|
|
May 31
|
Açık”ta bırakılmış kadınlar…
Açık”ta bırakılmış kadınlar…
Kalabalıkta özellikle o dikkat çekiyor. Yakası açık bırakılmış, kolları kısa tutulmuş, eteğinin ucu hayli yukarıdan kesilmiş, beli iyice daraltılmış elbisesi değil dikkat çeken.
Elbiseden taşan beden parçaları.. O elbiseyi özenerek seçmiş olmalı. “Üzerinde güzel duracak” demiş olmalılar. “Bana yakışacak” diye umutlanmış olmalı. Ama hoyrat bakışlar, elbiseyi değil, elbiseden arta kalan kısımları süzüyor.
Öylesine yok gibi ki elbise hepten çıplak kalmak istediğini haykıran bedenin üzerinde “engel” gibi duruyor. Bedenin tamamlayıcı parçası değil, “fazlalık” gibi görünüyor.
Bakılsın diye oradaydı bedeniyle. Bakıldıkça varolacağına inandırılmıştı. Bir tür bakılma açlığı ile donanmış olmalıydı. Farkında olmadan, diğer gözlerin “nesne”si haline getirilmişti. Öyle bir nesne ki, üzerine bakış düşmediğinde karanlıkta kalıyordu. Gözler üzerinde olmadığında kıymetini kaybettiğini sanıyordu. Gözlerin kayması için açıkta bırakılmış bir bedene, teşhir etme niyeti de eşlik ederse,-bu niyetle bakılanın gözleri de sizin bakan gözlerinize kilitlenmişse- kendi içinde tutarlı bir sahne seyredersiniz.
Seyredilmek isteyen bir ruh ve seyredilen bir beden, birbiriyle yan yana, kardeşçe oturuveriyorlardır: Sorun yok gibidir. Ama çıplak bırakılmış bedene, içindeki ruh başka telaşlar peşinde koştururken gözünüz kaydığında, mağdur edilmiş bir beden buluyorsunuz karşınızda.
Uçağa yetişme telaşının sardığı, tatilden dönme hüznünün hükmettiği bir ruhun ardı sıra yürüyen, hâlâ daha plaj kıyafetine takılmış bir beden, gözünüzün önünde, birden bire çıplaklaşıyor, topraklaşıyor, et ve kemik soğukluğuna düşüyor. “Açılmış” değil “açıkta bırakılmış” oluyor.
Onu o çıplaklığa özendiren tüketim mekanizmalarıyla paketlenmiş, onu açıklık içinde utanmaktan alıkoyan ısrarlı teşviklere sarılmış bir cesedi sürüklüyor ardı sıra. Kadın bedeninin özellikle sivriltilmiş bir kaç detayına indirgenmiş bir kişilik sergisine icbar edilmiş, zorlanmış, itilmiş oluyor. Özel bir insan olarak yaratılmış, yüzü özel, duyguları biricik, kalbi bi’tane, varlığı müstesna bir kadını, “her kadın gibi” eyleyen, “herhangi bir kadın” gibi “den den”leştiren, sıradan bir serinin modüler parçası kılan sürecin ucuna yerleşiyor: Kalça hareketleri kadar var olan bir kadın. Göğüs dekoltesi kadar öne çıkan bir kadın. Yüzünden çok belden aşağısı muhatap alınan bir kadın. Kişiliği dişiliğine kilitlenmiş bir kadın.
Mağlup, mağdur, mazlum o. Kendi rızasının şimdi ve burada olması bir şeyi değiştirmiyor. Kendi rızasını iptal eden, kendi iradesini unutturan, utanma duygusunu uykuya yatıran hayli uzunca, karşı konulmaz ve sistemli bir ikna sürecinin kurbanı..
Ara sıra, varlığını hatırlatan o kadınsı irade, o utanç duygusu hiç uzamayacak eteğini refleksif bir hareketle çekiştirtiyorsa da ona; nafile. Bedeni üzerine yapışmış gözleri kabullenen, yaban bakışları evcilleştiren bir çaresizlikle oturduğu yerde oturtuyor onu görünmez bir iktidar. Alnına boncuk boncuk dizilmeye hazırlanan utancını müşfik bir el hareketiyle siliveriyor. Bir anda çıplak olarak yakalandığını hissettiği o nadir şaşkınlık anlarında gözlerini kurnazca kapatıveriyor. Sakinleştiriyor onu, uysallaştırıyor, hırçınlığını gideriyor. Kendinden uzağa düşürüyor kadını çıplaklık. “Kendine özel”, “sahici” ve “sahih” bakışlar arıyor boşuna. Baştan ilan edilmiş bir sadakatsizlik vardır çıplak bedende.. “Bakan sadece sen değilsin ki bana!” “Ben bütün bakışlara açı(ğı)m.” “Bunca bakanım var benim.” “Sen de kim oluyorsun?” Galip gibi duruyor ama mağlup. Zulmediyor görünüyor ama mazlum. Kadir kıymet bilmiyor ama kadir kıymeti de bilinmiyor. Mağdur ediyorken mağdur ediliyor.
“Açık”ta bırakılmış kadın, sırf şehvet üzerinden tanımlanıyor. “İnsan”da olan ama tümüyle “insan” olmayan bir şehvet üzerinde dikelmeye zorlanıyor. Böylece, “dişi” yanı “kişi” yanına galip getiriliyor. Olan “kişi”ye oluyor. Önce ve hep “insan” olan kadın, bedeninin kıvrımlarına sürgün ediliyor, teninin sığlıklarında hapis tutuluyor. Kadın ruhu, kadın bedeninin altında eziliyor.
Örtünmek, kişiliğini dişiliğinin üstüne koymaktır. Kendini sonsuza saklamaktır. Kadınsı merhameti, kadınsı inceliği, kadınsı zerafeti ipekten tüller ardına saklayıp inci gibi büyütmektir örtünmek.
“Tesettürsüzlük nedir?” diye sorsaydınız bana, “Kadının dişiliğini kişiliğinin önüne geçiren her haldir” derdim… Bir “kişilik tutulması”… Bir “kadınlık eklipsi”… Ay tutulur ya hani dünyanın gölgesi üzerine düştü diye. Dişiliğin kişiliği gölgede bırakıp kadın ruhunu gözden kaçırdığı bir tür eklips hali bu.. Saçları kapatmaktan fazlası: Kadın ruhunun bedenle kapatılması…
Senai Demirci
  
“Zevklerinin acılaşacağı bir gün gelecek. Bütün güzelliklerin bir bir yok olduğunu göreceksin. Gençliğin gidecek, sıhhatin gidecek, lezzetlerin gençlik, gidecek. Bütün bunlar peşi peşine giderken sen, arkada bir karanlık bırakarak tıpkı akşamüstü batan bir güneş gibi sönüp gideceksin. Halet-i ruhiyenin böyle olduğu bir anda ebed düşüncesinin sana göz kırptığını… ebede uzanan yolun sana pırıl pırıl parladığını göreceksin.” Fethullah Gülen

| May 27
|
|
|
|
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Bütün günahlarımla, masum bir çocuk gibi
Ne olur kabul et ,gözlerimde yaş sel gibi
Günahlarım çok upuzun sıra dağlar gibi
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Yanında bana yer ver, koşarak geliyorum
Yüreğimde büyük aşk,seni çok seviyorum
Başka aşk tanımam, ilahi aşk biliyorum
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Affet kulunu Allah ım, hatamız çok büyük
Günahlarım sırtımda kambur oldu hemde yük
Artık takat kalmadı benim boynum hep bükük
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Bütün dünya bir sınav sen sınava tabi tut
Bu cahil kulunun karnesi zayıf hemde küt
Düzeltecem söz ol şahidim bir elimden tut
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Ellerim göğe açık bak dua ediyorum
Beni affedeceksin buna şükrediyorum
Son nefesimi verdim, şehadet ediyorum
Geliyorum Allah ım bağışla affet beni
Celalettin ARSLAN

Allah´tan Korkana, ölüm Yâr Gelir, ölümden Korkana, Dünya Dar Gelir...
http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/ |
|
|
| May 17
|
|
|
|
Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin, çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı ormanlardan birinde güzel bir göl vardı. Suyu berrak mı berrak, serin mi serin... Gölün kıyısında hayat bulmuş boynu bükük papatya, yanıbaşında o eşsiz büyülü suyun içinde açmış olan, en az kendi kadar yalnız görünen nilüfer çiçeğine sevdalanmıştı. Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum, asaletli halini hayranlıkla seyrediyordu her gün. Nilüfer çiçeği de kayıtsız değildi sevgili papatyasına karşın. Birbirlerine sevgiyle bakıyorlar, şarkılar söylüyorlardı birlikte. Yalnızlıklarını unutuyorlardı şu koskoca orman içinde... Tanrım, diyordu papatya içinden kimi kez. Bu güzelliğin yanında benim yerim nedir ki? O suyun içinde yaşar bense toprakta... Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa öylesine istiyorum ki onun yanında olmayı... - Ey güzel çiçeğim, ey benim nilüferim seviyorum seni... Lâkin öylesine çaresizim ki... Sana nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum... Evet, orada olduğunu bilmek, sesini duymak, güzelliğini görmek bile yetiyor bana ama istiyorum ki elini tutayım, güzelliğine dokunayım. Gel gör ki ben bir papatyayım, sen ise bir nilüfer... Ayrı dünyalarda yaşayan iki ayrı çiçek... Nilüfer, karşılıksız bırakmadı papatyanın sözlerini: - Papatyaların en tatlısı, kemandan çıkan müzik aynı ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Sen başkasın, ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye yerinme. Gönül sesine kulak ver yalnız... Bir şeyi istiyorsan yürekten iste....Sevgi, aşk, ne büründüğün kıyafeti, ne makamı, ne mesafeleri ne de başka bir şeyi dinler... Onun fermanı okunmaya başladımı her şey susar. Her şey çaresiz kalır... Sevgi söz konusu olduğunda kişi kendi dışındaki güçlerin insafına kalmaz. Çünkü; kendisi de güçlü bir varlık haline gelir. Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güçlenmeye başladıkça kayıtsız kalamaz buna tüm evren... Sen ki benim güzelliğime, aşkınla güzellik katmakta, yalnızlığımı örtbas etmektesin. Benim ve kendinin varolduğumu ispatlamaktasın dünyaya. Şimdi kapat gözlerini sımsıkı... Sıyrıl tüm düşüncelerinden... Yalnızca ama yalnızca beni düşle... Yanımda olduğunu, gölün sularında elimi tuttuğunu hayal et... İste beni... Göreceksin ki sevginin aşamayacağı engel yoktur! Papatya, nilüferin dediğini yaptı. Yalnızca ama yalnızca onun hayalini doldurdu tüm benliğine. Kendini güzeller güzeli çiçeğinin yanında farzetti. İstedi... İstedi... - Aç gözlerini!, dedi nilüfer. Papatya şaşkınlık içindeydi gözlerini açtığında. Sevgili çiçeğinin yanında, gölün suları içinde bir nilüfer çiçeğiydi artık o da... Sevmek... İstemek... Hayal etmek... İnanmak... Olmayacak şey yoktur! Eğer ki; bu duygulara sahipseniz...
BiLmezLer yaLnız yaşamayanLar, nasıL korku verir SessizLik insana.... insan nasıL konuŞuR Kendisi iLe... NasıL koŞaR AynaLara...
BİR CANA HASRET BİLEMEZLER...!  
http://kardelendilekkincal.spaces.live.com
|
|
|
|
May 12
|
|
|
|
|
 
''Ben" Diye sızlanmaya başladığımızda ben'in dışındaki her şeyi unuturuz. Kâinat ben'den ibaret olur. Ne kadar önemliyizdir o an Ve ne kadar vazgeçilmez! Topu topu bir hayatlık canımız varken... Bir hayat Doğumla ölüm arasında Gittikçe daha hızlı geçen Her an bitmeye doğru giden Bir hayat Ve Ben duygusu İstediğin kadar ben diye sızlan. Herkes sorar içinden ve asla sezdirmez karşısındakine; Kimsin sen? Senden bana ne? Sahtekâr tebessümler Sahtekâr dinleyişler Sen ilk kandırılan değilsin. Sen ilk yaralanan değilsin Sen ilk yarı yolda bırakılan değilsin Sen ilk ayrılık yaşayan değilsin Sen ilk derde ve belâya düşen değilsin Ve sen ilk aşık olan değilsin Sen ilk üzülen değilsin. Ve aslında sen bir baksan aynaya Ben bir baksam Hiç İlk insan ve ilk kandırılan Kandırılma acısını ondan daha fazla kim yaşamıştır? Ve bedeli cennetten çıkmak kadar büyük olmuştur? Ve Kabil Habil'i, yani, bir evladı, diğer evladını kıskançlıktan katlederken, kim onun kadar üzülmüştür? İki türlü evlat acısı Kim çekmiştir? Ve evladın Baba'ya güvenmemesi. Ve bir eşin, kocasını yarı yolda bırakması Nuh Aleyhisselamın imtihanı Oğlu Kenan'ın gemiye binmemesi Eşi Vaile'nin kavminin reisine, Nuh Aleyhisselâm'ı çekiştirmesi Kim böylesine yaralanmıştır? İhanete uğramıştır? Ya Hazret-i İbrahim? Sevgili eşini ve sevgili oğlunu ilâhî bir buyrukla çölün ortasında bırakmak zorunda kalışı Hazreti Hacer'in, arkasından Bizi burada yapayalnız kime bırakıyorsun? sorusu Ama ilahî bir buyruk olduğunu öğrendiğinde, tevekkülle teslimi Hangi anne bebeğiyle çölün ortasında kalmaya razı olmuştur. Yapayalnız Hangi baba bırakmaya? Ve kardeşlerin yanlışta birleşip, bir başka kardeşi kuyuya atmaları Yani ölüme Kim Hazreti Yakup kadar hasret çekmiştir. Kim Hazreti Yusuf kadar meşakkat? Ve kim Züleyha gibi aşık olmuştur; üstelik yaratılmışların en güzeline Ve kim onun gibi mahcup olup, onun gibi kavuşmuştur? Kim? Sonra Hazret-i Eyyub Malını, mülkünü ve evladını bir anda kaybedip Derdin, belânın, hastalığın en ağırına Kim onun gibi sabretmiştir? Kim onun sevgili hanımı Rahime gibi, şehirden kovulduklarında yıkılmamış,
eşine bakmaya devam etmiştir. Hangi kadın? Ve kavminin Hazret-i Musa'ya çektirdikleri? Her an vazgeçmeleri Her an şüphe duymaları Her an akıl almaz ve edep dışı isteklerle bunaltmaları Ve yaratılmışların en üstünü En güzeli En Sevgili Peygamberim En çok çile çekeni Anlatamam Rabbimizin bütün elçileri, bütün sevgilileri,
doğmakla ölmek arasındaki kısacık hayatları kurtarmak için gelmişler Ve o hayatlara ibret olsun diye acıyı,
ihaneti, kandırılmayı, terk edilmeyi, hastalığı, derdi, belâyı yaşamışlar Ben değil, hiç olduğumuzu anlatmışlar; Hiç olunca sevgili olunacağını anlatmışlar Anlamış mıyız? Acı, çile, ihanet, ayrılık, aşk, hüzün, hastalık, zarar, ziyan, hasret, felâket Anlayalım diye, en zorunu, uygulamalı olarak göstermişler Hiç Ben dememişler...
  
MUHABBETİN RENGİ GÜLDÜR,GÖNÜLLERİN
NAKŞI GÜL AŞKIN KOKUSU GÜLDÜR,DOSTUN BAKIŞI GÜL
http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/
|
|
|
|
| May 07
BOYNUM BÜKÜK YABAN ELDE BİR GARİBİM KARANLIK KÖŞEDE İSMİN DUADIR HER AN DİLİMDE ÇOK ÖZLEDİM ANNEM SENİ
HELAL ET BANA HAKKINI ÜZDÜYSEM GÜZEL CANINI GEÇ ANLADIM SENİN FARKINI ÇOK ÖZLEDİM ANNEM SENİ
ÖYLE HASRETİM Kİ SANA ÖZENMİŞ GÖZLERİM BULUTLARA YAĞAR HER GECE YASTIĞIMA ÇOK ÖZLEDİM ANNEM SENİ
|
|
|
|
|
Bunu Öğrendim Anne  Sevmek; ne kadar kolaymış; sevilmek zor Ama sevildin mi kopmak çok daha zormuş... Koptun mu o zaman dünyadan koptun sanki! Ben bugün bunu öğrendim anne. Sevilmeden sevmek çok acı; Sonunda tüm üzüntü tek kişiye kalıyor... Ve o tek kişi bunu kolay atlatamıyor... Belki bir köşeye çekiliyor Ben bugün acı çekmeyi öğrendim anne. Sevip de sevdiğini kaybetmek çok kötü Hele bir de seviliyorsan... Dün parkta yaşlı bir çift gördüm; O kadar bağlılardı ki birbirlerine... Ama diğer gün sadece biri vardı diğeri ise... Bugün susmayı öğrendim anne. Sevmek çok güzelmiş; İnsan mutluluktan uçuyor sanki! Ama bu mutluluk kısa sürüyor Neden dersen bilmiyorum Dedim ya sadece seviyorum... Ben bugün gülmeyi öğrendim anne. Ayrılık nasıl bir duygu ya... Hem hüzünlüsün hem de mutlu. Hüznün sevdiğininden ayrı kalacağın için Sevincin ise birgün mutlaka kavuşacağın için... Ben bugün "birgün" nün hiç gelmeyeceğini öğrendim. Başkasının sana duyduğu sevgiyi kaybetmek çok acı anne; Artık iki uzak kasaba gibisiniz Gücünüz yetse o kasabayı sınırdışı edeceksiniz Bakamazsın bir daha insanlara; her bakışta acı var... Ben bugün sahte sevgiyi öğrendim anne. En acısı ne biliyor musun anne? Sevip, sevilip, sevememek... Bu ne biçim şey diceksin sen şimdi. Öyle birşey ki hem acı çekiyor hem de çektiriyorsun... Ben bugün acı fedakarlığı öğrendim anne. Hani sen bana hep "Seni hiç birşey üzmesin!" derdin ya Ben bunu başaramadım affet beni anne... Ama bana kızma ben belki de bugün Hayatı öğrendim anne! Ayaklarım yerden kesilinceye kadar...
 
Bazen,Susmak Gerekiyormuş,Bazen Bomboş Bakmak Gerekiyormuş.Hayatın Yalanlarına; Anlamaya Çalışmak Saçmalık...Anlamadan Yaşamak Gerekiyormuş. Zaman Değilmiş Gideni Geri Getiren. Aslında Zamanmış Varolanı Götüren... Ama Bazen..!Unutmak Gerekiyormuş,
UNUTULMA Pahasına...
 

Uzayıp giden bir sızı halini alınca bu sessizlik bir çocuk ağlamaya başlar buğulanmış kalplerde. Kırılgan zamanların yitik merhametiyle yüreklerde büyüttüğü bir yerdir o çocuk. Adı: Zulümdür... Adı: Gözyaşı... Adı: Çaresizlik...

http://kardelendilekkincal.spaces.live.com
| | | | |
|