kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 28

    Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu...

                              

     Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu...
    Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir.
    Bela, gam ve keder Mevlanın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır.
    Vurdukça kendine çeker...
    İmam Rabbani   
     
     

            

    Dudaktan Kalbe Bir Yolculuktur Aşk...

     

    Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk, hayatınızda bir kez bu yolculuğa çıkabildiniz mi ?

    Bu yolculuğa çıkmak insanın kendi elinde değildir; zamanını bilmediği bir anda almıştır biletini eline, hangi vasıta ile gideceğine karar vermekte zorlanarak, hayal kırıklığına uğramaktan korkarak, ürkerek ama yinede kendine güvenerek, başaracağına inanarak, cesur ve emin adımlarla başlamasını istediği bu yolculuğa çıkıverir aniden. Sevgi doludur dudaktan kalbe uzanan bu zorlu yolculuk, hüzün verecek engelleri aşmak için mücadele vererek yola devam edilir, ilk engel hafif kalır sonrasında gelecek olanların yanında, belkide basit sayılacak kadar hafiftir kimbilir. Her kilometresinde ayrı bir hüzün bekler sevgiliyi kalbine ulaştıracak bu yolculukta, en önemlisi bu engellere sabredebilecek mangal gibi bi yüreğe sahip olabilmelidir yolcu ki dayanabilmelidir hazırlıksız ve tek başina çıktığı bu beklenmedik yolculuğa ve mücadeleye.

    Nice aşk hikayeleri, efsaneleri anlatılır yıllar ötesinden günümüze kadar gelen rivayetlerle, her birinin kendine özgü bir yolculuğu vardır yine dudaktan kalbe. Ve aşılan zorlu engeller büyüdükçe, büyür bu sevdalar gözümüzde; Mecnun' un Leyla' sı için çöllere düşmesi, Kerem' in Aslı için dağları delmesi umut olmuştur bu yoldaki her yolcuya. Kendinizi bu yolda bulduğunuzda başkalarının yolculuğu sevdası hafif gelir size, en uzun, en zorlu, en sevdalı olan sizin yolculuğunuzdur. Kimi zaman uçarcasına geçer yıllar yollar sevinçle, kimi zaman engellere takılır zaman gecmez olur, yüreğe bir acı çöreklenir, kimi zaman da macera doludur heyecanlandırır, yürekler çırpınır kuş misali. Aşk yolunda çıkılan bu maceralı yolculukta en önemli amaç varılması gereken son durağa en kısa ve en güvenli şekilde ulaşabilmektir.

    Duygu yoğunluğunda çıkılan bu yolculukta herşey mübahtır sevgiliye varabilmek için, dudaktan kalbe inebilmek için ama çok uzun ve engebeli bu yolda ruh yorgun düşer mücadeleden, son durağa yaklaşırken yanlızlığının daha çok farkına varır, başaramayacağı korkusu arttıkça etrafındaki herşeyde sevgiliye özlem duyulan hatıralar canlanır, şiirlerde, şarkılarda, karanlık gecelerde parlayan yıldızlarda, yağmur sesinde, çiçek kokusunda, gözlerden süzülen iki damla yaşta saklı bulur sevdasının izlerini, derin acılarla kıvranırken bulur kavrulan yüreğini, o an kalbine sığdıramadıgı sevgisini haykırmak ister ama susması gerekir, bir sır olarak saklaması gerekir ömür boyu, işte o zaman başlar asıl yolculuk, sabırla er geç sevgiliye kavuşma arzusuyla yanarak son durağa doğru ilerler yorgun ayaklar, bu yol aşkın yoludur, mücadelenin yoludur, kalpte sevgiliye ayrılan yerde başkasına yer yoktur, bekler sabırla sevgili elbet bir gün kavuşacaktır, ulaşacaktır son durağa, özlediği, beklediği umut ettiği sevgilinin onu beklediği son durağa.

    Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk,
    İlk durağı gözlerdir bu yolculuğun,
    Son durağı söz dinlemeyen yürektir!...

     

     
                    
     
     
    Bu bayramda dilek tutmadım ilk defa.
    Gözlerimi dikebilseydim gökyüzüne ve dilek tutmanın hakkını verebilseydim Rabbim,
    bir şey dilenirdim bütün bir nesil adına.
    Hasret gömleğini sırtıma giyip mendilimi açardım dileklerim adına.
    buyursunlar derdim ne olur...
    Dilenci misin? diye sorana evet derdim, dilenci...
    Atın, derdim kalplerinizi bu mendile. bir uzak diyara götüreyim,
    orada kalpler mahzun orada kalpler yapayalnız...
    Bir kalp ki Nebiye ağlasın, zira o Nebi bütün bir ümmete ağlıyor şu an...
    Ve Nebinin kalbini de isterdim Rabbim.
    Zira O'nun kalbine muhtaç bütün bir insanlık...
    Avuçlarıma alıp Efendimin kalbini, diyar diyar gezdirirdim belki...
    Filistine uğrar O'nun kalbiyle ağlardım babasıının kucağında vurulan çocuğa.
    Dolaşırdım dolaşırdım üşüyen çocukları ve başlarını okşardım o yetimlerin...
    Affını isterdim ümmetin...
    Çocuklar boynu bükük ,mahsunken,,
    evlerinde kahkaha atan ümmetin affını isterdim Rabbim.
    Bu bayram yüzüm olsaydı ve kapında ağlayabilseydim.
     insanlara ağlayabilme istidadını ver derdim Rabbim.
    Ağlamayan kalpten sana sığınırdım Rabbim..
    (Alıntı)
     
         
    September 17

    Dön Semâzen…

     

    Ey talib! Putlarını terket, çünkü hepsi bir gün seni terkedecekler.
    Sen seni terketmeyecek olanı ara. Öfke içinde değil, şefkatle ve rahmetle.
    Sadece Kadir gecesinde, Beraat gecesinde değil, her gece...
    Kendini ara.
    Elinde kandille....MEVLANA

         
    Dön Semâzen… 
     

    Dön Semâzen…
    Halka halka küçülen bir noktasın sen…
    Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen…
    Dön Semâzen… Kalp diyârına dön. Bir ayçiçeği sûretiyle yüzünü dön Şems/e. Ve bütün vücudun vecde gelsin güneşe dönüşünle. Dön Semâzen… Ben’den uzak ol Mevlânâ gibi, bedeni bırak… Dünyaya dair ne varsa, üzerinden at… Öyle bir geç ki mâsivâdan, postunu da bırak, dön de Dost’una bak… Mey rengine kanarak ve ney sesine yanarak… Döne döne Dost’una yaklaş. Aş bütün engelleri. O’na yakın ve kendinden ırak aşkınla… Yan ve dön… Yan ve sön…
    Dinle sözümü sana direm özge edâdır
    Derviş olana lâzım olan aşk-ı Hüdâ’dır
    Âşıkın nesi var ise maşûka fedâdır
    Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır
    Siyah hırkana nakıştır toprağa karışan nefsin. Ve sikken mezar taşıdır başında. “Kün” dendi ve sen “ol”dun. Şimdi ölme vaktidir. Sıyrıl dünya telaşından, ayrıl tac ile tahttan… Koy başına sikkeni… Ol ve öl genç yaşında. Döndükçe savrulan eteğin mezarda sana tek yârendir. Bilirsin, kefen beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; beden eriyerek yok olur, “ben” ötelerin ışığında kaybolur. Kefen, sana beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; ruh tendeki nurun huzuruna kavuşur. Ten ve ruh… İnsan bir sûredir, ölüm bir âyet… Gerisi vesâiredir.
    Ey sofî bizim sohbetimiz câna şifâdır
    Bir curamızı nûş edegör, derde devâdır
    Hak ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır
    Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır
    Dön Semâzen… Güller dökülsün destegülünden. Süzülsün destârından esrârın. Dün, bugün ve yarın… Demeden kış ve yaz… Dön Semâzen… Sûfî bir pervânedir. Ateşi göze alan âşık, bir pervanedir; gayrısı yanamaz. Hamlar yanamaz… Anlamaz. O’nun birliğinedir bu Elif boy, bu niyâz… O’nun dirliğinedir bu içli seda, bu âvâz… Dün, bugün ve yarın. Dön Semâzen, açılsın kolların. Bir elin göktedir, bir elin yerde. Derde devadır bu daire… Dön, dön, dön… Hayy’dan gelip Hû’ya giden bu ses, ulaştırır seni halkın tek Hakk’ına. Lamelif ters döner, ki sûreti sana benzer. Lamelif zâhirden bâtına dönen bir yoldur, Lâ ve İllâ’ya çıkar bu adres… Âh bu ses… “Allah’tan başka ilâh yoktur.” Dön semâzen, O’na dönmekten başka felâh yoktur.
    Sazendeye uysun gönül tellerin. Kudüm “ol” diye inlesin ve uzansın semâya ellerin. Mutrıb çalsın, hânende söz alsın. Bu taksim, dokuz delikten gelir. Bu iklim, seni Bezm-i Elest’e gönderir. Gelen sensin, giden sen… Dön Semâzen.
    Aşk ile gelin eyleyelim zevk ü safâyı
    Göklere değin er görelim hûy ile hâyı
    Mesiâne olup debreşelim çeng ile nâyı
    Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır
    Adımını kalbinde duysun tüm kâinat. Tabiata selâm ver: Ehlen ve Sehlen. Eşref-i mahlûkat olan âdemsin sen. Adem olduğun vakit âdemsin sen. Dön Semâzen. Kadem vur zemine, işitsin cümle âlem… Tek bir ayakla bütün cihana fark at… Dön dünya etrafında ve dünya dönsün adımlarının altında. Dört selâmdan sonra… Dön, dön ve çark at… Şerîat, tarîkat, mârifet ve hakîkat, kat kat gül olsun sûretinde… Dön gül gibi… Sön kül gibi…
    Ayağını mühürle ve kulağını ver O’nun sözüne… “Ikra” emriyle okunsun kitap. Sayfa sayfa Aşr-ı Şerîf bir serap gibi insin gönlünün çöllerine. Gülbank sesi duyulsun, dervişlerin Hû’lara karışan sesi duyulsun. Zikret, zikret ve bir kerecik fikret: Sen âciz bir kulsun.
    Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım
    Zevk ile safâlar sürelim zinde olalım
    Hazret-i Mevlânâ’ya gelin bende olalım
    Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır
    Dön Semâzen. Semâ ve sen... Kalbin semâya aşık bir kuştur. Semâ, halktan Hakk’a giden bir uçuştur. Dön Semâzen… Dönüş O’nadır. Görüş demidir, öp birer birer eşyâyı… Gölgelerden yükselen bir Nûr değil midir bu? Kır bütün aynaları ve gör Hüdâ’yı…
    Dön Semâzen… Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır. Aşkın sana döndüğü yerde… Açılsın perde… Ve dur…
    Dur Semâzen…
    Halka halka küçülen bir noktasın sen…
    Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen…
    senem gezeroğlu

     

     
        
     

    Yüreğim Çığlık ta... Bense SuSKuNuM
    Şimdi..Kurudu Damarları Hecelerimin...
    Yüreğim Çığlıkta Bense SuSKuNuM..
    Gözyaşlarımda Boğulan Hıçkırığımla Tutunuyorum Hayata..HerŞeye İnat..
    Hüznüm Karışır Sessizliğimin Uğultusuna..

    Yıprandı Kirpiklerim..Yıprandı Kirpiklerim..
    Yüreğim Lal..Dilim SuSKuN Konuşmamak Üzre Tutuldu..
    Vuslata dek..Efendim..
    Tebessümlerimin Yitikliği Yansırken Gece ye..
    İçimde KalaKaldı Yorgun Yüreğimin Solgun Bakışları..
    Ayrılığının Hüznü ile Çürüdü Gurbetinde..
    Ben Tükenirken Usulca Pörsüdü Her Yanı Yüreğimin..
    Özlemin Yağmur Misali Sağnağına Tuttu Beni..Yandı Her Damlan da İçim..
    Belki SuSKuNLuĞuMuN Bedelini Ödetiyor.:Aynalar Onlara Her Baktığımda
    Vuslatımız Vuku Bulana dek İçimdeki Bu İflah Olmaz Alev Terk Etmeyecek Beni..
    Benliğimi..Sen Diye Yanan Şu Yüreğimi..
    Biliyorum EFENDİM
    Umutlarımın Sancısı Artar Her An..Ben Sancıların Konakladığı Yer Olurum..
    Şimdi SuSKuNLuĞuMuN SoN Nefesinde Kaldı Yüreğimdeki Heceler..
    Benliğim..Ruhum..Bedenim..Damarlarım Kanar Bu CaN da..
    Yüreğim Sızı İçinde Kahrolur..Erir Yavaş Yavaş..Ömrüm..ama.
    Biliyorum!! İnsafsız Sızılar Bırakmayacak Beni Sarıvermişken Dört Koldan
    Duygularımın Siyahi Bakışında Kalacak Gözlerim..
    Ve Gurbetimin Garip Çığlığı ile Son Bulacak Sessizliğim..
    Biliyorum..!! Gecenin Zifirisine Karışacak Senin İsmini Soluyan SoN Nefesim..
    Dokunacak Belki Gece ye Titreyen Sesi Yüreğimin..
    Biliyorum!!Suskunlığumla Birlikte..
    Ruhumun Süzgecinden Gececek Acılarım..Sızlayacak
    Alabildiğince Yüreğim..
    Seni Anmadan Sensiz Gecen Her An Kahrolacağım;
    Özlemini Çoğaltan Bu Yalnızlığım Terk Etmeyecek Beni EFENDİM..
    Vuslatımıza dek..
    Sevdalıyım Sana EFENDİM..
    Mecnunum Yolunda..Aşığım Yüce RAHMAN a..
    Tükenir Ayaklarım..Sessiz Feryadlara Boğulur Yolları Yüreğimin...
    Evet SuSKuNuM...
    ama Kabul Etmiyorum Ey Sevgili SuSKuNLuĞuM daki Tükenmişliği..
    ..Ve Biliyorum..!!
    Umutlarımı..Yüreğimi..Sevdamı...
    Ve Ömrümü Karanlığına Çekemeyecek Gece..
    Yine de Konuşmalı mı Yüreğim..
    BİLEMİYORUM…
     
       
    September 07

    Âlem zannederken en iyilerden olduğunu, titre ve aldanma! Gayb perdesi aralandığında aşksız kalırsan eyvah sana! Yüreğim...

     
    Sahip olduklarınızın sizin olduğunu düşünüyorsanız
    muhtaçsınız demektir.
    Varlık içinde yokluğu görmemişseniz, yoksulsunuz demektir.
    Cesaret, Allah'tan hakkıyla korkmaktır; korkmuyorsanız korkaksınız demektir.
    Kelimeler kalbinde hikmetler taşır,
    hikmeti görmüyorsanız cahilsiniz demektir.
    İnfak etmek, azametle bilinir;

    vermeye güç yetirirken veremiyorsanız âcizsiniz demektir.

    Ama bir ömrün
    kavşağında durup geçmişe set çekebiliyorsanız cesursunuz demektir.
    Sebeplerin ardındaki sebebi,

    her şeyin üstündeki müsebbibi arıyorsanız ârifsiniz demektir.
    Vazgeçilmez olan için kendinizden bile vazgeçtiğinizde
    hazırsınız demektir.
    Ve bir gün her şeyiniz hiçbir şey olduğunda...
     
       

    Dikensiz Gül Açıyor mu?….

     

     “…Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz
    mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi
    sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz”
    Bakara/216
    demektedir Cenab-ı Hakk… Biz bilemeyiz…
    bilemeyiz bizim için iyi mi hayırlıdır kötü gözüken mi?
    Ama bildiğimizi sanıp, başımıza gelenlere yorum yaparız…
    Hani ayırırız ya hayır ve şer diye…
    hani hep başımıza gelen hayır olsun isteriz ya..
    hani hep kötü işler gelip beni mi buluyor deriz ya isyan edercesine….
    hani gülü sever de dikenine yüzümüzü buruşturarak bakarız ya..
    Maksat hep güzelliklerin bize verilmesi midir yoksa güzelliklere
    layık olunması mıdır hiç düşünmeyiz. Gülü severiz de dikenine
    burun kıvırırken, unuturuz dikeni yaratanın da gülü yaradan’ın da
    aynı olduğunu…
    Sevgiliden gelen her şeye katlanmalı, bilinmeli ki
    güle gül kokusunu veren dikendeki özsudur aslında…
    Daima O’nun gülüne de dikenine de razı olmak varken
    neden bilmeyiz ; gül koklamak isteyenin,eline dikenin
    mutlaka batacağını…Unuturuz her nimetin bir külfeti olacağını…
    Hz. İbrahim; fakir ve yolda kalmışlara, mutlaka sofrasını açar,
    az çok ne varsa onlarla paylaşırdı. Rabbinin rızasını kazanmış
    bu yüce Peygamber; yine bir gün sofrasına kabul ettiği ama
    Allah’ın adını anmadan yemeğe başladığı için kızdığı bir kul
    için ne diyor Cenab-ı Hakk…
    ” Ya İbrahim! Ben bu kulumu, beni inkâr etmesine rağmen
    40 yıldır besliyorum da, sen bir öğün mü doyuramadın?”
    Bize gül ikram edene nasıl teşekkür edeceğimizi bilemeyiz…
    ama bu gülü ikram eden, üstelik sevgisini ve rahmetini
    her daim hissettiren Yüce Mevla’mıza nasıl teşekkür etmeyiz ki?
    Onun gönderdiği gülleri koklamaktan çekinmezken,
    dikenine neden nankörlük ederiz ki…
    Bizi sevgisinden yaradan yüce Allah, bizlere isteyerek
    zulüm yapmaz, zora koşmaz, bela ve musibetlerle sınamaz…
    Bunların hepsi, nefsimize uymadığından bizim düşüncelerimizde
    oluşan musibetlerden başkası değildir…
    Hele birde; doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen sürecin;
    O’nu daha çok anmamız, O’nun sevgisine daha çabuk ulaşmamız,
    O’na yönelmemiz, O’nun rızasını kazanmamız için geçen bir imtihan süreci olduğunu idrak edebilsek…
    Hele birde; O’ndan gelen hayır ve şerre razı olabilsek, isyan etmeden “Rabbim benim için hayırlı olanı böyle takdir etti,
    o halde bana teslim olup O’na daha çok yönelmem gerek” diyebilsek…
    Hele birde; “ Yarabbi! her şeyi yaradan sensin..
    işte sırf sen yarattın diye cennetine de razıyım, cehennemine de “ diyebilsek..
    Hele birde; “ Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri..
    isteyene ver onları…Bana seni gerek seni” diyebilsek..
    Açıp ellerimizi de, bakalım avuçlarımıza…
    Dikensiz gül açıyor mu ?

     

     
      
     
    Soluğum takılmış bir günah zincirinin halkasına…
    halka döner ben dönerim…
    pembe bulutlarla örtmüşler karanlıkları…
    her şey toz pembe zannederim....
    bilmeden içinde boğulduğum bataklıkları….
    Bir yol gözüküyor az ileride….

    yolun ucuna takılı kaldı gözlerim….
    adımlar ilerliyor, sahte halkalar izin vermek istemiyor….
    bir mucize diliyorum Yaradan’dan….
    bir fırtına bir kıyamet…
    şer sanıyorum….
    kendimi susadığım yollarda buluyorum…
    anlıyorum şerdeki saklı olan hayırları….
    gözümden yaşlar boşalıyor….
    tutamıyorum hıçkırıklarımı….
    Susamak çölde…bırakın deryaları….

    dilemek delice bir damlayı….
    kararmış gönüllere bir ferahlık istemek…
    temizlemek içten tövbesiyle….
    yakarışlara boğmak geceleri…..
    açmak ellerini semaya…..
    ışık sızdırmak odandan zifiri karanlıklara……
    ve haykırmak sevdanı….kuru gönülleri çatırdatmak…
    kuru seccadeleri yaşlarınla ıslatmak…..
    bir güneş gibi doğar merhamet….
    bir huzur değer gönlüne…..
    belki o vakit buruk bir tebessüm belirir,
     kimsesiz kaldığın anda hep seninle olan Rabb’ine….
    Kapanmış gözlerim uyanışa aralanıyor…..

    diliyorum en samimi duygularımla…..
    küfrün karanlığını uğratma diyarıma…..
    Adının geçmediği yollara düşürme yollarımı….
    bir adımımın dahi israfını nasib eyleme bana…..
    bir dirilişteyken ruhum, azgın nefse esir eyleme….
    özgürlük nidalarını sil kulaklarımdan….
    gerçek özgürlüğün tadını tattır bana…..
    kavuştur yollarımı yollarına…..Y
    a Rabbim beni Sen’den ayırma….
    Amin…

       

     

        Image Hosted by ImageShack.us ''KARDELEN''  

      

    September 01

    Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar...(nur damlası)

      

    Hayatı kim vermiş, yapmış ise
     rızıkla o hayatı besleyen ve idame edende O dur.
     Ondan başka olamaz... Delilmi istersin....
     En zayıf ve apdal hayvan, en iyi beslenir.
    Meyve kurtları ve balıklar gibi...
     Bediüzzaman..SÖZLER 

     

       
    Acıların Açtığı....
    Üzüntüler üzülmeye değmez…
    Hadi tevekkülle gül ...
     

    GURBET GÖMLEK gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü…
    Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar?
    Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? Kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan…
    Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur…
    Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına…
    Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne…
    Yüzün yere eğik yürürsün gündüz ve gecede… Gece ve gündüz eşittir şavksızlıkta… Gün ışığında kandil de olsa elinde bir işe yaramaz… Leylasızsındır Mecnun çöllerde…
    Göğe bakarsın, bakışların Ay’sız yere düşer… Tesellisizdir yıldızlar… Siyahî bulutlar gezinir üstünde, sığınacak sıcak bir sevgi, saracak bir şefkat ararsın… Üşürsün…
    Bülbüller çile çınlatır kulaklarına… Gözlerin görmez olur gül güzelliğini… Ellerin kanar çiçek dikenlerinden… Düşüncelerin darmadağın… Duyguların durgun ve donuk…
    Hikmet açlığından yüreğine taş bağlayasın gelir, sökecek bir taş bulamazsın… Baka kalırsın yol üstünde… Yürümeye mecalin yoktur… Kalkıp koşmak istersin, kayarsın…
    Her yeri karamsarlık karanlığı mı kaplamış? Hiç mi ışık yok? Yollar bitmiş, her şey tükenmiş mi? Kalp kimsesiz mi? Kapılar kapalı mı? Sevgi serap olmuş, şefkat kaçmış mı? Vefa ulaşılamaz mı olmuş? Dostluklar tüketilmiş, hoşgörü hiçliğe mi atılmış? Anlayışlara duvar mı örülmüş?
    Ne arıyorsun, nerede arıyorsun? Karanlık olmadan ışık, hastalık olmadan şifa, dert olmadan deva, sıkıntı olmadan ferahlık bilinebilinir mi? Bilinirlik bilinmezlik örtüsünün altında… Zıtlar dünyasının izafiliğinde üzülüp sevinmiyor muyuz?
    Görünmek isteyen Rahmet, dert, keder olmadan nasıl bilinecek ve görülecek? Keder kader değil, asıl keder kaderi kabullenememek… Rahmeti itimat onun celbine vesile, tenkit ise terkine…
    Her şey geçicilik nehrinde akarak eriyor… Nehir ne kadar çağlasa da sükun denizi hepsini yutuyor… Ömür uzun değil, ölüm uzak değil… Uzun olan elemlere götüren emeller…
    Yerin renkli çiçekleri kara topraktan, göğün aydınlık yıldızları karanlıktan çıkmıyor mu? Yıldız ve çiçeği buluşturan yakınlık, görmeyi “görmek”le mümkün… Karanlıkta hikmet ışıkları çakabiliyorsan gurbet gömleği vuslat elbisesine dönüşüyordur…
    Yalnız olan yalnızlıktır… Kainat sevgi hamurunda şefkatle yoğrulmuşsa küreler ve kalp birbirinden uzak değildir…Sonsuzluk soluklarımız kadar yakındır…
    Kabuğunu kırmayan çekirdek çürümeye mahkumdur… Kalp kabuğunu kırmadıkça, dert yalnızlığında yokluklara yuvarlanacaktır…
    Kabuk acı ile çatlar, sonrasında şefkat gövdesi sevgi dalları üzerinde hikmet meyveleri görünür… Böylesi bir ağaç olmak için acıya sabır, kedere kabullenmek gerekiyor…
    Bir acı çekirdek yüzlerce tatlı meyveye “meyve” veriyor… Toprak altında yalnız olan çekirdek, göğün göğsüne sevgi ve şefkat nişanesi olarak asılıyor…
    Acıların açtığı kapıdan sabırla yürüyen, ömür ağacında sonsuzluk meyvelerini yetiştiriyordur… Üzüntüler üzülmeye değmez… Hadi tevekkülle gül, o da gülsün…


    HÜSEYİN EREN

     
      
     
    Seccadem; sen sadık bir dostsun biliyorum,
    seni ve sende namaz kılmayı çok seviyorum.
    Bana şahadetlik eder misin mahşerde? ...
    Bazen öylece kalakaldığım,
    rabbimle baş başa secde anlarımda,
    günahlarım için af dilerken,
    ne olur şahidim olur musun o zor günde...