kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 10

    ölümü tesadüf sanma yada talihsizlik sanma ...

     

                                                                                              

        

     

                                 Image and video hosting by TinyPic  

                                                                     

                114286er7[1]  ölümü tesadüf sanma yada talihsizlik sanma 114286er7[1] 

     

    ölüm, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir.

    Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse,

    aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına,

    saniyesine kadar bellidir.

     İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek,

     o son ana doğru hızla yaklaşır.

    Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.

    Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün,

     Allah'ın ona sebep olarak yarattığı

    olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar.

     Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da,

    "Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı;

    şöyle yapılsaydı ölmezdi" gibi cahilce mantıklar yürütürler.

     Halbuki her insan kendisine tanınmışsüreden

     ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz.

    Ancak, imanın verdiği bilinçten uzak olan insanlar,

     her olaya olduğu gibi ölüme de tesadüfler zincirinin bir parçası olarak bakarlar.

     Allah Kuran'da, tamamen inkarcılara özgü olan

    böyle çarpık bir zihniyetten müminleri sakındırır:

    Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken

     veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için:

    "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın.

     Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı.

     Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir.

    (Al-i İmran Suresi, 156)

    Ölümü bir tesadüf sanmak büyük bir akılsızlıktır.

     Ve bu durum, üstteki ayetten de anlaşılacağı gibi,

    insana büyük bir manevi azap, karşı konulamaz bir sıkıntı verir.

     İnkar edenler, yakınlarını ve sevdiklerini kaybettiklerinde

    bu büyük azabı yaşarlar. Ölenin aslında bir kurtulma ihtimali olduğunu,

    fakat aksilik, tedbirsizlik gibi durumlar yüzünden zamansız öldüğünü düşünürler.

    Bu düşünce de onların üzüntü, pişmanlık ve

    acılarının katlanarak artmasına neden olur. Çektikleri bu sıkıntı ve acı,

    gerçekte inançsızlıklarının azabından başka bir şey değildir.

    Oysa olayın çok önemli bir sırrı vardır;

    ölümün sebebi, ne bir kaza, ne bir hastalık,

     ne de başka bir şeydir. Bütün bu sebepleri yaratan Allah'tır.

     Kaderimizde belirtilen süre dolduğu zaman,

    yukarıda sayılan sebeplerden herhangi bir tanesi nedeni ile hayatımız sona erer.

     Ve insan, elindeki tüm maddi imkanını seferber etse dahi,

    kendisi için belirlenmişolan ölüm zamanından bir an bile fazla yaşayamaz.

    Kuran'da bu İlahi kanun şöyle haber verilir:

    Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur.

     O, süresi belirtilmişbir yazıdır...

    (Al-i İmran Suresi, 145)


                             

     

     

    Biz dünyadan gider olduk,
    kalanlara selam olsun.
    Bizim için hayır dua,
    kılanlara selam olsun.
    Ecel büke belimizi,
    söyletmeye dilimizi
    Hasta iken halimizi,
    soranlara selam olsun...

    114286er7[1] 114286er7[1]114286er7[1]

                           Image Hosted by ImageShack.us

     

    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/

             

    Comments (6)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    Twrote:
    Have a GREAT weekend!
    Kiss,
    T
    25 July
    S.A ellerine sağlık Allah (C.C) senin gibi saliha bacılarımızı başımızdan eksik etmesin siz bu karanlık dünyanın güllerisiniz benim düşüncem budur selam ve dua ile kalın
    16 July
    KARADENİZwrote:
    EY FENÇLİĞI KAYBOLMUŞ KİŞİ.YAZIK Kİ SEN BAŞINDAKİ SAÇI BOYAMAKLA MEŞKÜLSÜN.O
    O,BOYAMAKLA YÜZÜNÜN MA MUR OLACAĞINI UMUYOR.HALBUKİ HER MA MURUN SONU HARAP OLMAKTADIR.
    MUHAKKAKİ BEN ONLARI.MÜSİBETİN EN BÜYÜĞÜNÜ BULDUM Kİ.BİRİ.GENÇLİĞININ GİTMESİ.VE DOSLARININ AYRILMASI.EN ÖNEMLİSİ.İSİ.ÖLÜM ONLAR İÇİNDE KAÇINILMAZDIR.
    14 July
    ahmed akwrote:


    YİNE BİR SEFER vaktiydi.
     
     Hz Peygamber ile, hanımı Ayşe gelmişti.
     ALLAH’ın Resulü her seferinde bir hanımını yanında götürürdü.
    Bu defa kura Ayşe’ye çıkmıştı.
    İslam ordusu çölün kızgın kumlarında yol alırken Hz Peygamber hanımına yavaşlamasını söyledi..
    Orduyada devam edin işareti yaptı.
    Nihayet ordu uzaklaşmış, Hz Peygamber ve eşi geride kalmışlardı.
    Kâinatın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı ALLAH elçisi hanımına sordu?
    -Yarışalım mı ya Ayşe?

    Ordu savaşa gidiyordu.
    Savaştan daha önemli bir mesele yoktu ve bu bir ölüm kalım meselesi idi.
     Bu durumda bile ALLAH’ın Resulü hanımını ihmal etmiyor ve hatta bugün için bile bize çok ayıp gelecek, hatta koca koca adamların
     hayatta yapamayacakları bir şeyi istiyordu hanımından
    .-Yarışalım mı ya Ayşe?

    Ordu silahlarını kuşanmış, düşman üzerine süzülüyordu.
     Dünyevi anlamda bundan daha büyük bir konu olamazdı.
     Savaş, ölüm ve kan belki de biraz sonra yollara dökülecekti.
    O ise hanımına soruyordu: -Yarışalım mı ya Ayşe?

    Sonunda Hz Ayşe de yarışa razı oldu.
    çizgi çizip yarışa başladılar
    Hz Ayşe ve âlemlere Rahmet olarak gönderilen yarışıyorlardı.
    Ve yarışı Hz Ayşe kazandı
    Öylece orduya vâsıl oldular.
    Hz Peygamber iş olsun diye değil,
    bugün idrak dahi edemeyeceğimiz bir tarzda
    savaşa giderken dahi hanımına vakit ayırmıştı.

    Sonra bir başka seferde orduyu yine ileriye gönderdi Hz Peygamber.
    yine sordu:
    -Yarışalım mı ya Ayşe.
    Ve hanımı yine tamam dedi.
     Yarıştılar kızgın kumların üstünde yürüyen orduya doğru.
    Bu defa Hz Peygamber kazanmıştı.

    -Bu dedi, âlemlere Rahmet olarak gönderilen.
     Geçen seferkinin rövanşı idi ve tebessümle baktı hanımına.
    Niye bu kadar resmi olduk acaba?
     Meşru dairedeki pek çok şeyi kendi kendimize haram kıldık.

    Bediüzzaman Münazarat’ta
    “Meşru daire içinde insanların ŞAHANE hür olmalarından” bahsediyordu.
     Biz ise kendi kendimize hürriyet kısıtlamalarında pek mahir olduk.
    Sahi siz hiç hanımınızla yarıştınız mı?
    Yoksa böyle şeyler bizi bozar mı?

    Levent Bilgi
    selam ve dua ile kardeşim
    12 July
    cok guzel bir konuya deginmişsiniz.yazınız cok güzel.allah razı olsun.güzel yazılarınızın devamın can-ı yurekten dilerim.saygılar.allaha emanet olunuz.
     
    cenabı rabbımız bizleri nefs belasına güclü kılsın.günahlarımızı ve tevbelerimizi kabul eylesin.
    bizleri topraktan yaratan, dirilten ve tekrar öldüren ve yine diriltecek olan allahtır.
    onun herseye gucu yeter.
     
    selam ve dua ile..
    allahın rahmeti ve merhameti üzerinize olsun.
     
    11 July
    ahmed akwrote:


     

     

    Varlık, uykunun kundağındayken ızdırabı abideleştiren o ızdırap ve şefkat şairi;



    Azapsız dimağların görecekleri serap,
    Ve sancı değil, sancı çekmemek en acısı...




    diyerek ızdırabı ruhunda duymayan, ızdırapsız bir hayatın eşiğinde dolaşan günümüzün garip insanına seslenir. Her şeyin gizlendiği gecelerde ruhunu cesedine ezdiren garip insanlara en acının ne olduğundan haber verir. Sancısız, ızdırapsız bir hayat, çölde dolaşıp serap görmek gibi bir şeydir onun için.


    Yakup çilehanesine uğramayanlar, ruhunda magmalar yandığı halde hissetmeyenler, gönül Kâbelerine ızdırap tohumları serpmeyenlerin onu anlamaları çok zordur.


    Adı göklerde Yüce Yaratıcıyla yan yana yazılı olan Nebiler Serverinin, ezelde bestelenen, Mekke'nin dikenli yollarında boy atan, ve Medine'nin burçlarında taşınan ızdırabını taşır bugünlere.


    O ızdırap ki, Nebiler serveriyle başlamış, Hz. Ebu Bekir'le, Hz. Ömer'le, Hz. Osman'la, Hz. Ali'yle gelişip boy atmış, sahabenin dil altlarında saklanmış ve çağları aşan kutlu beyanlarla bezenerek bugünlere gelmiştir.


    Ve bugünün ızdırap insanının gönlünde bayraklaşmıştır. Yine onun gönlünden taşınacaktır gelecek nesillere.

    Ey Izdırap anladım ki her şey seninle
    Sen Hakk'a giden yollarda vuslata vesile...
     
    selam ve dua ile kardeşim kardelelen Allah c.c. razı olsun bizleri uyandırmaya seckeden bu güzel yazı için ölmeden önce ölüm nasıl bir şey ona manen hazırlanmalıyızki ansızın gelip çattığı zaman azıksız yakalanmayalım diye....
    10 July

    Trackbacks (3)

    The trackback URL for this entry is:
    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/blog/cns!C6CD8B60DD042FBF!6161.trak
    Weblogs that reference this entry