendi ve sen “ol”dun. Şimdi ölme vaktidir. Sıyrıl dünya telaşından, ayrıl tac ile tahttan… Koy başına sikkeni… Ol ve öl genç yaşında. Döndükçe savrulan eteğin mezarda sana tek yârendir. Bilirsin, kefen beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; beden eriyerek yok olur, “ben” ötelerin ışığında kaybolur. Kefen, sana beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; ruh tendeki nurun huzuruna kavuşur. Ten ve ruh… İnsan bir sûredir, ölüm bir âyet… Gerisi vesâiredir. Ey sofî bizim sohbetimiz câna şifâdır Bir curamızı nûş edegör, derde devâdır Hak ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Dön Semâzen… Güller dökülsün destegülünden. Süzülsün destârından esrârın. Dün, bugün ve yarın… Demeden kış ve yaz… Dön Semâzen… Sûfî bir pervânedir. Ateşi göze alan âşık, bir pervanedir; gayrısı yanamaz. Hamlar yanamaz… Anlamaz. O’nun birliğinedir bu Elif boy, bu niyâz… O’nun dirliğinedir bu içli seda, bu âvâz… Dün, bugün ve yarın. Dön Semâzen, açılsın kolların. Bir elin göktedir, bir elin yerde. Derde devadır bu daire… Dön, dön, dön… Hayy’dan gelip Hû’ya giden bu ses, ulaştırır seni halkın tek Hakk’ına. Lamelif ters döner, ki sûreti sana benzer. Lamelif zâhirden bâtına dönen bir yoldur, Lâ ve İllâ’ya çıkar bu adres… Âh bu ses… “Allah’tan başka ilâh yoktur.” Dön semâzen, O’na dönmekten başka felâh yoktur. Sazendeye uysun gönül tellerin. Kudüm “ol” diye inlesin ve uzansın semâya ellerin. Mutrıb çalsın, hânende söz alsın. Bu taksim, dokuz delikten gelir. Bu iklim, seni Bezm-i Elest’e gönderir. Gelen sensin, giden sen… Dön Semâzen. Aşk ile gelin eyleyelim zevk ü safâyı Göklere değin er görelim hûy ile hâyı Mesiâne olup debreşelim çeng ile nâyı Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Adımını kalbinde duysun tüm kâinat. Tabiata selâm ver: Ehlen ve Sehlen. Eşref-i mahlûkat olan âdemsin sen. Adem olduğun vakit âdemsin sen. Dön Semâzen. Kadem vur zemine, işitsin cümle âlem… Tek bir ayakla bütün cihana fark at… Dön dünya etrafında ve dünya dönsün adımlarının altında. Dört selâmdan sonra… Dön, dön ve çark at… Şerîat, tarîkat, mârifet ve hakîkat, kat kat gül olsun sûretinde… Dön gül gibi… Sön kül gibi… Ayağını mühürle ve kulağını ver O’nun sözüne… “Ikra” emriyle okunsun kitap. Sayfa sayfa Aşr-ı Şerîf bir serap gibi insin gönlünün çöllerine. Gülbank sesi duyulsun, dervişlerin Hû’lara karışan sesi duyulsun. Zikret, zikret ve bir kerecik fikret: Sen âciz bir kulsun. Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım Zevk ile safâlar sürelim zinde olalım Hazret-i Mevlânâ’ya gelin bende olalım Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Dön Semâzen. Semâ ve sen... Kalbin semâya aşık bir kuştur. Semâ, halktan Hakk’a giden bir uçuştur. Dön Semâzen… Dönüş O’nadır. Görüş demidir, öp birer birer eşyâyı… Gölgelerden yükselen bir Nûr değil midir bu? Kır bütün aynaları ve gör Hüdâ’yı… Dön Semâzen… Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır. Aşkın sana döndüğü yerde… Açılsın perde… Ve dur… Dur Semâzen… Halka halka küçülen bir noktasın sen… Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen… senem gezeroğlu
Yüreğim Çığlık ta... Bense SuSKuNuM Şimdi..Kurudu Damarları Hecelerimin... Yüreğim Çığlıkta Bense SuSKuNuM.. Gözyaşlarımda Boğulan Hıçkırığımla Tutunuyorum Hayata..HerŞeye İnat.. Hüznüm Karışır Sessizliğimin Uğultusuna..
Yıprandı Kirpiklerim..Yıprandı Kirpiklerim.. Yüreğim Lal..Dilim SuSKuN Konuşmamak Üzre Tutuldu..
Vuslata dek..Efendim.. Tebessümlerimin Yitikliği Yansırken Gece ye..
İçimde KalaKaldı Yorgun Yüreğimin Solgun Bakışları.. Ayrılığının Hüznü ile Çürüdü Gurbetinde..
Ben Tükenirken Usulca Pörsüdü Her Yanı Yüreğimin.. Özlemin Yağmur Misali Sağnağına Tuttu Beni..Yandı Her Damlan da İçim.. Belki SuSKuNLuĞuMuN Bedelini Ödetiyor.:Aynalar Onlara Her Baktığımda Vuslatımız Vuku Bulana dek İçimdeki Bu İflah Olmaz Alev Terk Etmeyecek Beni..
Benliğimi..Sen Diye Yanan Şu Yüreğimi..
Biliyorum EFENDİM Umutlarımın Sancısı Artar Her An..Ben Sancıların Konakladığı Yer Olurum.. Şimdi SuSKuNLuĞuMuN SoN Nefesinde Kaldı Yüreğimdeki Heceler.. Benliğim..Ruhum..Bedenim..Damarlarım Kanar Bu CaN da.. Yüreğim Sızı İçinde Kahrolur..Erir Yavaş Yavaş..Ömrüm..ama. Biliyorum!! İnsafsız Sızılar Bırakmayacak Beni Sarıvermişken Dört Koldan Duygularımın Siyahi Bakışında Kalacak Gözlerim.. Ve Gurbetimin Garip Çığlığı ile Son Bulacak Sessizliğim.. Biliyorum..!! Gecenin Zifirisine Karışacak Senin İsmini Soluyan SoN Nefesim.. Dokunacak Belki Gece ye Titreyen Sesi Yüreğimin.. Biliyorum!!Suskunlığumla Birlikte..
Ruhumun Süzgecinden Gececek Acılarım..Sızlayacak Alabildiğince Yüreğim..
Seni Anmadan Sensiz Gecen Her An Kahrolacağım; Özlemini Çoğaltan Bu Yalnızlığım Terk Etmeyecek Beni EFENDİM..
Vuslatımıza dek.. Sevdalıyım Sana EFENDİM..
Mecnunum Yolunda..Aşığım Yüce RAHMAN a.. Tükenir Ayaklarım..Sessiz Feryadlara Boğulur Yolları Yüreğimin... Evet SuSKuNuM...
ama Kabul Etmiyorum Ey Sevgili SuSKuNLuĞuM daki Tükenmişliği.. ..Ve Biliyorum..!!
Umutlarımı..Yüreğimi..Sevdamı...
Ve Ömrümü Karanlığına Çekemeyecek Gece.. Yine de Konuşmalı mı Yüreğim..
BİLEMİYORUM…
September 07 Âlem zannederken en iyilerden olduğunu, titre ve aldanma! Gayb perdesi aralandığında aşksız kalırsan eyvah sana! Yüreğim...
Sahip olduklarınızın sizin olduğunu düşünüyorsanız
muhtaçsınız demektir. Varlık içinde yokluğu görmemişseniz, yoksulsunuz demektir. Cesaret, Allah'tan hakkıyla korkmaktır; korkmuyorsanız korkaksınız demektir. Kelimeler kalbinde hikmetler taşır,
hikmeti görmüyorsanız cahilsiniz demektir. İnfak etmek, azametle bilinir;
vermeye güç yetirirken veremiyorsanız âcizsiniz demektir.
Ama bir ömrün kavşağında durup geçmişe set çekebiliyorsanız cesursunuz demektir. Sebeplerin ardındaki sebebi,
her şeyin üstündeki müsebbibi arıyorsanız ârifsiniz demektir. Vazgeçilmez olan için kendinizden bile vazgeçtiğinizde
hazırsınız demektir. Ve bir gün her şeyiniz hiçbir şey olduğunda...
Dikensiz Gül Açıyor mu?….
“…Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz” Bakara/216 demektedir Cenab-ı Hakk… Biz bilemeyiz… bilemeyiz bizim için iyi mi hayırlıdır kötü gözüken mi? Ama bildiğimizi sanıp, başımıza gelenlere yorum yaparız… Hani ayırırız ya hayır ve şer diye… hani hep başımıza gelen hayır olsun isteriz ya.. hani hep kötü işler gelip beni mi buluyor deriz ya isyan edercesine…. hani gülü sever de dikenine yüzümüzü buruşturarak bakarız ya.. Maksat hep güzelliklerin bize verilmesi midir yoksa güzelliklere layık olunması mıdır hiç düşünmeyiz. Gülü severiz de dikenine burun kıvırırken, unuturuz dikeni yaratanın da gülü yaradan’ın da aynı olduğunu… Sevgiliden gelen her şeye katlanmalı, bilinmeli ki güle gül kokusunu veren dikendeki özsudur aslında… Daima O’nun gülüne de dikenine de razı olmak varken neden bilmeyiz ; gül koklamak isteyenin,eline dikenin mutlaka batacağını…Unuturuz her nimetin bir külfeti olacağını… Hz. İbrahim; fakir ve yolda kalmışlara, mutlaka sofrasını açar, az çok ne varsa onlarla paylaşırdı. Rabbinin rızasını kazanmış bu yüce Peygamber; yine bir gün sofrasına kabul ettiği ama Allah’ın adını anmadan yemeğe başladığı için kızdığı bir kul için ne diyor Cenab-ı Hakk… ” Ya İbrahim! Ben bu kulumu, beni inkâr etmesine rağmen 40 yıldır besliyorum da, sen bir öğün mü doyuramadın?” Bize gül ikram edene nasıl teşekkür edeceğimizi bilemeyiz… ama bu gülü ikram eden, üstelik sevgisini ve rahmetini her daim hissettiren Yüce Mevla’mıza nasıl teşekkür etmeyiz ki? Onun gönderdiği gülleri koklamaktan çekinmezken, dikenine neden nankörlük ederiz ki… Bizi sevgisinden yaradan yüce Allah, bizlere isteyerek zulüm yapmaz, zora koşmaz, bela ve musibetlerle sınamaz… Bunların hepsi, nefsimize uymadığından bizim düşüncelerimizde oluşan musibetlerden başkası değildir… Hele birde; doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen sürecin; O’nu daha çok anmamız, O’nun sevgisine daha çabuk ulaşmamız, O’na yönelmemiz, O’nun rızasını kazanmamız için geçen bir imtihan süreci olduğunu idrak edebilsek… Hele birde; O’ndan gelen hayır ve şerre razı olabilsek, isyan etmeden “Rabbim benim için hayırlı olanı böyle takdir etti, o halde bana teslim olup O’na daha çok yönelmem gerek” diyebilsek… Hele birde; “ Yarabbi! her şeyi yaradan sensin.. işte sırf sen yarattın diye cennetine de razıyım, cehennemine de “ diyebilsek.. Hele birde; “ Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri.. isteyene ver onları…Bana seni gerek seni” diyebilsek.. Açıp ellerimizi de, bakalım avuçlarımıza… Dikensiz gül açıyor mu ?
Soluğum takılmış bir günah zincirinin halkasına… halka döner ben dönerim… pembe bulutlarla örtmüşler karanlıkları… her şey toz pembe zannederim.... bilmeden içinde boğulduğum bataklıkları…. Bir yol gözüküyor az ileride…. yolun ucuna takılı kaldı gözlerim…. adımlar ilerliyor, sahte halkalar izin vermek istemiyor…. bir mucize diliyorum Yaradan’dan…. bir fırtına bir kıyamet… şer sanıyorum…. kendimi susadığım yollarda buluyorum… anlıyorum şerdeki saklı olan hayırları…. gözümden yaşlar boşalıyor…. tutamıyorum hıçkırıklarımı…. Susamak çölde…bırakın deryaları…. dilemek delice bir damlayı…. kararmış gönüllere bir ferahlık istemek… temizlemek içten tövbesiyle…. yakarışlara boğmak geceleri….. açmak ellerini semaya….. ışık sızdırmak odandan zifiri karanlıklara…… ve haykırmak sevdanı….kuru gönülleri çatırdatmak… kuru seccadeleri yaşlarınla ıslatmak….. bir güneş gibi doğar merhamet…. bir huzur değer gönlüne….. belki o vakit buruk bir tebessüm belirir, kimsesiz kaldığın anda hep seninle olan Rabb’ine…. Kapanmış gözlerim uyanışa aralanıyor….. diliyorum en samimi duygularımla….. küfrün karanlığını uğratma diyarıma….. Adının geçmediği yollara düşürme yollarımı…. bir adımımın dahi israfını nasib eyleme bana….. bir dirilişteyken ruhum, azgın nefse esir eyleme…. özgürlük nidalarını sil kulaklarımdan…. gerçek özgürlüğün tadını tattır bana….. kavuştur yollarımı yollarına…..Y a Rabbim beni Sen’den ayırma…. Amin…
September 01 Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar...(nur damlası)
Hayatı kim vermiş, yapmış ise
rızıkla o hayatı besleyen ve idame edende O dur.
Ondan başka olamaz... Delilmi istersin....
En zayıf ve apdal hayvan, en iyi beslenir.
Meyve kurtları ve balıklar gibi...
Bediüzzaman..SÖZLER
Acıların Açtığı....
Üzüntüler üzülmeye değmez…
Hadi tevekkülle gül ...
GURBET GÖMLEK gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü… Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar? Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? Kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan… Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur… Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına… Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne… Yüzün yere eğik yürürsün gündüz ve gecede… Gece ve gündüz eşittir şavksızlıkta… Gün ışığında kandil de olsa elinde bir işe yaramaz… Leylasızsındır Mecnun çöllerde… Göğe bakarsın, bakışların Ay’sız yere düşer… Tesellisizdir yıldızlar… Siyahî bulutlar gezinir üstünde, sığınacak sıcak bir sevgi, saracak bir şefkat ararsın… Üşürsün… Bülbüller çile çınlatır kulaklarına… Gözlerin görmez olur gül güzelliğini… Ellerin kanar çiçek dikenlerinden… Düşüncelerin darmadağın… Duyguların durgun ve donuk… Hikmet açlığından yüreğine taş bağlayasın gelir, sökecek bir taş bulamazsın… Baka kalırsın yol üstünde… Yürümeye mecalin yoktur… Kalkıp koşmak istersin, kayarsın… Her yeri karamsarlık karanlığı mı kaplamış? Hiç mi ışık yok? Yollar bitmiş, her şey tükenmiş mi? Kalp kimsesiz mi? Kapılar kapalı mı? Sevgi serap olmuş, şefkat kaçmış mı? Vefa ulaşılamaz mı olmuş? Dostluklar tüketilmiş, hoşgörü hiçliğe mi atılmış? Anlayışlara duvar mı örülmüş? Ne arıyorsun, nerede arıyorsun? Karanlık olmadan ışık, hastalık olmadan şifa, dert olmadan deva, sıkıntı olmadan ferahlık bilinebilinir mi? Bilinirlik bilinmezlik örtüsünün altında… Zıtlar dünyasının izafiliğinde üzülüp sevinmiyor muyuz? Görünmek isteyen Rahmet, dert, keder olmadan nasıl bilinecek ve görülecek? Keder kader değil, asıl keder kaderi kabullenememek… Rahmeti itimat onun celbine vesile, tenkit ise terkine… Her şey geçicilik nehrinde akarak eriyor… Nehir ne kadar çağlasa da sükun denizi hepsini yutuyor… Ömür uzun değil, ölüm uzak değil… Uzun olan elemlere götüren emeller… Yerin renkli çiçekleri kara topraktan, göğün aydınlık yıldızları karanlıktan çıkmıyor mu? Yıldız ve çiçeği buluşturan yakınlık, görmeyi “görmek”le mümkün… Karanlıkta hikmet ışıkları çakabiliyorsan gurbet gömleği vuslat elbisesine dönüşüyordur… Yalnız olan yalnızlıktır… Kainat sevgi hamurunda şefkatle yoğrulmuşsa küreler ve kalp birbirinden uzak değildir…Sonsuzluk soluklarımız kadar yakındır… Kabuğunu kırmayan çekirdek çürümeye mahkumdur… Kalp kabuğunu kırmadıkça, dert yalnızlığında yokluklara yuvarlanacaktır… Kabuk acı ile çatlar, sonrasında şefkat gövdesi sevgi dalları üzerinde hikmet meyveleri görünür… Böylesi bir ağaç olmak için acıya sabır, kedere kabullenmek gerekiyor… Bir acı çekirdek yüzlerce tatlı meyveye “meyve” veriyor… Toprak altında yalnız olan çekirdek, göğün göğsüne sevgi ve şefkat nişanesi olarak asılıyor… Acıların açtığı kapıdan sabırla yürüyen, ömür ağacında sonsuzluk meyvelerini yetiştiriyordur… Üzüntüler üzülmeye değmez… Hadi tevekkülle gül, o da gülsün…
HÜSEYİN EREN
Seccadem; sen sadık bir dostsun biliyorum,
seni ve sende namaz kılmayı çok seviyorum. Bana şahadetlik eder misin mahşerde? ...
Bazen öylece kalakaldığım,
rabbimle baş başa secde anlarımda,
günahlarım için af dilerken,
ne olur şahidim olur musun o zor günde...
August 27 Sevenle sevileni ayrı varlıklar sanıyordum...Meğer onlar bir imişler...Bense biri iki görmüşüm...MEVLANA...
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya'' bütün gücüyle çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez"
Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir...Mevlana
Güller Dikenler...
Gözler nûru, gönüller ışığı; ebedî âlemin benzeri; yeniden doğuşlar, günahlardan arınışların nümûnesi: Güzel, sevimli sabah! Yeni, yepyeni bir âlemin başlangıcı; ümitlerle dolu, bilinmezleri getiren tatlı aydınlık!... Günah ve kederden âzâde çocukluk yıllarına benzeyen; güç, kuvvet, hayat kaynayan gençliğe benzeyen; yeşil, tâze bahâra benzeyen sabah!... Hayâllerimizi süsleyen, geleceğe gülümseyen emellerin; tatlı düşlerden ayrılan dalgın gözlerin gül gül açıldığı berrâk sabah!.. En kötümser kalplerin bile en küçük ni’metlerdeki büyük saâdeti hissedip şükrettiği, lütuf ve keremlerle yüklü sabah!.. Gönülden gamı-gussayı, akıldan kederi-tasayı, kalpten kini-düşmanlığı alıp götüren, serin ve tatlı sabâ rüzgârının vakti!.. İnsanın duyarak ürperdiği, ürpererek duyduğu; yanık gönüllerden, gönüller Sâhibine yükselen ezanların yeri-göğü, kalbi-rûhu titrettiği, mahlûkàtın yaşamak şevkiyle bayram ettiği kudsî zaman!.. “Hû!” çeken kumruların, hançeresini yırtarcasına feryâd eden bülbüllerin, cıvıltılarından sabah neş’esiyle mest oldukları anlaşılan türlü türlü kuşların velveleye verdiği, târifi imkânsız dem!.. Uyanıp hayatta olduğunu, bu dünyâdaki vazîfesinin henüz bitmediğini anlayanların hamd ü senâlarıyla karşılanan feyizli vakit!.. Dillerin çözülüp gönüldekilerin dışa vurulduğu; dünyânın seslerle, cıvıltılarla, nağmelerle dolduğu; zikrin şükre, tekbîrin tehlîle, tâatin ibâdete, sükûtun uğultuya karıştığı ışıklı âlem!.. Cehâlet, dalâlet, gafletten ileri gelen karanlıkları gideren ilâhî hidâyetleri andıran sabah!.. Asr-ı Saâdette, gönüller sultânının (asm) nûruyla ışıklanan âlemi, o günlerin hasretiyle her geceden sonra yâd eden, tekrâr tekrâr yâd eden âşıkların âşığı hayırlı sabah!.. Ölümden sonraki dirilmenin, haşirden sonraki kurtuluşa ermenin, cennetlerde sonsuz hayâta girmenin, saâdetlerin saâdeti olan Cemâlullâh’ı görmenin timsâli olan sabah!.. EKREM KILIÇ
Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah,
biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı:
"Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını,
batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen,
ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli,
ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur." ~tirmizi tıbb1~
Copyright ©2009 KARDELEN™
July 19 Ey aşık! Bir ara bakalım, senin gerçek sevgilin kimdir?'' ...Bütün İslam Aleminin Miraç Kandili Mubarek Olsun...
Esselamualeyküm değerli kardeşlerimiz... Miraç Kandili olarak kutlayacağımız, Receb ayının yirmiyedinci gecesini,
Cenab-ı Hak İlahi rızasını kazanıp,
Günahlardan arınmamıza, İmanımızı kurtarıp ebedi hayatımızı kazanmamıza vesile kılsın... Feyiz ve bereketin coştuğu bu Mubarek gecelerin Hürmetine Rabbi Rahimden
tüm İnsanlığa Barış, Sevgi, Hoşgörü getirmesini niyaz eder.
Bütün İslam aleminin Miraç kandilini tebrik ederiz...
Hayır Dualarımıza bütün Müslüman kardeşlerimizi ortak eder
ve Siz güzel kardeşlerimizin de
Dualarında anılmayı ümit ederim...
Bütün İslam Aleminin Miraç Kandili Mubarek Olsun…
MİRAÇ..
İnkarın, mucizeyle karşılaştığı bi kurtarılmış zamandır Miraç... İmanın, gaybla imtihan olduğu... Hayat durur, zaman durur, mekan dürülür... bi kutlu nebidir, amca kızı Ümmü Hani nin evindeki sıcak yatağından doğrulan... Ve Miraç bir yolculuktur, alemlere gönderileni, alemlerin sahibiyle buluşturan... Yerler hazır, gökler hazır, melekler muntazır, alem Hatice kadar hüzünlü,
Ebu Talib kadar yalnız ve Taif kadar acımasız. Bir şerefli Nebidir, yaşadığı hüzünlerden doğrulan, hüzün tohumlarında sevgilinin davetini büyüten. Ve bir selamlaşmadır Miraç... Cebrail, Adem, Yusuf, İdris ve Harun ve Musa ve İbrahim... Esselamü Aleyküm ya Muhammed (s.av) ve bir aleyküm selam verahmetullahtır Miraç. Ve bir buluşmadır, aşıkun maşukuna adım adım yaklaşması... Kabe kavseyn kadar, Sidretül Müntehaya kadar.. Ve sevenden gelen Ettehiyyatü lillahu vesselevatü vettayyıaeta sevilenden gelen,
esselamü aleyke ya eyyühennebiyy ve rahmetullahi veberaktüh mukabelesidir miraç. Ve Miraç bir mukabeledir...
Kendi Nefsinde Miracını gerçekleştiren, tam bir Teslimiyetle İman eden Mü'min ne güzeldir. Kainatın en Şerefli Meyvesi Eşrefi Mahluk, Ey İnsan Layık olduğun yerde Miracına uygun yaşa. İmanıyla yükselebilen, Ahlakıyla, yaşamıyla donanımla Miracını kuşanmış,
İslamın güzelliklerini üzerinde taşıyabilen, yaşabilen, Tevhid bilinciyle,
Namaz ve sabırla yanlızca Allah [cellecalaluhu] sığınabilen ve Ona Kulluk şuuruyla
Efendimiz [Sallalahualeyhi vesellem] in Sünneti üzere yaşamını düzenleyen,
kendi yaşantılarında Miracı gerçekleştirenlerdir.
Müminler Özel gün ve gecelerin Önemine binaen elbetteki Dualarda, İbadetlerde bu şuuru yaşayacak ve yaşattırcaktır.
Tıpkı Sabah Namazından selam verip nasılki Namazı eda ediyorsak
Rabbimizin huzurundan çıkmış olmuyorsak,
bir sonraki Randevumuz Öğle Namazına kadar yaşamımızın her anında "O"nu anıp Kulluk bilincinde yaşamımızı düzenliyorsak,Her Randevu , her buluşma, her Anımız Miraca kavuşmak fırsatıdır.
Kutlu günlerde sonrasında da , öncesindede Rabbimizin Rızasını kazanmak adına her anımızı
Miraç gibi değerlendirmek durumundayız. Kardeşleriyle, dünyadaki Ümmet bilincindeki herkesle, dertleriyle, acılarıyla,
sorunlarıyla, elinden gelenin en iyisini sarf etmek mecburiyetindedir.
Bu durumda Zulum gören Kardeşlerinin içinde bulunduğu şartlara duyarsız kalamaz,
kalırsa Mirac basamaklarının en alt seviyesinde yerini zor bulur.
Bu yüzden İmanın en düşük belirtisi olan Diliyle kalbiyle buğz eder,
hiç olmazsa Kalbi bir yakarışla elini açar Dualarını esirgemez. Miracını Rabbinin İzniyle her anda unutmayan, yaşayan,
Ahlak ve İman üzerine donanmış , şuurlu Gençliğe Selam olsun...
Copyright ©2009 KARDELEN™
July 07 Yine buğulusun gönül çiçeğim, yine ağlıyorsun! Gül kokmayan bir yürek gördün mü, salıverirsin damlalarını gönüllere... Hep ağlıyorsun gönül çiçeğim...
Ey siyah gül !.. Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun , Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken , Ehad ! dedin , daha da yüreklendin .. Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine .. Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden .. Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK .. ..
Gönül Çiçeğim...
Gönül Çiçeğim... Yine buğulusun gönül çiçeğim, yine ağlıyorsun! Gül kokmayan bir yürek gördün mü, salıverirsin damlalarını gönüllere... Hep ağlıyorsun gönül çiçeğim, Sevdaysa sevda, hasretse hasret, hüzünse hüzün... ne varsa buğulu bulutlarında, yağmur eder sunarsın bahara. İyi ki ağlarsın gönül çiçeğim, Çiçeklerin umut kokar. Baharı bile umutlandırdın ya gönül çiçeğim, gam sana yakışmaz gayrı. Gam bizim işimiz, hüzün bizim işimiz gayrı. İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen açmasaydın, sen beyazlığını damla damla düşürmeseydin karakışın hüküm sürdüğü buzdan yüreklere, hangi ağaç meyveyi umut ederek çiçeklerini salardı karakışın bağrına? Hangi çiçek güneşli günleri umut ederek tomurcuğunu terk ederdi? Hangi beyaz kelebek, soğuktan kenetlediği titrek kanatlarını semaya açarak kanatlanırdı? İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen damlamasaydın, kardelenler nazlı çiçeklerini açar mıydı beyaz karlara inat? Kim beyazlığın sadece karda değil, çiçeklerde de olabileceğini düşünebilirdi? İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen de açmasaydın gönül çiçeğim, kara bulutların arkasındaki mavi gökyüzüne özlemler yeşermezdi dallarda. Belki hüzün savrulurdu sadece ağaçların kuru dallarında tipiyle karışık. Belki yağmur nedir bilinmezdi. Oysa sen hep gülü savurdun gökyüzüne, hep gülü koklattın rüzgarlara. Sen bilirsin ki; "Bir çiçek ölmeden, meyve dirilmez!" İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Adın baharla birlikte anılır oldu gönül çiçeğim. Rüzgarlarla karlara savrulan her yaprağın, karlara baharı hatırlattı. Çiçeklerin sıcak gözyaşlarıydı zira. Gözyaşları yağmuru, yağmur baharı hatırlattı sonra. İyi ki ağlamışsın gönül çiçeğim, Şimdi bildim, sürgünlüklerin, hasretliklerin, hüzünlerin neden senin dostun olduğunu. Sen gülü damladın karakışın rüzgarlarına. Gülü saçlarına takıp giden rüzgarlar, gözyaşlarını da taşıdı yedi iklime. Şimdi anladım; "gül sevginin özü" Hasretlikler, hüzünler, ayrılıklar gülün kokusudur çünkü. Sen gül kokuyorsun çünkü. İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Dedin ya; "Çiçekler ölmezse meyveler olmaz!" Tomurcuklar yokolmadan güller açılmaz!" Ölürsem başucuma bir gül dikilsin, Ölürsem başucuma bir gülle gelinsin! (alıntı)

Sözün dermanı tükendi bu akşam Ağlayamayacak kadar bitkin şimdi gözlerim Kelamına derman olacak kadar kalemine bulaşmışsam Ölümün hevesine inat gelmenide beklerim..
June 29 Acı Vurdu Lisanı, Ondan Geriye Susmalar Kaldı...!
Biz bir yerlerdeyiz. Hayat bir yerlerde. Bambaşka yollarda akıyoruz. Bazen karşılaşır gibi oluyoruz. Ama çabuk kaybediyoruz. Farkında olmadan, farkına varamadan sadece akıyoruz. İnsan, mekân, zaman, eşya, su akıyor. Suyun farkına varamadan abdestler akıyor. Nimetin farkında olamadan öğünler akıyor. Yolu fark edinceye kadar adımlar tükeniyor, nice şehirler geride kalıyor da
hiçbir şehre varamıyoruz. Biz bir yerlerdeyiz, hayat bir yerlerde.
Elvida Ünlü

Unutmayın Kİ; Her Abdest Bİr Yemindir aslında… Bu Eller bir daha Harama günaha Uzanmayacak! Bu ağız Harama açılmayacak! Bu dil bir daha kötüyü söylemeyecek, iftira etmeyecek, yalan söylemeyecek,dedikodu yapmayacak! Bu burun yeni arzuların peşinde koşmayacak! Bu Kollar Harama sarılmayacak! Bu gözler Harama bakmayacak! Bu beyin kötüyü Planlamayacak! Bu Kulaklar harami duymayacak! Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak! söz veriyorum Allah’ım! Evet itiraf ediyorum bunları yaptım,affet! Temizle, arıt beni, Sen temizlemezsen Ben temizlenemem! Bana Yardim Et, Beni Temizle , Beni Arıt! Her Abdest Bu Anlama gelir Ya da gelmeli Farkında mıyız? Abdest mi alıyoruz? Yoksa El yüz mü yıkıyoruz? Abdest Ruhumuzda Beynimizde böyle Algılanıyor mu? Yankılanıyor mu? Eğer Abdest böyle Alınmışsa Uzakta Değil Hemen evinizin önünde, Çok yakınınızda, hatta evinizin içinde İstediğinizde Hemen bulabileceğiniz Arıtıcı, Temizleyici, durulayıcı Bir Nehir bulursunuz Böyle bir nehirde günde beş kez yıkananda Kirden,Günahtan Eser kalır mı?
June 09 GÖZDEN SÜZÜLEN BIR DAMLA YAŞTIR DUA...
Yürekten kopup gelen niyaz,edeple eğilen baş ve gözden
Süzülen bir damla yaştır dua...
Sonsuz Kudret ve Merhamet Sahibinin kapısında heyecan,
Ve umutla bekleyiştir dua..
Karşılıksız ,sınırsız verilmiş nimetlere teşekkürdür dua..
Dostun dosta,sevenin sevgiliyle muhabbetidir dua..
Dünya gurbetinden gerçek sılaya yöneliştir dua..
Durun! Korkuyorum...
Ne zaman sabahın buz gibi sessizliğinde bir salâ duysam,
kendi adımın ilânını düşünüyorum. Ölümü hatırlamam için tek sebep değil artık, yeni bir cenaze görmek… Saçlarımın beyazlığı ürkütüyor beni…
Buruşuk ellerimin yorgunluğu, titrek bedenimle bir olup bana zamanı hatırlatıyor.
Zamanın tükendiğini… “En sevdiklerim yaşlılardır, anlamazlar bir şeyden…”
diyerek yanımda muhabbete dalıyor ve kırılan kalbimden habersiz,
beni yine kendi hâlime bırakıyorlar… Bilmiyorlar, yaşlılık bana çocukluğumu armağan ediyor…
Yeniden doğduğum günü hatırlamaya çalışıyorum, yaşım neydi, hatta belki adım neydi?!
Ağır adımlarla yürümek bana, emekleyen bebekliğimi yeniden yaşatıyor.
Ellerimi, ağzımı başkaları yıkıyor…
Ben izliyorum… “Sus!” derlerse susuyor, kızarlarsa boynumu büküyorum…
Bebekleri izliyorum; gözlerim doluyor, kendimi görüyorum onlarda…
Herkes bedenimdeki acılara ağlarım sanıyor.
Bense bitmiş olan geçmişim ve nasıllığını bilmediğim geleceğime ağlıyorum.
Sonsuzluğu tesellim yapmak istiyorum, ama korkuyorum.. Yüzlerindeki kırışıklıkları, hayallerine yaklaştırmayan aynadaki yüzlere bakıyorum. Sonsuzluğun şahikalarını kendilerine hiç yakıştıramıyorlar…
Kızıyorlar çıkarlarına dokunanlara ve
yanlarında olmayanlar için savuruyorlar iddialı cümlelerini…
Dedikodunun tadı damaklarında, kırıp geçiriyorlar kalpleri… Ve “Durun!..” diyorum onlara, “Durun, ben korkuyorum!..
Çünkü sonsuzluğun ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum!”
Ama yüreğimin içlerindeki bu sancılı cümleleri kimseye duyuramıyorum… İhtiyar olmak zor gelmiyor bana...
Hep yaşlı bir hayat geçirmişim gibi davranan,
şimdiki çökmüşlüğümle beni damgalayan sevdiklerim de değil içimi acıtan…
Sırtımda taşıdığım, geçmişi günah dolu yüklerim zorluyor beni…
Bir Allah kelâmını hatırlamadan belki de haftalarım geçip gitmişti.
Yaşadıklarıma olan isyan dolu cümlelerim sarıyor etrafımı şimdi… Bütün bunlar olup biterken, gözlerimden yaşlar süzülürken,
yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın hesabının
bunlardan ibaret kalmayacağını fark ediyorum.
Ben yavrularımın yüreklerindeki o kocaman boşluktan sorumluydum.
Allâh’ı anlatmadığım her sahne için başrol oyuncusuydum. Yine ruhumla yüzleşmelerime döndü içim…
Geç de olsa tevbeleri keşfetmiştim…
Duâ etmek için ellerimi semâya doğru açtığımda,
buruşuk ellerim kadar geç kaldığımı fark ettim. Ama yine de O’nun merhametin yaratıcısı olduğunu yüreğime îlân ettim. Ve son nefesim için geç kalmamayı, korkularımdan uzak,
yalnızca O’ndan istedim…
Fatma Aladağ
GÖZDEN SÜZÜLEN BIR DAMLA YAŞTIR DUA...
Copyright ©2009 KARDELEN™
|
|
|
|