kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 12

    Kalbin hazineleri ...

    Image and video hosting by TinyPic  Image and video hosting by TinyPic 

     

     

     

     

     

     

     

     

    Image and video hosting by TinyPic  

      

       

    Image Hosted by ImageShack.us Kalbin hazineleri Image Hosted by ImageShack.us 

    İrfan sahiplerinin kalbi, yeryüzünde, Allah-u Zülcelal’in hazinesidir. O hazinelerde; inceliğinin çözümü güç hikmetler, derinliğine akıl ermeyen sevgiler bulunur. İlmin aydınlıkları oradadır.

    Kalp, neden kar eder, neden zarar eder? Bütün bunlar iyi bilinmelidir. Sonra, kalbin başlıca düşmanı olan, şeytandan ve onun şerrinden Allah-u Zülcelal’e sığınmalıdır.

    Kalp, Allah-u Zülcelal’in hazinesi olduğuna göre, ona, Allah-u Zülcelal’den başkasına ait bir şey koymamak bir vazifedir. Çünkü Allah-u Zülcelal, ancak kalbe bakar. Baktığı zaman, başkasını görürse, darılır. Sahibini rezil eder. Süründürür. Düşmanlarını, o kalp sahibinin başına salar.

    Kalple yapılan işler, Allah içindir. Ona riya, gösteriş karışmamalı. Dış duygular ile yapılan işler, karışık olur. Kalple yapılan işler, dış duygular olmadan kabul olunur, ama dış duygularla yapılan işler, kalpten gelmezse, makbul olmaz. Kaldı ki, sevap da getirmez.

    Bir kul, dış duyguları ile bir iş tutar da, kalbi yönü ile zayıf olursa, onun için verilecek hüküm, kalbinin iyi olmadığıdır. Kalben kusurlu oluşudur. Onun düzeltilmesi icap eder.

    Bir kimsenin, kalben yaptığı amel doğru olursa, dış durumu az kusurlu olursa, onun mükafatı yine de bolca olur. Ki bu mükafat ancak, kalben yaptığı amel için verilir.

    Musa (as) bir gün, üçyüz seneden beri, bir taş üzerinde ibadet etmekte olan birine rastladı. Durmadan ağlıyor, gözyaşları su gibi akıp geliyordu. Onun yanında durdu. Ağlamasına baktı. Kendisi de ağlamaya başladı ve şöyle yalvardı:

    - Ya Rabbi, bu kuluna merhamet, ona acımayacak mısın? Şu cevabı aldı:

    - Hayır, acımayacağım… Sebebini sorunca şu cevabı aldı:

    - Onun kalbi, benden başkası ile olmak ister. Onun bir cübbesi var, onunla örtünüyor. Sanıyor ki, kendisini, sıcaktan ve soğuktan o cübbesi koruyor.

    Resulullah (sav) Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Bir kulun kalbi tam olmadıkça, yaptığı işler de tam olmaz. Kalbin tam ve sağlam olması için ise dilin sağlam olası gerekir.”

    Allah-u Zülcelal Musa (as)’a şöyle vahyetti: “İsrailoğullarına söyle, bana ibadet edilen yerlere girdikleri zaman, kalplerinde korku olsun. Basiretlerini açık tutsunlar. Vücutları temiz, niyetleri doğru olsun.”

    Image and video hosting by TinyPic  

     

      

     

     Image Hosted by ImageShack.us" Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm.

     Sana dehalet ediyorum ve Sana hizmetkârım ve Senin rızanı istiyorum ve

    Seni arıyorum."
           Allah'ım, bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve iman ehlinden eyle Âmin.Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     

       Copyright ©2008 KARDELEN™ 

     

    Comments (6)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    ahmed akwrote:
    Hakîkî bir dost bulmak, o kadar kolay değildir.

    İnsan kendisine iyi bir arkadaş bulabilir. Vefâlı bir eş ve iyi bir iş de bulabilir. Hatta, gökte aradığını yerde bulanlar bile vardır.

    Ama hakîkî bir dost bulmak o kadar kolay değildir. Önce gönüller üzerine dostluk köprüsü kurmak gerekir. Ancak böyle bir köprüyü inşâ edenler ve bu köprüden geçenler hakîkî dostlara kavuşabilirler. Dostluk köprüsünden geçmek için ise, insanın önce kendisinden geçmesi gerekir.

    Dostluk köprüleri, sağlam temeller ve şirin kemerler üzerine bina edilir. Bu köprülerin taşları cefa ile yontulmuş, harcı vefa ile yoğrulmuştur. Diğer köprülerin en az iki ayağı varken, dostluk köprüleri tek ayak üzerinde bile durabilirler. Yani karşı taraftan bir destek ve çıkar beklentisi yoktur.

    Dostların sevgisi de, şefkati de, ilgisi ve ikrâmı da karşılıksızdır. Bu köprülerin altından çok sular, üstünden uzun yıllar geçse de, onlar yıpranmaz ve yıkılmazlar. Böyle bir köprü inşâ etmek zahmetli olduğu için hakikî bir dost bulmak da zordur.

    Aşık Veysel, “Dost dost diye nicesine sarıldım” diyor. Ama hiçbirisinde bir vefâ bulamadığı için toprağın kucağına dönüyor. Çilenin, cefânın, sadakatin ve şefkatin sembolü olan kara toprağı dost olarak kabul ediyor. Bir başka âşık, ömür boyu bir dost bulamadığından yakınıyor,

    “Bir dost bulamadım, gün akşam oldu” diyerek sazının tellerine dokunuyor.

    Mecazî aşkın çöllerinde dolaşanlar, hakîki bir dost bulamamanın ıztırabını yaşarlar. Allah dostlarından bir zatın dediği gibi, böyle âşıkların divanlarını sıksan, herbirinden hazînâne birer feryat damlar. Ancak, dostluk köprüsünden geçenler, Leylâ’yı bırakıp Mevlâ’ya koşanlar elemsiz lezzete kavuşabilirler.

    Hallac-ı Mansur, Allah dostudur. Dostluk köprüsünden geçerek Rabbine o kadar yaklaşmış ki, artık O’nu kendinden, kendisini de O’ndan sayarak “Ene’l-Hak” demiştir. Fakat dost halinden anlamayanlar velîliği delilik kabul ederek kendisini idam ettiler. Önce ellerini ve ayaklarını kestiler, sonra da başını keserek bedenini yaktılar ve küllerini Dicle Nehrine attılar. Böylece gerçek bir dost, dostu için canını feda etmiş oluyordu.

    Mansur idam edilirken, şeytan karşısına geçer ve şöyle der:

    “Ben de ene dedim, sen de ene dedin. Ama ben lânete maruz kaldım, sen rahmete nail oldun. Bunun hikmeti nedir?” Mansur da şu cevabı verir:

    “Sen ene dedin, kendini ortaya koydun, ben ene dedim, kendimi ortadan kovdum.”

    Demek ki, dost dostta fâni olursa, dostluk bâki kalıyor.

    Sufîlerin “fenâfillah” dedikleri bu olsa gerek. Dostluk köprüsünden geçebilmek için bazı şeylerden vazgeçmek gerekiyor. Mansur, önce ene’sinden, sonra da başından vazgeçiyor.

    Acaba bizler ebedî ve ezelî dostumuz olan Rabbimiz için nasıl bir fedakârlık gösteriyoruz? Meselâ, her sabah dost dâveti olan Ezân-ı Muhammedî’yi işitip de, bu dâvete icâbet etmek için uykumuzdan vazgeçebiliyor muyuz? İçimizdeki öfkeden, kinden, hased ve husûmetten vazgeçip, muhabbet yolunu seçebiliyor muyuz?

    Allah ve Rasûlüne ebedî dost olmak istiyorsak, gönlümüzün elinden tutup, “Gel dosta gidelim gönül” diye yollara düşmeliyiz.

    Bu yolda kaybedecek vaktimiz yoktur. Fırsatı kaçırdıktan sonra, “Geçti dost kervanı” diye sızlanmanın bir faydası olmayacaktır.

    Selam ve Duâ ile Hayırlı Ramazanlar ablacığım

    Aug. 31
    BÜŞRAwrote:
    SELAMÜNALEYKÜM  ELBETTE  BİZLER İÇİN KALP VE NİYET TEMİZLİĞİ İLK ETAPTA OLMALIDIR HER ZAMAN NİYETİMİZ HALİS VE SAMİMİ OLMALIDIR GÜZEL DÜŞÜNÜP, GÜZEL GÖRMELİYİZ BAŞIMIZA GELEN İYİ YA DA KÖTÜ NE VARSA HAYRA YORMALIYIZ ÇÜNKÜ GERÇEKTE İMANLI INSANLAR İÇİN BAŞIMIZA GELEN  YAŞANAN HER HADİSEDE BİR HAYIR VARDIR RABBİM CÜMLEMİZİ HAYILILARDAN SAMİMİ VE İHLASLI KULLARINDAN EYLESİN. NİMETLERİN EN GÜZELİ İMANDIR RABBİM CÜMLEMİZE NASİP ETSİN İNŞAALLAH SELAM VE DUA İLE ALLAH'A EMANET OLUN
    Aug. 23
    ahmed akwrote:

     

    “İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în.”
    “Sadece sana ibadet eder, sadece sana dayanır, senden yardım dileriz.”

    Bu cümleyi her namazın her rekâtında okuyoruz. Camide, evde, kırda-bayırda, her nerede bulunuyorsak Kâbe’ye yöneliyor ve konuşmaya başlıyoruz. Sahi biz kendi kendimize mi konuşuyoruz, yoksa karşımızda biri mi var?




    Soru tuhaf gelebilir. Ama kendi ibadetlerime, kıldığım namazlara, zikirlerime, dualarıma bakıyorum da, bu soruları sormadan edemiyorum:

    Zikir ile meşgul olurken kimin ismini anıyorsun?

    Dua yaparken kime yalvarıyorsun?

    Namaz kılarken kime “sadece sana ibadet eder, sadece sana dayanır, senden yardım dileriz” diyorsun?

    Düşünüyor ve soruyor, soruyor ve düşünüyorum:

    Şeksiz şüphesiz var olan O, tek ilâh, herkesin Rabbi... Evet O’nun karşısındasın, O’nunla konuşuyorsun. O’nun önünde secdelere yüz sürüyorsun. O, Allah... Mevlâmız, Rabbimiz... Her şeyin sahibi, her şeye her an hükmeden, yaratan...

    Canlıları sudan yaratan O...

    Her varlığa, insana her an şekil veren O...

    Toprağın sinesinde saklı tohumu bitiren O...

    İçtiğimiz suyu damla damla gökten indiren O...

    Dalından kopan tek bir yaprağın bile bilgisi dışında kopmadığı O...

    O Rabbimiz, Mevlâmız, kalplerimizin sahibi, sahibimiz...

    Zikrini çekerken seslendiğin O’dur.

    Namaza durduğunda karşında duran O’dur.

    Senin varlığın, gördüğün bildiğin herşeyin varlığı, O’nun varlığı karşısında sadece gölge. Gerçek varlık O’na ait...

    Ey var olan! Ey hakiki varlık! Var olan sensin sen... Sen ey Rabbim! Yarattıklarının varlığını, kendi varlığımı seni anlamama engel kılma.

    Beni var eden sensin. Varlığımı devam ettiren sensin. Her bir zerremi tutan sensin. Sen bana benden yakınsın.

    Hakiki var bir tek sensin. Sen ey Rabbim!..

    Sana şah damarından daha yakın olan Allah işte karşında.

    Şimdi huzura çıkma zamanıdır.

    Haydi O’nu an. O, her zaman ve her yerde seninle beraberdir...

    Ve “O, zuhurunun şiddetinden gaibtir...” (Seyyid Abdülhakim Arvasî)

    Ne zaman anarsam seni
    Kararım kalmaz Allahım.
    Senden gayrı gözüm yaşın
    Kimseler silmez Allahım.

    Sensin ismi Bakî olan
    Sensin dillerde okunan
    Senin aşkına dokunan
    Kendini bilmez Allahım.

    Aşık Yunus seni ister
    Lutfeyle cemalin göster
    Cemalin gören aşıklar
    Ebedi ölmez Allahım.

    Mehmet IŞIK

    selam ve dua ile hayırlı cumalar
    Aug. 15
    ahmed akwrote:

     

    HER SABAH binbir ümit ve neşe ile bizi hayata çağıran o kadar iş ve o kadar ses var ki, gözlerimizi açar açmaz bir koşuşturmadır başlıyor... Ve kendimizi birdenbire yaşamın tam ortasında buluyoruz. 
    Şu eksik, bu lâzım, haydi onu da yapayım derken, ertelediğimiz nice güzellikler hep bir başka güne taşınıyor. Birbiri ardınca nice mevsimler geçiyor. Halbuki, yaşadığımız bir başkasının hayatı değil, kendi hayatımız.Harcadığımız, kendi ömür sermayemiz.. Görülecek o kadar güzellik, anlatılacak o kadar harika şey hep mahzun, hep bir kenarda bizi bekliyor. Susturulmuş veya küstürülmüş çocuk gibi, boynu bükük ve mahzun, hep bekliyor onlar. Döner de bir gün bakarız, farkederiz diye...

    Baharın dört bir yandan sarmaladığı ve cihetsiz kuş seslerinin ruhumuza ilâhî bir hazzı, ulvî bir zevki tattırdığı erteleyemediğimiz bir zaman diliminde çok sevdiğim bir kardeşimle sohbet ediyorduk. Uzun süren dalgınlığımın ardından, ne düşündüğümü sordu.

    Ben de:

    — Öteden beri bunca insan nasıl öldü, son nefesini nasıl verdi ve acaba neler hissetti diye düşünürdüm. Şimdi ise nasıl ve ne halde öleceğimi merak ediyorum, dedim.

    Bu gibi durumlarda tekellüfsüz fakat hikmetli bir cevabı olurdu her zaman.

    — Cevabı belli abi, dedi.

    — Nasıl yani, dedim.

    — Hz. Peygamber “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” buyurmuş. Ölümünü merak ediyorsan, yaşadığın hayata bakmalısın.

    Birden beynimde şimşekler çaktı:

    — Ama, dedim, sadece ölümü değil, ölümden ötesini de merak ediyorum.

    — Onun da cevabı aynı hadisin devamında. Yani, “Nasıl ölürseniz, öyle de dirilirsiniz.”

    Merakımı giderecek başka cümleler aramaya gerek kalmamıştı. O güzel insan, sevgili Peygamber, insanları en doğru seçime iki cümle ile davet ediyordu. Nefsimizin bizi bu kadar içinde olduğumuz bir gerçekten alıp dâ nerelere taşıdığını anlamak için bu hatıra yeter.

    Gide gide ölüme varacağımızı zannediyoruz. Gide gide ölüme varılmıyor. Ölümle beraber gidiliyor. Ölüm hayatın gölgesi; onu bundan, bunu ondan ayırmak zor. Ama bir tecelli oluyor ve hayatın önünü kesiyor ölüm. Ecel gelince, başağrısı bahane... Gide gide ölüme varılsaydı, gidemeden ölenler olmazdı. Doğduğu günde ölenler var. Ha bir adım, ha yüz adım farketmiyor. Uzunluk veya kısalık bize göre bir kavram. Çok kısa sürede Rabbini razı eden işler yapıp da vefat eden ile yüz sene yaşamış olup da Yaratıcısından haberdar olmamış biri aynı kefede değerlendirilmez. Ölüm hayatın içinde olmasaydı, hayat bu kadar güzel ve çekici olur muydu? Hayatı güzelleştiren, belki de bu geçici ve fani yönü. Hayat bitmese, ölüm başımıza gelmese, ahirete nasıl geçilecekti, düşünülmeye değer doğrusu. Burada kalan dostların sayısının azaldığı, ahirete gidenlerin ise her gün çoğaldığı bu diyarda gurbetimiz oraya, anavatana geçmekle ve dostlarımıza kavuşmakla sona erecek. Hasret Sevgililer Sevgilisine kavuşmakla bitecek.

    “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

    (N.F.K)



    Ölüm saatinden daha güzel bayram mı arıyorsun ey nefsim? Dostum beni çağırdığı zaman nasıl koşarak gitmem ki? Yalnızlık çevremi kuşatmaya başlamışsa......



    Selim Gündüzalp


    selam ve dua ile kardeşim
    July 15
    KARADENİZwrote:
    MUHAKKAK Kİ.DÜNYAYA GELEN HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR.BİLE BİLE ÖLÜMÜ TADACAK OLAN İNSANOĞLUNUN KALBİ .ALLAHI NEDEN ZİKRETMEZ VE ALLAH İÇİN ATMAZ ANLIYAMIYORUM.ALLAH HEPİMİZİN YARDIMCISI OLSUN.AMİN
    July 14
    necmi ekrenwrote:
    mevlam kalbi temiz olan lardan eylesin cümlemizi  işin aslı bu kalbi rotasını iyi ayarlayabilmek  saol varol değerli arkadaşım vazifeye devam aeol hayırlı akşamlar
    July 12

    Trackbacks (4)

    The trackback URL for this entry is:
    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/blog/cns!C6CD8B60DD042FBF!6361.trak
    Weblogs that reference this entry