kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 31

    Ey güzel Allahım senden ne gelecekse gelsin; Sen ki kahrınlada lutfunlada güzelsin...

     

     
    Görünenle yetinirsen eğer, sadece tırtılı bilirsin.
    Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez.
    Görünenin ötesine geçmek istersen eğer.
    Aradan örtüyü kaldırıpta
    Gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında.
    Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar.
    Lakin gönül gözünle görürsen eğer ,
    Kelebeğe değil, tırtıla sevdalanırsın...
     
     
    LALENİN SUSKUNLUĞU...
     
    Gün yeni yeni salınırken tanyerinde,
     bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.
    İşte hayat bu damlada gizleniyor...
    sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor;
    Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldunmu hiç;
    usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu;
    onun güzelliği serin rüzgarlarla doldumu içine;
    o güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup
    onun yüreğinde durakladı mı?
    Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş?
    bağrına bastınmı biir lalenin ince kalbini sevgiye akan bakışlarını buldunmu onu izlerken...
    Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten?
    kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen?
    Sevgini yeryüzündeki renkleri çiçekler baharın sevgilisi nisanın ilk aşkı masumluğun sultanı, sessizliğin hilkati laleler...
    Hazan bahçesinde umut yetiştirenler,
    dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar lale vaktinde laleler gibi
    dirilip duaya duranlar yürek topraklarına lale soğanları ekenler dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar
    Bir avuç lalenin mavi gölgesinde,
    kocaman yüreklerini dinlendirebilenler
    lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler
    işte bir tek onlar duyabiliyorlar
    lalelerin sessiz türkülerini ve
    kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!..
    alıntıdır...
     
     
    May 14

    AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR...

    Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
      Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır”
    Fuzuli


    Fuzuli

     
    AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR...
     

    Sevgili!..
    Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
    Sevgili!..
    Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..
    Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub’u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.
    Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.
    Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.
    Sevgili!..
    Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.
    Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına... Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri... Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca... Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..
    Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da...
    İskender PALA

     
      
     
     
     
     
    May 11

    DAVA YÜREK İSTER…

     
    "Her bildiğini söyleme; ama her söylediğini iyi bil"
    Cüneyd-i Bağdadi...
     
     
    DAVA YÜREK İSTER…
     
    Dava Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen Allah diyerek ölmektir.
    Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek...
    Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır
    Hamza gibi binlerce can feda etmektir
    Dava Halit Bin Ziyat gibi şehitlere karışmak
    Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister
    Cenneti değil yalnız Allah 'ın rızasını diler
    Dava Sahabe açken karnına iki taş bağlayan Peygamberin davasıdır
    Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır
    Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır
    Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır
    Dava Sümeyye'nin örtüsü için canını vermesi Allah 'a canlarla gitmesidir...
    Dava adaletin,sevginin,aşkın,dostluğun,sadakatin annesidir
    Dava yüz yaşında bile olsa Allah 'tan şehadeti dileyen
    Ebu Eyüp El-Ensari'nin mücadelesidir...
    Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde Allah 'a varmaktır
    Ebu Cehil'lere dur deme...
    Zalimlere göğüs germe...
    Zulme direnme,haklının yanında,haksızın karşısında olmaktır
    Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Resul'ün bile
    Bir yetim olduğunu unutmama davasıdır
    Bu dava gönül ister,çokluk değil ,birlik ister;bu dava yüreğiyle sevgiyle
    Devleşerek iman ister...
    Dava safını belirlemek ,imanını güçlendirmek
    Senin rızan için ben buradayım ya Rabbim diyebilmektir...
    Dava çakıl taşları kadar,denizler kadar çok günahı bile olsa
    Onu affederek bir Allah'a sahip olduğunu bilme davasıdır...
    Allah sabrımızı daim,azmimizi baki,davamızı mübarek kılsın
    Amin...
     
     
    ''ALLAH'ın hoşlanmadığı şeyleri yapıp duruken,
    kendinin hoşuna giden şeyleri ALLAH'tan istemekten utan.''
    Zunnun-u Mısrı