Profiel van kardelenஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...Foto'sWeblogLijstenMeer Extra Help

Weblog


    23 augustus

    Canım Yanıyor....

     

     

     

     

     

     

    Image and video hosting by TinyPic 

    Canım Yanıyor.... 

     

    Canım yanıyor içimde bir sızı nedenini bilmiyorum Yada ulaşamamak,ağlayamamak derinden,
    Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak
    Yönelememek sana içten bir aşkla
    Canım yanıyor ya Rabbel alemin
    Bir sızı var anlayamadığım,
    Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin
    Adını koyamadığım,
    Bugün gitmek istedim buralardan
    Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için,
    Çıktım viran şehrimden; daha fazla gidemedim nedense,
    Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime,
    İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,
    Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım,
    Bir güvercin gördüm sırılsıklam; EL-CELİL dedi içimdeki sese,
    Ne büyük.ne yücesin; yüceliğinle derman ol derdime,
    Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAHIM
    Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,
    MALİKÜL-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte
    Sen her şeyin tek sahibi ALLAHIM,
    İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım
    EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda,
    Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAHIM,yardım et bu kuluna,
    Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata
    Hepsi rükuda hepsi kıyamda
    Çiçekler,otlar,toprak secdede
    En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette
    YA HALIK diyor tabiat; adem ise hüsranda,azapta
    Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATİF
    Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS
    EY adalet sahibi EL-ADL
    EY büyüklük sahibi EL-AZİM
    EY merhamet sahibi ER-RAHMAN
    Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin,
    Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış,
    her şey sende yaşarken; İnsanlık nefsinde ölmüş
    Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş,
    Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi ...

    UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAHIM
    Bizi bize bırakma ALLAHIM
    BİZİ BİZE BIRAKMA! ! !
    Amin...Amin...Amin...

      

     Copyright ©2008 KARDELEN™

     

                                                                          
                                                 

    (1) reacties

    Een ogenblik geduld...
    De reactie die je hebt ingevoerd is te lang. Maak hem iets korter.
    Je hebt niets ingevoerd. Probeer het opnieuw.
    We kunnen je reactie nu niet toevoegen. Probeer het later opnieuw.
    Je hebt toestemming van je ouders nodig om een reactie toe te voegen Toestemming vragen
    Je kunt geen reacties geven omdat je ouders dit hebben uitgeschakeld.
    We kunnen je reactie nu niet verwijderen. Probeer het later opnieuw.
    Je hebt het maximale aantal reacties overschreden dat je elke dag kunt versturen. Probeer het over 24 uur nog eens.
    De mogelijkheid om reacties te geven is uitgeschakeld voor je account omdat onze systemen aangeven dat je spam naar andere gebruikers verzendt. Als je van mening bent dat je account ten onrechte is uitgeschakeld, kun je contact opnemen met de klantondersteuning van Windows Live.
    Voer de beveiligingscontrole hieronder uit om een reactie achter te laten.
    De tekens die je typt moeten overeenkomen met die in de afbeelding of het audiofragment.

    Meld je aan bij Windows Live ID om een reactie toe te voegen (als je Hotmail, Messenger of Xbox LIVE gebruikt, heb je al een Windows Live ID). Aanmelden


    Heb je geen Windows Live ID? Maak er nu een aan

    ahmed akzegt:
    Yaşasın ölsek de yaşamak...Cihat Zafer


    “ Aynı şaraptan içtik, onlar bir kaç kadeh evvel sarhoş oldular...”

    KİMİN BU MISRA hatırlamak gereksiz, ne şarap orada anlatılan, ne sarhoş olmak çünkü...

    Bu mısrayı sen, bir ölen oldu mu, ölümden söz açıldı mı söylerdin...

    Ne zaman söz açılmazdı ki ölümden?

    “Toprak üstünde yürümek, kabûl,

    Toprak altında çürümek, kabûl...”

    Her gün söylerdin...

    Bize mi öğretiyordun, hatırlatıyordun, kendini mi hazırlıyordun ölüme, bilmiyorum...

    Çok kalmadın, gittin.

    “Bir kaç kadeh evvel...”

    Hastalığını öğrenenler seni teselli etmek istemişti de,

    “Sakın beni teselli etmeyin” demiştin,

    “Kimin malını kimden kıskanıyoruz...

    Veren O, alan O...

    Ne hakkım var ki, davacı olayım? Bu kadar kitabı iş olsun diye mi okuduk?”

    Bahçendeki o küçücük, sarı aşı boyalı, tek katlı, demir kapılı evin önünde, galiba incir ağacının altında, son kez gördüm yüzünü...

    Sabahattin ağabey, “Açın, yüzünü görsün” dedi, gördüm...

    Hiç ölmeyecekmiş gibiydi yüzün, hiç ölmemiş gibi, hakikat gibi... Eğilmemiş bir başın yüzüydü, bükülmemiş bir sözün yüzüydü yüzün, büyük bir kapıda karşılanmış bir misafirin yüzüydü, “uğrunda öldüğünün uğrunda yaşadığının” yüzüydü yüzün...

    “İnsanlar O’na benzesinler diye yaratılmıştır!”

    “Göklere giden yolu bulmak isteyenler Allah’ın elçisinin (sav) yerdeki ayak izlerini takib etsin!”

    Yolda bir yol bulmuştun, yolda ilerlemiştin... Gidiyordun...

    Benzemek mi? Benziyordun... İfadelerin kadar benziyordun, ben şahidim, sen O’nu anlamayı ve anlatmayı hayatının ifadesi bilmiştin, sanki hep O’ndan bir ifadeydin...

    Tıpkı beynindeki tümörü ilk duyduğunda bana anlattıklarını sakladığım gibi, senin acını saklıyorum, kendime acıyarak...

    Yüzüne dünya gözüyle son kez bakarken gördüklerimi de saklıyorum...

    Bilmeni isterim ki, senin yanında yürümenin yürümek kadar güzel bir tadı vardı, çayın ve dumanın bize öğrettikleri vardı, sıcaklık gibi, erimek, kaybolmak, hayata karışmak gibi...

    “ Taş merdivenler gibi aşınmış ayaklardan,

    Secde yerine çarpa çarpa alnım aşınsa!

    Göklerin kamçısiyle yediğim dayaklardan,

    Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa!”

    Ne çok okurdun bu mısraları....

    “Şu derinliğe bak, şu yüksekliğe bak, şu samimiyete bak, şu ifadenin benzeri yok, şu teslimiyete bak.. ” diyerek...

    Baktığın, gördüğün kendini bulduklarındı...

    Sen onlardın...

    Ne kibar, ne cesur, ne içli, ne mert, ne utangaç ve ne anlaşılmamış adamdın.

    Bir yerde durmak zorundayım... Her gün içimden konuştuklarımızı mümkün olursa bir Ş. Kitabı derleyerek bir araya getireceğiz... Posterlerin, notların, yazıların, anekdotların, hatıraların, seni tanıyanların, akrabalarının yazıları olacak bu kitapta...

    Mümkün olduğu kadar sade, titiz... Merak etme, konuştuğumuz gibi olacak, hep konuştuğumuz gibi...

    Senin çocukların, şimdi Mehmed Kısakürek’in yazdığı senaryoyu, doğumunun 100. yılı için Necip Fazıl belge-filmini çekiyorlar...

    Üstadı okumamış, anlamamış, sevmemiş kimse yok içlerinde...

    Ve yetiyorlar...

    Sevindin mi?

    Mehmet Barlas, o günlerde, bir yazısında senin cümlene benzer bir cümle kurmuştu...

    Üzülmüş, hemen değiştirmiştin posterindeki cümleyi...

    “Aynı şey değil ki, neden biz değiştirelim” demem durdurmamıştı seni...

    Bu kadar doğru, orijinal ve hayatına saygılıydın.

    Geçenlerde gazetedeki köşesinde, senin bir özdeyişini aynen yayınladı Mehmet Barlas, hiç değiştirmeden...

    Tesirin artarak sürecek, benim canım hocam, fikir kadar ince dervişim.

    Seni hiç unutmadık, hep anıyoruz... Saygıyla, sevgiyle, rahmetle...

    “Öleceğiz; müjdeler olsun, müjdeler olsun!

    Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”

    “Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...

    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

    selam ve dua ile can ablacığım Allah c.c. razı olsun.paylaştığınız her blog apayrı bir mana taşıyor hakka dair.vesselam
    25 Aug.

    Links naar je weblog (3)

    De URL voor de link naar dit weblogitem is:
    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/blog/cns!C6CD8B60DD042FBF!7402.trak
    Weblogs die naar dit item verwijzen