kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 16

    Ağlamak....


     

     
     


     

     

     

                                       

    Ağlamak;

     

    Rahmandan kuluna bir armağan, bir rahmet!...
    Ağlamak;
    İçteki sıkıntıları dışa atmaktır...

    sıkıntılardan arınmaktır!...
    Bazen sevgiliye naz! Bazen sitemdir!

    Bazen de anlaşılamamaktır...
    Bazen pişmanlığın ifadesi...

    Ağlamak;
    Kaybedilene ağıt! Hüznün doruk noktası...
    Resulün kaybettiği oğluna hediyesi ...
    Ya Resulallah! Sen de mi? Dedirten inci taneleri...
    Bazen Rabbe yöneliş!...
    Bazen af dileme!...
    Bazen acının inci inci dışa vuruşu!
    Adeta acının yıkanması... toprağa karışıp yok olması...
    Bazen sevincin gözlere yığılması,

    ardından göz pınarlarından süzülen daneler...
    Yürekte sevinç fırtınaları koparken,

    gözlerin mahzunluğu!
    Söylemek !hissettiklerini ifade etmek insana uzakken,

     süzülen damlalarla bunları tek tek yazmak!
    İçteki gök gürültüsünün adeta yağmuru davet edimi...

    Yakub'un Yusuf'a özleminin ifadesi!...

    Net, yalın, riyasız hiçbir kelime telaffuz etmeden

    tüm çıplaklığıyla,
    duyguların ifadesi...
    Ve ağlayabilmek;
    Gece yarısı mahlukat uyurken,

    seccadesinde Rabbine huşuyla yönelmiş,
    alın secdede, Rabbi ile buluşmanın doruk noktasında...
    bir müminin gözlerinden süzülen damlalar!

    Belki de diğerlerinin kurtuluşuna mütesebbib!...
    Rabbinden rahmet olarak....
    Bir annenin yavrusuna özlemi, hasretinin ifadesi!...
    Duygular kumkuması içindeyken kalbin birden infilak etmesi...

    Ve gözyaşı;
    Rabbinden rahmettir mümine!...
    Bir tesellidir anneye! Sevgiliye sığınak!...
    Mecnundan Leyla ya kalan hatıra!...
    ve Resulden ümmetine merhamet!...

    Birakin aksın gözyaşlarım...Dokunmayın...Bırakın...
    Bi onlar anlar beni,

    bi onlar tüm yükümü atmamı istercesine usulca akar gider benden...
    Bırakın aksın  rahmet pınarları....
    (ALINTI)

                  

     

    Image Hosted by ImageShack.usBir gülüş kadar içten
    Bir gülüş kadar gerçeğiz
    Kim olduğumuz, ne olduğumuz önemli değil
    Kendimizi ifade edebildigimiz yerdeyiz
    Sevildiğimiz kadar değil
    Sevebildiğimiz kadar değerliyiz! Image Hosted by ImageShack.us

     

    Copyright ©2008 KARDELEN

    July 12

    Kalbin hazineleri ...

    Image and video hosting by TinyPic  Image and video hosting by TinyPic 

     

     

     

     

     

     

     

     

    Image and video hosting by TinyPic  

      

       

    Image Hosted by ImageShack.us Kalbin hazineleri Image Hosted by ImageShack.us 

    İrfan sahiplerinin kalbi, yeryüzünde, Allah-u Zülcelal’in hazinesidir. O hazinelerde; inceliğinin çözümü güç hikmetler, derinliğine akıl ermeyen sevgiler bulunur. İlmin aydınlıkları oradadır.

    Kalp, neden kar eder, neden zarar eder? Bütün bunlar iyi bilinmelidir. Sonra, kalbin başlıca düşmanı olan, şeytandan ve onun şerrinden Allah-u Zülcelal’e sığınmalıdır.

    Kalp, Allah-u Zülcelal’in hazinesi olduğuna göre, ona, Allah-u Zülcelal’den başkasına ait bir şey koymamak bir vazifedir. Çünkü Allah-u Zülcelal, ancak kalbe bakar. Baktığı zaman, başkasını görürse, darılır. Sahibini rezil eder. Süründürür. Düşmanlarını, o kalp sahibinin başına salar.

    Kalple yapılan işler, Allah içindir. Ona riya, gösteriş karışmamalı. Dış duygular ile yapılan işler, karışık olur. Kalple yapılan işler, dış duygular olmadan kabul olunur, ama dış duygularla yapılan işler, kalpten gelmezse, makbul olmaz. Kaldı ki, sevap da getirmez.

    Bir kul, dış duyguları ile bir iş tutar da, kalbi yönü ile zayıf olursa, onun için verilecek hüküm, kalbinin iyi olmadığıdır. Kalben kusurlu oluşudur. Onun düzeltilmesi icap eder.

    Bir kimsenin, kalben yaptığı amel doğru olursa, dış durumu az kusurlu olursa, onun mükafatı yine de bolca olur. Ki bu mükafat ancak, kalben yaptığı amel için verilir.

    Musa (as) bir gün, üçyüz seneden beri, bir taş üzerinde ibadet etmekte olan birine rastladı. Durmadan ağlıyor, gözyaşları su gibi akıp geliyordu. Onun yanında durdu. Ağlamasına baktı. Kendisi de ağlamaya başladı ve şöyle yalvardı:

    - Ya Rabbi, bu kuluna merhamet, ona acımayacak mısın? Şu cevabı aldı:

    - Hayır, acımayacağım… Sebebini sorunca şu cevabı aldı:

    - Onun kalbi, benden başkası ile olmak ister. Onun bir cübbesi var, onunla örtünüyor. Sanıyor ki, kendisini, sıcaktan ve soğuktan o cübbesi koruyor.

    Resulullah (sav) Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Bir kulun kalbi tam olmadıkça, yaptığı işler de tam olmaz. Kalbin tam ve sağlam olması için ise dilin sağlam olası gerekir.”

    Allah-u Zülcelal Musa (as)’a şöyle vahyetti: “İsrailoğullarına söyle, bana ibadet edilen yerlere girdikleri zaman, kalplerinde korku olsun. Basiretlerini açık tutsunlar. Vücutları temiz, niyetleri doğru olsun.”

    Image and video hosting by TinyPic  

     

      

     

     Image Hosted by ImageShack.us" Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm.

     Sana dehalet ediyorum ve Sana hizmetkârım ve Senin rızanı istiyorum ve

    Seni arıyorum."
           Allah'ım, bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve iman ehlinden eyle Âmin.Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     

       Copyright ©2008 KARDELEN™ 

     

    July 10

    ölümü tesadüf sanma yada talihsizlik sanma ...

     

                                                                                              

        

     

                                 Image and video hosting by TinyPic  

                                                                     

                114286er7[1]  ölümü tesadüf sanma yada talihsizlik sanma 114286er7[1] 

     

    ölüm, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir.

    Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse,

    aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına,

    saniyesine kadar bellidir.

     İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek,

     o son ana doğru hızla yaklaşır.

    Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.

    Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün,

     Allah'ın ona sebep olarak yarattığı

    olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar.

     Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da,

    "Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı;

    şöyle yapılsaydı ölmezdi" gibi cahilce mantıklar yürütürler.

     Halbuki her insan kendisine tanınmışsüreden

     ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz.

    Ancak, imanın verdiği bilinçten uzak olan insanlar,

     her olaya olduğu gibi ölüme de tesadüfler zincirinin bir parçası olarak bakarlar.

     Allah Kuran'da, tamamen inkarcılara özgü olan

    böyle çarpık bir zihniyetten müminleri sakındırır:

    Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken

     veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için:

    "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın.

     Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı.

     Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir.

    (Al-i İmran Suresi, 156)

    Ölümü bir tesadüf sanmak büyük bir akılsızlıktır.

     Ve bu durum, üstteki ayetten de anlaşılacağı gibi,

    insana büyük bir manevi azap, karşı konulamaz bir sıkıntı verir.

     İnkar edenler, yakınlarını ve sevdiklerini kaybettiklerinde

    bu büyük azabı yaşarlar. Ölenin aslında bir kurtulma ihtimali olduğunu,

    fakat aksilik, tedbirsizlik gibi durumlar yüzünden zamansız öldüğünü düşünürler.

    Bu düşünce de onların üzüntü, pişmanlık ve

    acılarının katlanarak artmasına neden olur. Çektikleri bu sıkıntı ve acı,

    gerçekte inançsızlıklarının azabından başka bir şey değildir.

    Oysa olayın çok önemli bir sırrı vardır;

    ölümün sebebi, ne bir kaza, ne bir hastalık,

     ne de başka bir şeydir. Bütün bu sebepleri yaratan Allah'tır.

     Kaderimizde belirtilen süre dolduğu zaman,

    yukarıda sayılan sebeplerden herhangi bir tanesi nedeni ile hayatımız sona erer.

     Ve insan, elindeki tüm maddi imkanını seferber etse dahi,

    kendisi için belirlenmişolan ölüm zamanından bir an bile fazla yaşayamaz.

    Kuran'da bu İlahi kanun şöyle haber verilir:

    Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur.

     O, süresi belirtilmişbir yazıdır...

    (Al-i İmran Suresi, 145)


                             

     

     

    Biz dünyadan gider olduk,
    kalanlara selam olsun.
    Bizim için hayır dua,
    kılanlara selam olsun.
    Ecel büke belimizi,
    söyletmeye dilimizi
    Hasta iken halimizi,
    soranlara selam olsun...

    114286er7[1] 114286er7[1]114286er7[1]

                           Image Hosted by ImageShack.us

     

    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/

             

    July 09

    Ben Beni Bulmuşum Artık, Ne Yapsın Bize Ölüm...!


     

    Image and video hosting by TinyPic  

      

     

    Ben Beni Bulmuşum Artık, Ne Yapsın Bize Ölüm...!

     

     

    Yorgun bir yürek gecesinin sabaha erdiği saatler..Odamdayım.."Cafer Tayyar Kendir" üstadımın dizelerini mırıldanıyorum takılmış kalmışcasına satırlara..

    " Her doğan güneş, iner ya akşam sularıyla Gülüm;
    Bizi de çağırırlar bir gün Berzah alemine Ölüm!.."
    Yazgımızın akibetidir , matem duyulmaz gülüm,
    Kimine firkat olsa da, bize şeb_i Aruzdur Ölüm.." diyor üstad....

    Ansızın hoşçakal derken, yürekleri yaslı, yürekleri yaşlı ardında bıraktığı gülleri geliyor yüreğime medine kokulu sevdiklerimin... "Lebbeyk Allahım Lebbeyk.. Ben geldim..Sağımda hz. Kuran, Göğsümde Sağlam İman, Fikrimde Havfz_ı Yezdan.. Alemde Görmedim Hiç Böyle Makam..Dünyayı Vereyim, Ben Burada Kalam.."diyişi geliyor berzah yolcusu ablam'ın ..Gözlerim yaşlı...

    Ölüm'ün Aşık'ların yüreklerini coşturuşunu izliyorum yürek labirentlerimde.. Aşıkların yürekleri coşarken, sevenlerin yürekleri çöllere döner ya en derin vedalarda hani.. Mecnun eder kızgın Taif çöllerinde... Ah Taif.. Sen taşlanan güzel insanların mekanı..Hani kanadı kırık, yüreği kırık.. İçinde en derin sevgiler barındıran Muhabbetullah dostlarımın mekanı...

    "Zaman Gönül boyutunda, mekan sevgiyle Gülüm" derdi Tayyar üstad..
    "Sabır en güzel Müjdedir, şeb_i yeldadır Ölüm.."...

    Söz incisini yürek gerdanına takıverdim de düştüm yollara bu sabahları meçhul gecelerde.. Güzel insanlar güzel atlara binip de giderken ardında bir selam, bir tebessüm, bir umut, bir güneş, bir sünnet, bir aşk , bir şevk ve bir iştiyak bırakarak..

    Cehaletin Mekke'sinden, Medeniyetin Medinesine "La illahe İlla Allah" diyerek göç ederken , Yasinlerle, Fatihalarla, sarsılmaz inançlar bıraktılar avuçlarıma.. Aşk'ın , sevginin, ümidin ve sabrın ve en güzeli Muhabbetullah'ın anlatılamaz hazzlarıydı onlar.. Bir gün yaşayanlar bile yaşamaz olur gülüm derdin ya üstad..Basu badel mevt ile yeniden sevdalar bizi ölüm derdin hani bu şiirinin devam eden dizelerinde.. Basu badel mevt ile dirilmeyi bekliyorum şimdi.. Şahadet hazz'ında hem de..

    Yüreklerden hasret diye feryatlar yükselirken O'na cc. kavuşmak için, vuslat ki hayal edilir, ardından gelirdi ya hani ölüm.. Ölmeden ölmek ve sonra Rabbin şahadet müjdesiyle dirilmek, ve ardından Kevserde toplanmak Resullah sav.'in mekanında.. O'nun huzurunda, en kalbi sevgilerle Dünya zindanında hasp olduklarımız ama yüreklerine islamın en derin sevgilerini bıraktıklarımızla hemde... Hani cennet nasip olsa " sevdiklerimi almadan girmem de girmemmm" diye naz yapacaklarımızla...

    Kuranca bir hayata yönelip de, sünnetin şaşmaz rotasında huzura erip, yola hazırlık yapmak vaktidir şimdi.. "İrcü Rabbik" sözüne , hasretin ümidine reca duyarak ... Ruhların, azat olunmasına engellerin çok olduğu bu ahir zamanda , Ruh kuşunu " hu" diyarına şimdiden göndermek lazım senin deyişinle be üstad.. Musa gibi Tur dağında sefer eyleyip de, dünya nalınlarını çıkarmak gerek... Bitmek gerek bitmek...Hasretin hasadında "sabr" ı tesbih eyleyip , muhabbet naatlarıyla yılmadan.. Dökülmeden.. Kırılmadan...

    Ahh.. Anlatamadım Muhabbetullah'ın tadını ne desem boş.. Sadece yürek "ER" leri anlıyor işte.. "KER" olanlar ne bilsin.. Kişi gönlü feda etmedikçe maşuk'ları bulamazmışş.. Gönlü feda edenler hanii nerdeee... Faniyette Adem olup, hiç'liğe soyunmadan aşkın ateşinde yanamazmış hiç bir kul.. Ruhum doymuyor ki...Bunca ömrü boş eyleyip aşkı arayıp duranların içinde, gördüklerine aldanıp mal_i hülyalar kuranların içinde , gönül bir gönüle tutkun, sanki o aşk sanılırken, nasıl anlatırsın muhabbetullahın hazzını hasret gemilerinde ahhh...

    Sevgili özge habib.. Künyesi habibullah iken, ve tüm sevgiler muhabbetullah makamından gelmekteyken, nasıl yanılır insanlar ah.. Bir tek ELİF'ten, (CC) kaynaklanırken her şey.. Bela , çile , musibet, vedalar, hepsi birer uyarı ve ikaz iken ; bir inat ki nefsisten hep insan sayılmamaya!.. Yalan olan bu alemde halden hal'e geçiyoruz işte..

    Ölmek, dirilmekmiş, akledenlere.. Öteler alemine özlem ile yanmakmış.. Aldanmamakmış dünya nimeti zannedilenlere.. Alemin sahibine dost olmakmış ölmek.. Ak olan emaneti, sabırla, aşkla, şevkle, pak olarak rabbine teslim eylemekmiş.. Dünya müminin zinadanıymış üstad.. Ve bu zindanda, sevdiklerim hep "O" cc. imiş.. Sevgilerin asıl sahibinden gelirmiş bunlar.... Ve bizim göç'ümüz " EN YÜCE SEVGİLİYE" imiş..

    Şimdi söyle bakalım üstad, "Ben Beni Bulmuşum Artık, Ne yapsın Bize Ölüm ? "...... Ne Yapsın....

     (alıntı)


     Image and video hosting by TinyPic 

    Image and video hosting by TinyPic

    Nice ölümler vardır ki hasretle beklenir…

    Nice ölümler vardır ki sevda ateşi gibidir…

    Nice ölümler vardır ki sevgiliye kavuşmaktır…

      Image and video hosting by TinyPic

      

     

    http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/  

     
     
     
    July 07

    HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın ....

     

     

     

     

     

       

     

     HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın

     

    Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa. Talebeleri büyük bir dikkatle elini ve dudaklarını izliyorlar. Gördükleri: Dört uzun çizgi. Duydukları: " Biliyor musunuz nedir bunlar?" Çizgiler uçsuz bucaksız bir kara tahtaya dönüşen yeryüzünden gözlerine akıyor. Soru, ellerinden tutup böyle zamanlarda bir ağızdan söyledikleri o tanıdık cümleye götürüyor: " Allah ve Rasûlü'dür en iyi bilen!" Bu teslimiyet cümlesi, kendisinden sonra gelecek bütün cümleleri kucaklamaya hazır olduklarını gösteriyor. Kapılarını sonuna dek açıyorlar yeni bir hakikati karşılamak için. Hakikat bu kez Nebî'nin şu kelimeleriyle yansıyor kalp aynalarına: " Cennetlik kadınların en üstünleri Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fâtıma, Firavun'un zevcesi, Müzâhim'in kızı Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir.- Allah hepsinden razı olsun."

    Allah hepsinden razı. Öyle ki içlerinden birine selam gönderiyor meleğiyle. Cebrail (a,s), bu yüce selamı iletmekle kalmıyor, kendi selamını da yolluyor Hatice'ye. Kalbi duracakmış gibi oluyor Hatice'nin işte o an! Çünkü bu selamla birlikte bir müjde; "İçinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennet evi" var. Aslında onun dünyada da bir cennet evi olmuştu. Nasıl olmaz! Son Peygamber'in ilk eşiydi o, yirmi beş yıl, dile kolay! O evde paylaştı hayatı "Emîn" ile "Tâhire"- "Mustafa" ile "Kübrâ". O evde dünyaya geldi Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Tayyib, Tâhir ve Fâtıma... O evin damında beklendi dönecek kervan Şam'dan. O evden yüründü Hira'ya, o eve dönüldü Hira'dan. O evde titredi vahyin haşyetiyle Peygamber. " Bana neler oluyor Hatice?" dedi, "Endişe ediyorum kendimden!" O evde anlattı Muhammed (sav) Cebrâil (a,s)'in görünmesini. Nasıl üç defa sıktı bedenini, nasıl "Oku!" dedi: "İkra bismi Rabbikellezi Halak!" O evde örttü Hatice, Rasûlü kat kat, o evde serdi teselli sözlerini ruhuna: " Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin!" Ve o evden çıktılar birlikte anlamak için olan biteni. Amcaoğlu'nun yanına vardılar Hatice'nin. Varaka b. Nevfel, o bilge yaşlı, İbranice okuyabilen İncil'i ve Tevrat'ı, Hira'da görünenin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Sonra iç geçirdi "Keşke genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan sürerken yer alabilseydim yanında!" İşte o an, orada şehâdet getirdi ilk Müslüman. Dönüp eşinin nurlu yüzüne, " Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim!" dedi Hatice.

    Yeryüzünde sadece üç müslüman var: Son Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali. Ne muhteşem bir yalnızlık! Tavaf ediyorlar Kâbe'yi. Sonra yine o eve gidiyorlar devam etmek için kulluklarına. Bir ara vahiy kesiliyor. Dağlarda dolaşıyor Nebî. Kalbi daralıyor üzüntüden. Ara sıra görünüp, " Sen Allah'ın gerçek elçisisin!"diye teselli etmese Cebrâil, bir kuş gibi bırakacak kendini boşluğa. İşte o günlerde en büyük desteği nurlu eşi Hatice annemiz veriyor yine. Zorlukların aşılacağını, darlıkların genişleyeceğini, her şeyin Allah'ın elinde olduğunu söyleyerek merhem sürüyor kalbine. Bir kadının zor günlerde eşinin yanında nasıl durması gerektiğini gelecek zamanların hafızasına kazıyor. Yeryüzünün ilk müslüman evinde malıyla, nefesiyle, canıyla koruyor Muhammed (sav)'i. O (sav)'nun güzel ahlâkını görüp, nasıl aşkla sevdiyse O'nu, nasıl davet ettiyse eşi olmaya, bu güçlü, soylu ve güzel kadın öyle titriyor üzerine aşkla. Nasıl da yorumlamıştı yaşlı bilge, henüz evlenmeden gördüğü rüyayı. Hani güneş Mekke üzerinde dönüp durmuştu da sonunda yavaş yavaş inip girmişti Hatice'nin evine. "Şöhreti cihanı kaplayacak büyük birisiyle evleneceksin!"demişti Varaka. Mekkeli müşriklerin üç yıl süren kuşatmasında, o hep müslümanlarla beraber, o hep güneşinin yanında. Ta ki vakit gelip çizene kadar sınırı ecel.

    Hicretten üç yıl önce, üç gün arayla toprağa verdi Son Peygamber siperlerini. İlki amcası Ebû Talib, ikincisi sevgili eşiydi. Gri bir örtünün iki ucundan tutup Mekke'nin üzerine serdi bu iki yolcu. " Hüzün Yılı" konuldu bu gri zamanın adı. Yirmi beş yıl, yani yaşarken Hatice Annemiz, başka bir kadınla evlenmemişti Peygamber. Vefat ettikten sonra da asla unutmadı. Ah Aişe Annemiz kendi ifadesiyle bir ölüyü kıskanmıştı! Bir gün Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hâle ziyarete gelmişti de Rasûlün evini, sesi Hz. Hatice'nin sesine benzeten Nebî heyecanlanıp ayağa kalkmış, "Sesin ne kadar benziyor ona!"derken yaşlı kadına, gözleri parlamıştı. Ah Aişe Annemiz! "Allah sana ondan hayırlısını verdi!" demekten alıkoyamamıştı kendini. Sevgili Efendimizin gözleri buğulanmış, validemize şefkatle bakarak şu sözleri mırıldanmıştı: " Ey Aişe! Herkes beni inkâr ettiğinde bana inandı Hatice! Çevremdekiler "Yalan söylüyorsun!" dediklerinde "Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!" dedi. İnsanlar köşe bucak saklarken maddi varlıklarını, o servetini önüme döktü, "Emrindedir! İstediğin kadar harcayabilirsin"diyerek. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde, "Hepsi geçici bunların, üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak"dedi. Ben Haticeyi güzelliğinden dolayı değil, bunun için unutmuyorum!"

    Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa Son Peygamber. Dikkatle baksalar toprağa Hz. Hatice'yi temsil eden çizginin biraz daha uzun olduğunu görecekler.

    A.Ali Ural  


     

    billed9.gif picture by nisa7750

       

          Kadın, ya malı için veya güzelliği  için, yahut dini için alınır.

      Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz.

      Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır."

      (HADİS-İ ŞERİF)

       



       n007.gif picture by nisa7750

       


      http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/