kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 11

    Sevgili'nin Sevgilisi ....

     
     

    Sevgili'nin Sevgilisi ......

    HZ. ÂİŞE

     

    Tüm zamanların en unutulmaz yarışı ama izleyicisi yok. İki yarışmacıdan genç olanı bir çizgi çekiyor yere; bir başlangıç çizgisi. Oradan koşmaya başlayacaklar. Gömleğini beline bağlıyor iyice. Tuhaf bir yarış, yenilse üzülmeyecek. Sevgiyle bakıyor rakibine. O teklif etti yarışmayı. Düşünebiliyor musunuz, O! Bir kelimesiyle binlerce insanı peşinden sürükleyen, bir işaretiyle ayı ikiye bölen O! Hem de Bedir yolunda. Diğer ucunda tüm zamanların en önemli savaşının kendilerini beklediği o yolda gülümseyerek sordu:

    -  Âişe seninle yarış yapalım mı?

    -  Yapalım, ey Allah'ın Rasulü!

     Yarışın başlaması için göz göze gelmeleri yetiyor. Hz. Peygamber ve sevgili eşi koşmaya başlıyorlar. O anda orada olmasalar da, milyonlarca izleyici, Hz. Âişe'nin kelimeleriyle şahit oluyor bu sevimli yarışa. İnsan Peygamber'in Bedir Savaşı'na giderken açtığı bu sevgi sayfasını hayranlıkla seyrediyorlar. Yarışı O kazanıyor. O, yani Peygamber. Yarışı kaybedeninse üzüntüsü değil, sevinci okunuyor yüzünden, "Bu Zulmecaz'daki koşunun rövanşıydı!" derken Nebî. Bu söz Hz. Âişe'yi yıllar öncesine götürüyor. Daha küçücükken babası Ebu Bekir'in yanında kazandığı o latif yarışa.

    Kaderi onu büyük bir sorumluluğa hazırlıyor. Son Peygamber'in hafızası olmaya. Taze bir kil tablet gibi O'ndan gelecek esintileri bile kaydedecek çok genç bir hafızaya ihtiyaç var çünkü; O'na âit her ayrıntıyı gelecek zamanlara taşıyacak bir hafıza. Gece, gündüz yanında olması gerekiyor bu yüzden; evde, yolculukta, savaşta ve barışta. Eşi olması gerekiyor, tek genç kız hayatındaki. Dokuz yıl süren evliliği boyunca öğrendiği her şeyi, O'nun vefatından sonra kırk yedi yıl anlatması gerekiyor. Dokuz yıl hem odasından, hem odasında dinliyor Son Peygamber'i. Odasının duvarı Mescid-i Nebevî'ye bitişik Hz. Âişe'nin.  O'nun ashabına söylediği her sözü duyuyor ve odasına geldiğinde soruyor anlamadıklarını. Bir gün Allah'ın Sevgilisi ashabına, "Her kim Allah'la bu­luşmayı severse Allah da onunla buluşmayı sever. Ve her kim Allah ile buluşmayı sevmezse Allah da onunla buluşmayı sevmez."demiş ve Hz.Âişe'nin, "İçimizde ölümü isteyen yoktur" yakınmasını bir anahtara dönüştürerek açmıştı  manayı: "Bir mümin; Allah'ın rahmeti, rızası ve cenneti dile getirildiğinde Allah'la buluşmaya bir özlem hisseder ve yüce Allah tarafından aynı özlemle karşılanır. Fakat bir kâfir; Allah'ın azabını, gazabı­nı duyduğu zaman Allah'a kavuşacağı günden hoşlanmaz ve Cenâb-ı Hak tarafından da aynı hoşnutsuzlukla karşılanır." Bir başka gün "İnsanlar kıyamet günü çırılçıplak kalacaklar" sözüne hayret ederek, "Nasıl olur?  bunlar birbirlerini görmeyecekler mi?" diye Hz. Peygamber'e sormuş, "Öyle dehşetli bir gündür ki kıyamet, kimsenin kimseden haberi olmaz!" cevabını almıştı.

       Hep yanındaydı sevdiğinin. Bedir'de zaferin, Uhud'da hüznün nasıl yansıdığını görmüştü Peygamber çehresine. Sırtında su taşırken, yaralılara bakarken müminlerin annesi, Mescid-i Nebevî'de mızraklarıyla savaş oyunları sergileyen Habeşliler'i O'nun omzuna dayanarak seyrederken Sevgili'nin sevgilisiydi. Hz. Ali, "Rasulullah'ın Sevgilisi" diyordu ona bir hadis rivayetinde. Tâbiîn'den Mesruk, "Allah'ın Sevgilisi'nin Sevgilisi" diye anıyordu onu. Hz. Peygamber, dünyada en çok kimi sevdiği sorulduğunda, "Âişe" diye cevaplıyor, eşlerinden sadece onun yanındayken vahiy geldiğini söyleyerek makamına işaret ediyordu. Hz. Âişe yalnız bilgisi, zekâsı, kavrayışı ve hitabetiyle değil, ibadetleriyle de hak ediyordu bu sevgiyi; gündüzlerini oruçlu geçiriyor, gecenin en koyu anlarını namazla aydınlatıyordu. Tevazusu, kanaatkârlığı ve cömertliğiyle Ebu Bekir'in kızı, gıybetten kaçınması, yoksulları himayesi ve vakarıyla Hz. Peygamber'in eşiydi. Tek bir kusuru vardı, kıskançlık! Çok seviyordu Hz. Peygamber'i ve çok kıskanıyordu. Ancak bu yangını kontrol altına alabilecek bir erdeme ve dirayete sahipti o. Hz. Peygamberin diğer eşlerinin faziletlerine dair hadisleri rivayet etmekte tereddüt etmiyor, Hz.Ali, Hz. Fâtıma ve diğer sahabilerin erdemlerini ilan eden onlarca nebevî belge bırakıyordu gelecek zamanlara.

    Ve güvenilir Muhammed (sav)'in sonsuz güveni "sırdaş" yapmıştı onu Nebî'yle. Tarihin dönüm noktalarından "Mekke'nin fethi" bir sır olarak sadece ona açılmış, hazırlıkların fetih için olduğu yalnız ona fısıldanmıştı. Hz. Peygambere olan düşmanlıklarını gizleyen münafıklar işte bu sonsuz güvene nişan almışlardı Son Peygamber'i sarsmak ve gözden düşürmek için. Bir savaş dönüşünde kaybedilen gerdanlık iftira çamuruna batırılarak sahibine iade edilmiş, bütün zamanların en tehlikeli münafığı Abdullah b. Übey b. Selûl, Müminlerin Annesi'nin üzerine sözlerin en yalanı olan zannın kara şalını atmıştı. Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir içlerinde en küçük bir şüphe olmasa da bu çirkin dedikodulardan müteessir olmuşlar, bir tesadüf eseri iftiradan haberdar olan annemiz üzüntüsünden yataklara düşmüştü. Sonunda Hz. Peygamberin "Humeyra"sı, "Âiş"i, "Âişecik"i baba evine gitmek için Efendisinden izin istemiş, yedi kat semadan beraati gelene kadar gözyaşı dökmüştü orada.

    Nur Sûresi'nin on âyeti sadece Hz. Âişe'ye değil, gelecek zamanların iftira mağdurlarına da bir şifa olarak inmiş, Yüce Allah, "Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, ‘Bu apaçık bir iftiradır.'demeleri gerekmez miydi?(Bu iddiayı ortaya atanların)da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir!" (Nûr,12-13) buyurarak insan onuruyla oynayanları azabıyla tehdit etmişti. Böylesi bir suçlamaya dayanak olacak bilgiyi zanların ve şüphelerin kıyıcı zehrinden kurtaran bu âyetler, dört muhkem şahit olmaksızın insanların iffetleri hakkında ileri geri konuşmayı yasaklamış, bu meselenin önemini ve tehlikesini, "Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük suçtur," (Nûr,15) İlâhî buyruğuyla vurgulamıştı.

    Sevinç geri almıştı hüznün zapt ettiği kaleleri. Hz. Âişe evine, Efendimizin tebessümü yüzüne geri dönmüş, annemiz ardı arkası kesilmeyen sorularıyla yeniden gülümsetmeye başlatmıştı hayat arkadaşını. Ta ki o soruyu sorana kadar.  Hiç uyumadan ibadetle geçirdiği bir gecenin sabahında, "Ya Rasululah! Geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlandığı hal­de mübarek vücuduna neden bu kadar eziyet ediyor­sun?" deyivermiş, Kâinatın Efendisinin gözlerini yaşla dolduran bu soru, yüzyılları sarsacak bir başka soruyla cevaplanmıştı: "Şükreden bir kul olmayayım mı?"  Ve şükürle geçen bir ömür sonunda mübarek başını Hz. Âişe'nin kucağına koymuştu Allah'ın sevgilisi. Yarışta yine öne geçmiş, sevgilisinin merhamet ve yaş dolu gözlerinin serinliğinde çıkmıştı âhiret yolculuğuna...

     

    A.Ali Ural

     

     

     

    ''Sevgili'ye ve sevgilinin Sevgilisine,

    binlerce salat ve selam olsun......''

     

    Copyright ©2008 KARDELEN™  

    Comments (4)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    KARDELEN KARDES ALNIMA GONDERDIGIN ILETILER ICIN CCCCOOOOK TESEKKUR EDERRIM ...ALLAH RAZI OLSUBN..SIZI8 YAKINDAN TANIMAK IISTITYORUM.
    adresınızı bana gonderırısenız cook sevınırımm...........
    Dec. 4
    MUHAMMED ...wrote:
    HABİBULLAH' A DÜNYADA VE ALEMLERDE BÜGÜNE KADAR YAPILMIŞ VE YAPILACAK; EN GÜZEL VE SALAT VE SELAMLAR OLSUN. VE BAKİ OLAN ALLAH C.C. SALAT VE SELAMIMIZI EBEDİ VE DAİM ETSİN. AMİN.
    BİR CANIM VAR, KURBAN OLUN MUHAMMED MUSTAFA S.T.A.V. EFENDİMİZE...
    Nov. 29
    ahmed akwrote:
    Aglayın diyordu O,s.a.v.

    Aglamali insan; göz pinarlari kuruyuncaya kadar aglamali... Yaptigi
    hatalara, günahlara, yanlislara aglamali.

    Bazen sevgiden bazen de hüzünden aglamali. Bazen sevgiliye kavusma ümidiyle
    bazen de kavusamayacagi endisesiyle aglamali.
     Hem aglamak erdemdir,kemâle
    ermedir, iç huzuru bulmadir. Gözyasi yumusatir kalpleri, hem öyle bir
    yumusatir ki, en sert kayalar gibi de olsa yüregi insanin, parçalanir
    parçalanir ve kuma dönüsür.

    Gözlerden süzülen yaslar kalplere; merhamet, sefkat ve huzur olarak iner.
    Sevgililer Sevgilisi de, çogu zaman mübarek gözlerinden yaslar akitti;
    ailesi için, ümmeti için, inanmayanlar için... O,bizlere de hep bunu tavsiye
    buyurdu;

    Aglayin diyordu.
    Çünkü O,s.a.v. insani hüsrana ugratacak isaretlerin basinda
    ‘GÖZYASININ KURUMASINI’ gösteriyordu.

    Söyle buyuruyorlardi Efendiler Efendisi (sas):

     “Dört sey insanda hüsran
    alâmetidir: Gözün kurumasi (GÜNAHLARINA AGLAMAMAK), kalbin katilasmasi,tûl-i
    emel (dünyada hiç ölmeyecekmis gibi planlar yapmak) ve dünyaya karsi hirs.”

    Hüsran alameti olarak isaret buyurulan‘AGLAMA’ konusunda ne kadar hassasiz
    acaba?
    Sahi en son günahlarimiz için ne zaman agladik?
    selam ve dua ile ablacığım
    Nov. 15
    Hz.Aişe, Peygamberimizle yeni evlenmişti.
    Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,
    ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…
    Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konuşmadan edemedi.
    “Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”

    “Evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”

    Aişe dahasını da merak ediyordu,acaba nasıl seviyordu? Hemen sordu:
    “Beni nasıl seviyorsun?”
    Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;


    “Kördüğüm gibi”


    bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm açılamazdı.
    Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
    Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için,Hz. Aişe sık sık sorardı:
    “Ey Allah’ın Resulü, kördüğüm ne alemde?”
    Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:


    “İlk gün ki gibi…”



    Nov. 11

    Trackbacks (1)

    The trackback URL for this entry is:
    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/blog/cns!C6CD8B60DD042FBF!9913.trak
    Weblogs that reference this entry