|
|
August 30
|
|
|
|
Hoş geldin ey suskun sevgilim;
Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi.
Hoş geldin ey yüzü gamzelim;
akışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Göremeyip de seni, gösteremeyip de yanımda yöremde, görür gibi huzurunda tut çaresiz yetimliğimi.
Hoş geldin ay yüzlüm benim;
Tut saçlarımın kakülünden, kaldır yüzümü yerden. Utancımı tebessümünün kıvrımlarına dola, yut. Pişmanlığımı gül yanağının yamaçlarına sar, uyut. Dağıt neşemin saçlarını, hüznün tenine yasla umarsızlığımı.
Hoş geldin ey hesapsız sevincim;
Tut elimi. Avuçlarında tut uzanamadığım uçurum çiçeklerimi. Geri ver uzak dal uçlarına terk ettiğim huzur meyvelerimi. Tut Ferhad’ımın elinden, şirin vuslatların köyüne taşı yüreğimi. Tut Züleyha’mın elini, önü ardı yırtık gömleklerin kuyusuna zindanına düşürme nefsimi.
Hoş geldin ey ruh ikizim;
Tut, ardında tutulduğum aynalara tut yüzümü… Tut ki aynalarda avuntu bulamayan, bakışlarında kendini tanımayan, özlediğinde kendine varamayan, yüzünü yakmış bir hastayım. Gözbebeğinde tut beni. Ayıplamadan, tiksinmeden bakışının ışığından yüz ver bana. Tut ki resimli el ilanları asılmış bir kayıp çocuğum; duvar diplerine asılı umarsız bakışların kovduğu bir lüzumsuzum. Tut kolumdan, ardın sıra sürükle, yuvama götür. Tut ki mürekkebin hiç hatırını sormadığı yırtık bir kâğıt, kalemin hiç içmeyeceği unutulmuş bir sözüm. Aklında tut beni; diline dola, dudağına değdir, cümlede kullan, tut bir şiire kafiye eyle beni. Tut ki üzerindeki rakamları ciddiye alınmayan kalp parayım. Elinde tut, say beni, inci mercana sat beni. Işığa tut yüzümü; sahih kıl beni.
Hoş geldin ey son tesellim;
Göz yaşımı yanağında tut, taç yapraklarına taşı ağlayışımı. Şehvetin kirinden sıyır, tenin tozundan ayıkla kalbimi.
Hoş geldin ey kalbimin göğü;
Tut kanatlarımdan, rahmete yapıştır teleklerimi, yücelere yükselt bedenimi. Yağmurları tut sakla hüznümün bulutlarında.
Hoş geldin ey bin bahar neşesi;
Tut elimden sımsıcak, karanfillerin kûyuna götür beni, güllerin suyuna kat demimi, demkeş eyle gönlünün pervazına kalbimi.
Hoş geldin ey ışıltılı libasım;
Tut yakamdan, giy beni, giyindir beni, ört bencilliğimi, üşümeye terk etme bendeni. Omuzlarıma sarıl şal gibi, rızana razı eyle beni.
Hoş geldin ey kan davalım;
Tut iki yakamdan, tutukla beni, yetimlerin yüzüne çalıp pare pare eyle cimriliğimi. Bağla ayağımı yokluklara gitmekten. Bileklerimi kelepçele, yasakla ellerime biriktirmeyi..
Hoş geldin ey açlığım;
Tut ve at sahte doymuşluklarımı, teni üzerimden sıyırıp ruhun semâsına savur beni. Çıplak bırak cümle duyarsızlıklardan. Yırt at yüreğimdeki yalancı tesellileri.
Hoş geldin ey sırdaşım;
Tut beni, sobele. Saklandığım yerde bul beni. Şehrayinlere kat. Gizlice kaçır evden. Mahyaların ışığına kat gözlerimi. Kandillerin fısıltılarını lerzan gönüllere karıştır. Kanlıyı hunrîz ile barıştır ki ihanetler yatışsın, nefretler sönsün, yalnızlıklar sussun..
Hoş geldin ey gam telim;
Tut getir o mahur besteleri. Notaların ahengine böl kırgınlıklarımı. Şarkı eyle, ezberinde tut kırık sözlerimi. Mızrabının ucunda titretiver yüreğimi, aşka sürgün et kelimelerimi, göklü salkımından emzir kuşluk vaktimin ümitlerini.
Hoş geldin ey güz yağmurum;
Sağanağına tut bu çorak gönlü. Seline kat yangınlarımı. Damla damla denize at kanayan yanlarımı. İçimde uyuyan tohumları uyandır, baharlara taşır yüreğimi.
Hüznümün sarı yapraklarını toprağa kat.
Hoş geldin ey orucum;
Acıktım sana; sofrana oturt beni. Acıttım içimi; göğsünde avut beni. Aktım sana; damla damla yut beni. Aldandım sahte ışıklara; beşiğinde uyut beni. Ağular içtim bal kâselerinden; döşeğinde sağalt beni. Azaldım nisyanlar içinde; gözlerinde çoğalt beni. Ağına düştüm isyanların; tut elimi, doğrult beni. Ağzına düştüm yalanların; tut dilimi, doğruda tut beni. Ayartısına kandım anlık sevdaların; tut gözlerimi, körelt beni. Arı duru kalamadım, bulandım; el üstünde tut pişmanlıklarımı, durult beni. Tut beni.
SENAİ DEMİRCİ
Ask ne hamsoz ne atestir Ask ne mecnun ne leyla Ask ne huzun ne Sevinctir Ask dedigin yuce MEVLA ...
Copyright ©2008 KARDELEN™
|
| | | August 28
|
|
|
|
|
|
HAYATI KAÇIRMAK
Kaçamak yaşıyoruz.Her şeyden ,bazen kendimizden bile kaçıyoruz.Duygularımızı paylaşmak nedense zor geliyor bize.
Kendimiz bile yaşayamıyoruz ki...
Hep içimize atıyoruz sevgileri,hüzünleri,mutlulukları.
Bağırıp çağırıp hani derler ya ''bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi'' ağlayamıyoruz bile. Utanıyoruz...
Kızgınlıklarımızı hep içimize atıyoruz. Aslında kendimize kızıyoruz. Karşımızdakinin hiç suçu yok ''sadece o O'nun düşüncesi'' diyemiyoruz.Gördüğümüz her iyilik ve
kötülüğün bizden kaynaklandığını anlayamıyoruz.
Volkanlar patlıyor içimizde söndüremiyor
gözyaşları mızı içimize akıtıyoruz.
Görmüyoruz...kör değiliz sadece bakıyoruz.
Çevremizdekileri sadece hareket eden birer obje olarak değerlendiriyoruz.Doğan güneşin sıcaklığını ,
rüzgarın getirdiği okşamayı,kuş sesindeki canlılığı ve hayatı hep kaçırıyoruz.Ruhumuzu bir yerlerde bıraktık ,bulamıyoruz...Çok hızlı gidiyor,dinlenemiyoruz.Herkes ama herkes,
her şey üstümüze üstümüze geliyor...Korkup kaçıyoruz. Sevemiyoruz...Sevgilerimizin bile sebebi çıkar ilişkisine dayalı.
Hep bir şeyler bekliyoruz karşımızdakinden .
Peki... Ne veriyoruz..?.Arkadaşlığı bile beceremiyoruz.
Bazen bir merhaba demek bile zor geliyor.
''O bana dün selam vermemişti ben neden vereyim'' bile diyebiliyoruz.
Aslında kendimizle inatlaşıyoruz.Egomuz daima üstün geliyor.
Sebebini bilmiyoruz.
Düşünmüyoruz.geleceğimizi,geçmişimizi içinde bulunduğumuz anı bile düşünmüyoruz.Hep gel geç ilişkilerde gözümüz.
Hep başkası olmakta...Kendi benliğimizi kaybettik.
Tanımıyoruz içimizdeki beni.Ne istediğimizi ne beklediğimizi bile bilmiyoruz.Kendimizden bile kaçıyoruz. Yüzleşemiyoruz kendimizle...
Eleştiride dozu kaçırmaktan korkmuyoruz ama kendimize yöneltilen eleştirileri saldırı olarak algılıyoruz.
Hayatın tüm yanlışları hep bizim dışımızda... Bir tebessümü bile çok görüyoruz karşımızdakine.
Bilmiyoruz,
aslında o çok gördüğümüz tebessümün kendimize verdiğimiz
en değerli hazine olduğunu...
Fani Dünyanın prensesi değilim.
Gönül hırkalarını yamar giyerim.
Dostlarla ağlar, dostlarla gülerim...
Copyright ©2008 KARDELEN™ |
|
|
|
|
| August 23
|
|
|
|
|
|
Canım Yanıyor....
Canım yanıyor içimde bir sızı nedenini bilmiyorum Yada ulaşamamak,ağlayamamak derinden, Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak Yönelememek sana içten bir aşkla Canım yanıyor ya Rabbel alemin Bir sızı var anlayamadığım, Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin Adını koyamadığım, Bugün gitmek istedim buralardan Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için, Çıktım viran şehrimden; daha fazla gidemedim nedense, Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime, İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni, Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım, Bir güvercin gördüm sırılsıklam; EL-CELİL dedi içimdeki sese, Ne büyük.ne yücesin; yüceliğinle derman ol derdime, Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAHIM Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime, MALİKÜL-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte Sen her şeyin tek sahibi ALLAHIM, İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda, Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAHIM,yardım et bu kuluna, Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata Hepsi rükuda hepsi kıyamda Çiçekler,otlar,toprak secdede En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette YA HALIK diyor tabiat; adem ise hüsranda,azapta Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATİF Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS EY adalet sahibi EL-ADL EY büyüklük sahibi EL-AZİM EY merhamet sahibi ER-RAHMAN Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin, Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış, her şey sende yaşarken; İnsanlık nefsinde ölmüş Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş, Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi ...
UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAHIM Bizi bize bırakma ALLAHIM BİZİ BİZE BIRAKMA! ! ! Amin...Amin...Amin...
Copyright ©2008 KARDELEN™
|
| | | | | August 21
|
|
|
Kalbin gece uyanışı: Teheccüd 
Kapı çalınıyor.
Gecenin yarısı... Kim olabilir?
Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.'yı bu geç vakitte uyandıran kim?
Bir şey mi oldu? Önemli bir haber mi var? Herkesin uykuda olduğu şu vakitte kapı neden çalınıyor?
İkisi birden uyanıyor. Bakıyorlar, kapıyı çalanın Rasul-i Ekrem s.a.v. olduğunu anlıyorlar. Gelen O... Alemlerin övüncü, Allah'ın son elçisi. Gece ibadetine kalkmaları için geldiğini biliyorlar.
Efendimiz s.a.v. onları uyandırdıktan sonra kendi evine dönüyor. Namaza duruyor, Aişe r.a. Validemiz'in her zaman güzelliğinden ve uzunluğundan sitayişle bahsettiği teheccüd namazına. (Buharî, Teheccüd 16)
Namaz uzun sürüyor. Efendimiz s.a.v. selam verip namazından ayrıldıktan sonra, tekrar Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.'nın evine gidiyor. Onları uyandırmıştı, ama kalktıklarına dair bir emare göremedi. Tekrar uyandırmaya gidiyor ve bu sefer sesleniyor:
- Kalkın. İkiniz de Namaz kılın!
İkisi de uyanıyor. Hz. Ali r.a. gözlerini ovalıyor. Uykulu halde belki de iyice düşünmeden ağzından bir söz çıkıyor:
- Vallahi Allah'ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız. Canlarımız Allah Tealâ'nın elindedir. Bizi uyandırmayı dilerse, uyandırır.
Rasul-i Ekrem s.a.v. hemen geri dönüyor, bir taraftan da ?Allah'ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız? sözünü iki kere tekrar ediyor ve şu ayeti okuyor:
-Zaten insan tartışmaya pek düşkündür.? (Kehf, 54) (Buharî, Teheccüd 5)
Uykusunu bölen o bahtiyar kullar
Uykunun en tatlı yerinde uyanmak, abdest alıp namaza durmak çok özel, çok güzel bir şey? Ama kolay değil. Buna teheccüd denir. Efendimiz s.a.v. biricik kızını ve çocukluğundan beri yanından ayırmadığı damadı Hz. Ali r.a.'ı teheccüde kaldırıyor. Farzlardan sonra Allah'a en sevimli olan namaza çağırıyor. (Müslim, Sıyam 202)
Yüce Mevlâ, gecenin bir kısmında namaza kalkmasını Rasulullah s.a.v. Efendimiz'e zaten emretmişti:
-Gecenin bir kısmında da uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere nafile namaz kıl; ola ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır.? (İsra, 79)
Efendimiz s.a.v. de her gece kalkar, Rabbi'nin emrine uyarak namaz kılar, secdelere kapanır ve uzun uzun O'na yalvarırdı. Secdede iken yaptığı dualardan biri şöyleydi:
- Allahım! Sadece sana secde ettim. Yalnız sana iman ettim. Sana teslim oldum. Benim yüzüm, kendini yaratıp ona şekil veren, kulağını ve gözünü var eden Rabbi'ne secde etti. Ahsenu'l-hâlikîn olan Allah çok yücedir.? (Müslim, Müsafirîn 201)
Alemlerin Rabbi, Rasulü'nün sünnetine uyarak geceleyin kalkıp namaz kılan, dua edip ibadetle meşgul olan, yalvarıp yakaran kullarını da kitabında şöyle anlatıyor:
Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp dua ettikleri için bedenleri yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetlerin hazırlanıp saklandığını hiç kimse bilemez.? (Secde, 16-17)
Takva sahibi olan kullar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Onlar bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.? (Zariyat, 15-18)
Gece uykudan uyanıp namaz kılmak, müekked sünnetlerin en başında yer alır. Mümine kazandırdığı çoktur. Bunun için teheccüd ibadetine engel olmak isteyen şeytanın ilginç hileleri vardır. Sabahtan hayata yorgun başladığından şikayet edenler, teheccüd ibadetinde bir şifa bulacaklardır. Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurmaktadır:
Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, ?gecen uzun olsun, yat, uyu' diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah'ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, uyuşuk ve tembel bir şekilde sabahlar.? (Buharî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsafirîn, 207)
Ne zaman, ne şekilde?
Rasululah s.a.v. Efendimiz, yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan evine dönerdi. Bir miktar uyuduktan sonra gecenin ilerleyen vakitlerinde kalkar teheccüd namazını kılardı. Teheccüd namazından sonra biraz dinlenip vitri eda ederdi. Teheccüd namazını, ikişer ikişer veya dörder dörder sekiz rekat kılar, arkasından vitre geçerdi. (Buharî, Teheccüd 16; Müslim, Müsafirîn 125)
Efendimiz s.a.v. Sahabe-i Kiram'ı teheccüd ibadetine şöyle teşvik ederdi:
?Bir kişi eşini geceleyin uykusundan uyandırıp birlikte namaz kıldıklarında, Allah'ı zikreden erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar.?
Ve...
?Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selametle cennete girersiniz.? (Tirmizi, Et'ime, 45)
Selametle cennete girenlerin arasında yer alma
ümidi ve duasıyla...
öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Aklansın.. Ölümün kara düşleri, Korkuları, umutlara döndürsün. Rahmetinle, her damlası Cehennemler söndürsün...
Ööyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Cennetler berâtı inci damlalar, Secdelerde seller gibi çağlasın. Etrafımda haşre kadar melekler, Sevinçlerle ağlasın...
öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan, Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun. Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim, Şehitlerle haşrolsun...
ÂAMİN!
http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/
| | | |
|