|
|
February 28
|
 
SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ
Bu sıcak çöllerde bir kum tanesi Olsaydım ayağın bassaydın bana Gözyaşım vuslatın son bahanesi
Güz yüzlüm özlemim bitmiyor sana...!
Salavat ettikçe gözlerim dolar Ey ezelde mevcut,ebedideki yar Mecnun olup gezsem hep diyar diyar Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!
Gülden hastır kokun burnumda tüter Aklım Medine'de, korkarım yiter Sen "ümmet" dedikçe varlığım titrer Resulüm özlemim bitmiyor sana...!
Geceler gün olmaz düşümdesin sen Her irkilişimde işimdesin sen İçtiğim suyumda aşımdasın sen Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!
Kalbim çırpınıyor andıkça seni Rabbim şefatinden ayırma beni Aklımı devşirdim ben yeni yeni Resulüm özlemim bitmiyor sana...!
O kutlu beldene bir gelebilsem Nur cemalin ile aşk alabilsem Kevser havuzunda pul olabilsem Gül yüzlüm özlemim bitmiyor sana ...!
Ey sevgili resul yandıkça yandım Bir rabbime bir de sana inandım Sanmasınlar sakın dünyaya kandım Ey Nebim;özlemim bitmiyor sana...!
|
February 25
|
CENNET KAPISI HİZMET
HAKKIN KULLARINA EN BÜYÜK LÜTFU CENNET DİYARINA DAVETTİR HİZMET KİM GÖNLÜNÜ AÇIP DUYURSA BUNU ANLARKİ BU CANA NİMETTİR HİZMET
İÇİ RAHMET DOLU SONU MAĞRİFET BÖYLE MÜJDELİYOR KURAN DA AYET İNANIP YOLUNA GİRERSEK ŞAYET CANLAR VERİLECEK NİMETTİR HİZMET
EBUBEKKİR GİBİ MALINI VERSEN CAN FEDA ETMEYE SIRAYA GİRSEN BİN HAYRINA YÜZBİN DAHA EKLESEN DOST İÇİN YETERSİZ GÖRMEKTİR HİZMET
SEVDİĞİN DOSTUNDAN HİÇ YÜZ BULMASAN KAB BİN MALİK GİBİ YALINIZ KALSAN BAŞTA KOMUTANKEN NEFER YAPILSAN EMRİN BAŞ ÜSTÜNE DEMEKTİR HİZMET
 
BİR AĞLIYAN GÖRSENGÜLDÜR YÜZÜNÜ ESİRGEME SAKIN TATLI SÖZÜNÜ EKSİK ETME YÜZDEN BİR TEBESSÜMÜ SEVGİYLE BİR GÖNLE GİRMEKTİR HİZMET
 
İNCİTME KİMSEYİ HEM SEN İNCİNME SEV HERKESİ FAKAT SEVGİ BEKLEME HAYIR YAPTIM KİMSE BİLMEDİ DEME KARŞILIKSIZ SAYIP SEVMEKTİR HİZMET
MÜRİD HİMMET İSTER MÜRŞİD HİZMET DER BÜTÜN GÜZELLİKLER ONDAYMIŞ MEĞER İHLASLA İÇİNE GİRİLSE EĞER BAŞINDAN SONUNA RAHMETTİR HİZMET
NEFSİNE YAN ÇIKMA ELE YAN BAKMA HER DUYDUĞUN SÖZE KULAK KABARTMA GÖRDÜĞÜN KUSURU ALEME YAYMA DOSTLARIN DERDİNİ ÇEKMEKTİR HİZMET
MERHAMET EDENE HAK ARHMET EDER KUSURU AFFEDENİN KUSURU ÖRTER CÖMERT İNSANLARI CENNETLER BEKLER İLAHİ RIZAYA ERMEKTİR HİZMET
EN HAYIRLI İNSAN HAYRA KOŞANDIR ELİNİ GÖNLÜNÜ HALKA AÇANDIR KÖTÜLÜKTEN NEFRET EDİP KAÇANDIR KENDİNİ TERBİYE ETMEKTİR HİZMET
BİR GÖNÜL YAPARKEN DİGERİNİ YIKMA FARZI İHMAL EDİP SÜNNETE KOŞMA BİR İŞ ÜSTLENİRKEN GÜCÜNÜ AŞMA HERHALDE HADDİNİ BİLMEKTİR HİZMET
MEVLANIN DAVETİ GELDİ DOSTLARA DOSTLARIN TEK HEDEFİ ULAŞMAK ONA NE AMEL EDİLSE BU KUTLU YOLDA AZ BULARAK AFFET DEMEKTİR HİZMET
BU YOL BENLİK DEYİL HİÇLİK YOLUDUR
KULA DÜŞEN RABBE GÜZEL KULLUKTUR HAYIRDA GÖSTERİŞ YALAN DOSTLUKTUR NEFSİN ARZUSUNDAN GEÇMEKTİR HİZMET
   EY KARDEŞİM DİNLE DOSTUN SÖZÜNÜ
SAMİMİ OL HAKKA BAĞLA ÖZÜNÜ AH BİR VEREBİLSEK YARE BU GÖNLÜ ARİFİN GÖNLÜNE GİRMEKTİR HİZMET
Yesil Elbise
Yolda karsilastigimıízda ezan okunuyordu. "Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun." "Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun.", dedi. "Biliyorum ama sebebini gercekten merak ediyorum." "Ne bileyim, olmuyor iste. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,
dizleri cikar diye endise ediyorum.", dedi.Gayri ihtiyari
gülmeye basladim."Herhalde saka yapiyorsun.
Bunun icin cami terk edilir mi?" "Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yesile düskün
oldugumu bilirsin.", dedi.Gercekten de öyleydi. Giydigi birbirinden
güzel elbiseleri; mutlaka yesilin bir baska tonundan secer ve her
zaman ütülü tutardi."Peki", dedim. "Hayatinda hic camiye
gitmedin mi?""Cocukken dedemle birkac kere gitmistim.
Hem o yaslarda dizlerimin asinacak diye herhalde endise etmiyordum.
Fakat artik camiye gidebilecegimi zannetmiyorum." Söyledikleri
beni son derece s asirtmis ve bu konuyu actigima pisman etmisti.
Daha sonra tokalasip ayrildik. Onunla konusmamizdan iki ay sonra;
kendisinin camide oldugunu söylediler. Hemen gittim. Bahcedeki
namaz saflarinin en önünde duruyordu ve yine yesiller vardi üzerinde.
Yavasca yanina yaklastim ve Kisik bir sesle:"Hani camiye
gelmiyecektin?" dedim Hic sesini cikartmadi. Cünkü musalla tasinin üzerinde,
yesil örtülü bir tabut icinde yatiyordu...
|
February 24
|
   

Şehİtler Ölmez
Çoğaldı ölüme sevda çekenler Bahçesine ilahi aşk ekenler Zevkle şehadet şerbeti yürek yiğitleri dönmezler ki geri...
Bu dava hak davadır Bunu bilelim Sumeyye'lerin Musab'ların izlerinden gidelim Dualarımızın başına hep onu koyalm Aşktır, sevdadır, bir tutkudur ŞEHADET . Şeytandan nefsini satın almaktır Düşün bir cennette ebedi kalmaktır Zalimin elinden bilki gül koklamaktır Ölürken tebessümle gülmektir ŞEHADET . Gece gündüz hep aşkıyla yanmaktır Ölürken cenneti garantiye almaktır Bedenini kanla, taprakla yıkamaktır Dünyayı gözlerden silmektir ŞEHADET . Ayakların titrememeli şehadete giderken Senalar yagıyor sana peygamberinden Karsılıgı cennetin en guzel yerinden
Canını Allah'a satmaktır ŞEHADET. Kıyam eder karşısında dağlar, taşlar Şerefle gider ölüme egilmez başlar Şehidin arkasından dokülmez yaşlar Ağlamasin analar ayrılık degil vuslattır ŞEHADET
 
ŞEHİT MEKTUBU
Yağmur yağmış yollara Sarmışlar beni albayrağa Şehit olup ta dillere Düştüm de geldim anne
Sakın ha üzülme, küsme Ağlayıp ta yüzünü asma Şehadet şerbetini içtim de Şehitler yurduna koştum anne
Bir resmin vardı elimde Bastırırdım hep yüreğime Son kez seni görmedim de Ona ağlıyorum anne
Ağıtların duyulur dağlarda Yaslı öter kuşlar dallarda Bakıp ta kızıl ufuklara Kıldığın her namazda Duanı eksik etme anne
Bilirim yaran derindir Gözyaşların buz gibi serindir Allaha yalvar da acını dindir Çünkü ben ölmedim anne Şehitler ölmez unutma anne
Kevser suyunu avuçladım Resulallahın divanına vardım Ona kavuşunca duanı aldım Cennette seni bekliyorum anne
HÜSEYİN ÖZBAY
Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki bütün
şeyler kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmek
istemez.Sadece şehit,
gördüğü itibar ve ikram sebebiyle
tekrar dünyaya dönmeyi ve defalarca şehit olmayı
ister.
(Buhari, Cihad 21)
DUALARIMIZ SİZİN İÇİN
HEPİNİZ ALLAH'A EMANETSİNİZ...
   
| February 23
|
   
GÖZLERİ VAR AMA...
Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra: - Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolya lar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
- Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür...
|
February 21
|
ALLAH (cc) dostlarından Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oğlu vardı,
bir gün onun elinden tutup Kur’an-ı Kerim hocasına götürdü. Yavrusuna
Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetiştirmesi için hocaya teslim
ettikten sonra eve döndü…
Zeki çocuk derse başladı, kısa zamanda Kur’ân-ı Kerim’i öğrendi... Bir gün;
hocasının önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karşılaştı. Ayet-i kelimeyi
tek tek heceledi. Yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti! O ayetin
mânasını düşünmekle, o çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve
bir titreme aldı... Okumaya devam edemedi. Derhal evin yolunu tuttu ve
kapıyı çaldı. Babası içeriden seslendi:
“Kim o?”
“Benim baba, çabuk aç!”
Babası kapıya koşup açınca, gördüğü manzara karşısında korktu;
çocuğunun yüzü ürkütücü derecede solmuştu ve yavrucağı titreyip durmaktaydı.
Hemen kollarını açıp sardı onu:
“Oğlum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmış?”
Güç bela cevap verdi çocuk:
“Bugün derste Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okudum. Mânâsını düşününce yüreğim
eriyor sandım ve bu hâle geldim.”
Babası, çocuğunu içeriye alıp bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla
sordu yavrusuna:
“Ey gözümün nuru oğlum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”
“Şu ayettir.” dedi çocuk ve her bir harfini yüreğinde duya duya okudu o ayeti:
“İnkârcılığınıza devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı
ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)
Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü, o masum
yavrunun takati hepten kesildi ve yatağa düştü. Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zaman sonra da vefat etti. O masum çocuğu, babası götürüp kabre koydu.
Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sık sık o çocuğun kabrine gider, toprakları
avuçlar, ağlar ve şöyle derdi:
“Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oğlun Kur’ân’dan bir ayet okudu,
ALLAH (cc) korkusundan can verdi. Sen; Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyorsun
ve “ömür güneşin” kabir kuyusuna ağdı da, ALLAH’tan hiç onun gibi korkmazsın.
Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş, vah sana..!”
Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asıl muhatapları bizlerdik,
bütün inananlar... “İnandık”larını söyleyenler!.. O büyük zât ki, böylesine
mübarek bir evlat yetiştirmiş, mualla birisi. Peki ya her gün Hak’tan,
hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini
düzeltmeyen, en azından şöyle bir çekidüzen vermeyen bizler...
Camide verilen bir vaaz esnasında; “ALLAH’ı anmaktan dolayı kalplerinizin
haşyet duyacağı an henüz gelmedi mi?” sorusu karşısında, kalbi orada çatlayıp
yığılan gencin hâlini de dinleyince... Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden...
Ve sözün hitamı;
Cenab-ı ALLAH’ın, o an ve haberin hatırlatılması anlamında, “gelmedi mi?
” diye sorduğu ve bizleri kendimize gelmeye çağırdığı ayetler:
“Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?” (Ğâşiye Sûresi, 1)
“Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi
size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır.” (Teğâbün Sûresi, 5)
“İnananların gönüllerinin ALLAH’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten
bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine
Kitâb verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de
kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd Sûresi, 16)
|
February 20
|
Dehşetin Aklaştırdığı Saçlar
"Ölümünün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi
biz onu her yerde bekleyelim." (Montaigne)
Muğla'nın Milas ilçesinde yaşayan orta yaşlı bir adam, bir gece,
hayatının akışını değiştiren dehşetli bir rüya görür.
Rüyasında adam kendi ölümünü görmüştür. Öldükten sonra,
vücudu teneşirde yıkanmış, kefelenmiş ve mezara defnedilmiştir.
Rüya çok net ve berraktır. Adam mezara konulup yapılan
dualar ve okunan Kur'an-ı Kerim ile birlikte üzeri topraklandıktan sonra
kapkaranlık bir yerde yapayalnız kalır. Bir müddet sonra bulunduğu
kabrin sağ tarafından bir menfez açılır ve içeriye iki kişi girer.
Bunlar kendilerinin kabirdeki sual melekleri olan "Münker ve Nekir"
olduğunu söylerler.
Bu melekler, adamı alıp bulunduğu menfezden geçirerek
başka bir yere götürürler. Götürdükleri yerde adamın önüne
hemen bir terazi ve yanına da bir miktar üzüm koyarlar.
O sırada karşıdan gelen bir adam belirir. Münker ve Nekir,
Milaslı bu çiftçiden, karşısındaki adama üzüm satmasını söylerler.
"Ölçtüğünüz zaman dürüst olun, tam ölçün. Doğru terazi ile tartın.
Bu hem ticaretiniz için daha hayırlı, hem de akibet yönünden de
daha güzeldir.
" (Kur'an-ı Kerim, İsra 35)
Münker ve Nekir melekleri adamın sağ ve solunda muhafız gibi
durarak satışa nezaret ederler. Kendisinin alış-veriş sırasında
tartıda çok az bir haksızlık yaptığını gören Melekler, onu
hemen tezgâhın başından aldıkları gibi çok büyük bir
kapının yanına getirirler. Kapı, kale kapısı gibi çok büyüktür.
Kapının yanına gelir gelmez kapı kendiliğinden açılır.
Rüya sahibinin o anda gördüğü manzara çok korkunçtur.
Kapının öbür tarafında müthiş bir yangın ve alevlerin
içerisinde cayır cayır yanan insanlar vardır.
İnsanlar bir taraftan yanmakta, bir taraftan da vücutları
tazelenmektedir.
Yanan insanların çıkardıkları canhıraş feryatları
yürek dayanacak gibi değildir.
Münker ve Nekir melekleri, adama bu dehşetli
manzarayı gösterdikten sonra tekrar bir meydanın
ortasına getirirler. Kendisine, biraz önce alışveriş
sırasında işlediği suçun cezasının demin gördüğü gibi
yanarak mı, yoksa başka bir şekilde mi verilmesini
istediğini sorarlar.
Adam, gördüğü o müthiş yangın manzarasındaki dehşetten
ve bundan daha büyük bir ceza olamayacağı düşüncesiyle
ateşe razı olmayıp bir başka cezaya razı olduğunu
söylemesi üzerine, birden bire vücudunda yüzlerce derece bir
hararetin başgösterdiğini bütün dehşetiyle hisseder.
Dayanılmaz bir ıstırap, çekilmesi mümkün olmayan acı
ve azap başlamıştır. Adamcağız, çektiği acının tesiriyle
avazı çıktığı kadar feryad ve figan etmektedir.
(Rüyadan gerçek hayata, yani rüyayı gören adamın
evine döndüğümüzde, adam hakikaten de avazı
çıktığı kadar bağırmakta, ortalığı ayağa kaldırmaktadır.
Vakit gece yarısıdır. Adamın karısı ve bitişik odadaki
iki yetişkin oğlu bu korkunç çığlıklara uyanırlar.
Sesler mahalleyi de inlettiğinden konu-komşu
pürtelaş adamın evinde toplaşırlar. Adam ile hâlâ çığlık
çığlığa feryada devam etmektedir. Herkes uğraşmakta
fakat adamcağız bir türlü uyandırılamamaktadır.)
Dönelim tekrar rüyaya... Adamın içine düşen yangından
vücudu fokur fokur kaynamakta ve acı içinde kıvranmaktadır.
Çektiği acı tahammül sınırının çok ötesindedir.
Bir müddet geçtikten sonra, Münker ve Nekir'in
işaretiyle ceza sona erdirilir ve adam çağrılarak
şöyle denilir.
"İşte gördün ve anladın ki, dünyada yapılan ufacık
bir hatanın, adaletsizliğin ahiretteki cezası bu.
Şimdi seni hayata, yaşadığın dünyaya iade ediyoruz.
Bundan sonra hayatını bu gerçeğe göre tanzim et.
Katiyyen en küçük dahi olsa bir haksızlık, adaletsizlik yapma."
Bu müsaadeden sonra, adamcağız rüyasından gözleri
yerinden fırlamış, beti benzi atmış, kan ter içinde uyanır.
Ama bundan da önemlisi, adamın yüzünde, etrafını
çevreleyen mahalle halkını hayret ve şaşkınlık içinde
bırakan bir görüntü vardır. Siyah saçlı bu adamın
bütün saçları, biraz önce rüyada gördüklerinin dehşetinden
bir anda bembeyaz olmuştur.
Evet bembeyaz...
Milaslı bu adamı görüp hadiseyi nakledenlerin
ifadesine göre, şimdi artık o, dehşetin aklaştırdığı
saçlarıyla hayatını kılı kırk yaracasına hassas yaşamakta,
bundan sonraki menzili olan kabir aleminde kendisine
faydası olacak salih amellerin, güzel,
hayırlı işlerin peşinden koşmaktadır.
|
February 18
|
KADIN ERKEĞİN KABURGASINDAN YARATILDI…!
AYAKLARINDAN YARATILMADI…! ÖYLE OLSA İDİ EZİLİRDİ…!
ÜSTÜN OLSUN DİYE BAŞINDAN DA YARATILMADI…!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI EŞİ OLSUN DİYE…!
KOLUN BİRAZ ALTINDA KORUNSUN DİYE…!
KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE…!
Belh'in meşhur velisi Hatim-i Asam, (852 -H.237) hacca gidiyordu.
Hanımına teklifte bulundu:
- Hanım, ne kadar nafaka bırakayım sana, ben gelinceye kadar?
Tevekkül ve teslimiyet timsali hanımın cevabı ibretliydi:
-Ne kadar yaşayacaksam o kadar!
- Hanım senin ne kadar yaşayacağını ben ne bileyim?..
- Öyle ise dedi, benim nafakamı ne kadar yaşayacağımı bilene bırak.
O beni şimdiye kadar hiç nafakasız bırakmadı, şimdiden sonra da bırakmaz.
Sen harçlığını yanında tut, gurbette sana lazım olabilir.
Hatim-i Asam yola çıktıktan sonra mahalle hanımları ziyarete geldiler.
- Allah kavuştursun beyiniz hacca gitti, dediler.
Hemen arkasından da mahalli dille sormadan edemediler:
- Beyin sana ne kadar rızık bıraktı gelinceye kadar?..
- Benim beyim dedi, rızık veren değil rızık yiyendir.
Rızık yiyen, rızık veremez. Ben rızkımı hep rızık verenden beklemişim
şimdiye kadar. O beni hiç rızıksız bırakmamış, yine de
bırakmayacağına inanıyorum.
Hanımlar bu cevaptan pek memnun olmadılar,
dudaklarını büküp aleyhte konuşarak gittiler…
Aradan çok geçmedi Hatim'in evinin kapısında at
kişnemeleri duyuldu.Dışarıya çıkan hanım,
bir atlı kafilesiyle karşılaştı.Hacıları uğurlamaktan dönen
Bağdat halifesi susamış, su içmek için uğramış buraya.
Hanım hemen bir testi su ile bir bardak uzattı. Soğuk suyu kana kana içen
halife yanındaki vezirine emir verdi:
- İçtiğimiz suyun bedelini bize yakışan şekilde öde!..
Toprak çanağın içini altınla dolduran vezir, bardağı kapının yanına
bırakırken söylendi:
- Allah'a emanet olun bacım, soğuk suyunu içtik, hakkını helal et…
Kafile uzaklaşırken Hatim'in hanımı bardağın içinde beyi hacdan
dönünceye kadar yetip de artacak miktarda para bırakıldığını gördü.
Her zaman yaptığı gibi yine seccadesine yönelip şükür secdesine kapandı:
- Rabb'im dedi, çocukken anam babamın eliyle gönderiyordun rızkımı.
Evlenince beyim Hatim'le göndermeye başladın rızkımı…
Şimdi ise beyim hacca gitti, bu defa da halifeyle gönderiyorsun rızkımı.
Beni hayatım boyunca hiç rızıksız bırakmadın.
Zaten ben de seni hep böyle bildim.
Bu yüzden tevekkül ve teslimiyetim hiç azalmadı, hep arttı.
Ancak çevremdekiler aynı değiller. Onlar tevekkülsüz ve teslimiyetsizler…
Hemen hücuma geçiyor, tevekkülsüzlük telkin ediyorlar bizlere…
Sen tevekkül ve teslimiyet duyguları nasip eyle bu aile bireylerine de,
asıl rızkı verenin sen olduğunu onlar da anlasınlar, senin kimseyi rızıksız
bırakmayacağını idrakte onlar da gaflete düşmesinler, huzurlu yaşasınlar..!

|
February 15
|
SeveCekSem Boyle Sevmeliyim!
Bir gece dilim tutulmalı Ay gökteyken, Girdabına düşmeliyim yalnızlığın İhanetin adını bilmemeliyim Ya da uğramamalı yalanlar beynime. Zindandan mektuplar yazmalıyım Penceremde bir karanfil solmalı, İçimde tebessümler.. Bir yakın iklim olmalısın bana. Ah ederken, Gün görmemiş bir yıldız kaymalı. Seveceksem böyle sevmeliyim Yaşayacaksam böyle.. Başucumda kara bır kıtap bulunmalı Her sayfaya adımı yazmalıyım. Hayallerim gökte yıldızlaşırken, Lanet etmeliyim şansıma, tutunamayışıma Aklıma geldiğin anlardaki kahroluşuma Seveceksem böyle sevmeliyim, Kahrolacaksam böyle.. Bir başkası dediğinde dik olmalıyım Ya da yabancı birisi, senin için İçimin kan revanını görmemelisin. Fırtınalar koparken içimde, Dudaklarım süt liman olmalı Bilmemelisin yüreğimin ezikliğini Sevgimi darağacına asarken, Ellerim titrememeli Seveceksem böyle sevmeliyim
| February 14
|
İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar. Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları. Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp;
“Geceyi burada geçirebilirsiniz”
demişler. Şilteleri betona sererken, yaşlı melek duvarda bir çatlak görmüş. Elini uzatmış. Şöyle bir sürmüş yarığa. Duvar eskisinden sağlam olmuş. Genç melek:
“Niye yaptın bunu?” diye sormuş merakla.
“Her şey her zaman göründüğü gibi değildir” demiş yaşlı melek yavaşça.
Ertesi akşam melekler bir köy evinde çok fakir, ama çok iyiliksever bir aileye misafir olmuşlar. Her şeyleri bir tanecik inekleri imiş. Onun sütünü satıp geçiniyorlarmış. Ev sahipleri mütevazı sofralarına almış onları. Allah ne verdiyse beraber yemişler. Yatma zamanı gelince kadın:
“Siz uzun yoldan geliyorsunuz, yorgun olmalısınız”demiş. “Bizim yatakta siz yatın, bir rahat uyuyun. Biz şu divanda idare ederiz.”
Güneş doğarken uyanan melekler, zavallı adamla karısını iki gözleri iki çeşme ağlar bulmuşlar. Hayattaki tek servetleri inekleri bahçede ölü yatıyormuş. Genç melek öfkeden deliye dönmüş.
“Bunu nasıl yaparsın. Bu kadar iyi insanların yegane servetinin ölmesine nasıl izin verirsin. Önceki gece gittiğimiz villada her şey vardı, ama kötü ev sahipleri bize hiçbir şey vermediler. Sen onların bodrumlarını tamir ettin. Bu fakir insanlar bizimle her şeylerini paylaştılar ineklerinin ölmesine göz yumdun?..”
“Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş, yaşlı melek gene.
“Nasıl yani?” diye daha da öfkeyle yinelemiş sorusunu genç melek.
“Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş yaşlı melek bir daha. Ve anlatmış.
“İlk gittiğimiz zengin evinin o duvar çatlağının içinde yıllar önceden saklanmış bir hazine vardı. Ev sahipleri, zenginlikleri ile çok mağrur, ama hiç paylaşmayı sevmeyen insanlar oldukları için bu defineyi bulmayı hakketmemişlerdi. Çatlağı kapayıp, onları bu hazineden ebediyen mahrum ettim. Dün gece fakir köylünün yatağında yatarken ölüm meleği, adamın karısını almaya geldi. Kadının hayatını bağışlamasına karşılık ona ineği verdim. Her şey her zaman göründüğü gibi değildir. İşler bazen istendiği gibi gitmez göründüğünde, aslında olan budur. Eğer inançlı isen, her işte bir hayır olduğunu düşünürsün. O hayrın ne olduğunu da, bir süre sonra anlarsın.
|
February 11
|
YAKMA YARABBİ!!!
Seherde açılan güller hürmetine Rukuda bükülen beller hürmetine Zikrinle dönen diller hürmetine Cehennem narına yakma Yarabbim.. Secdeye kapanan başlar hürmetine Aşkınla sızlayan kalpler hürmetine Gecelerde dökülen yaşlar hürmetine Gazabınla bize bakma Yarabbim... Yolunda kaim kullara bağışla, Rızana giden yollara bağışla, Arşına açılan ellere bağışla, Cahilliğin içine sokma Yarabbi Muhammet Mustafanın(s.a.v.) özüne bağışla, Fatıma-tül zehra adlı kızına bağışla, yetim yetemanın yüzüne bağışla , Huzurunda boynumuzu bükme Yarabbi, Cemi peygamberlerin canı hürmetine, Cihari yarin güzinin dini hürmetine, Uhud şehidlerinin kanı hürmetine, Suçlarımızı başa kakma Yarabbi, Sualde bizleri fazla sıkma Yarabbi, yakma Yarabbi... Muhammed aşkına yakma Yarabbi, kabe aşkına yakma Yarabbi, Kur'an aşkına bizleri yakma Yarabbi....
| February 10
|
 Artık ne ölüm ne de hesap korkusu kalır. Kişi umduğu rahmetin misliyle yüz yüze gelir. İşte o zaman kul, “Ve kâlû’l-hamdülillahi ezhebe anne’l hazen”, yani “Bizden hüznü ve sıkıntıyı gideren Rabb’imize hamdolsun.” (Fâtır, 34-35) der. Peygamber Efendimiz anlatıyor: Hz. Musa (aleyhisselam), Cenab-ı Hak’la aracısız olarak konuşabilen bir peygamberdi. Aklına takılan soruları Yüce Rabb’ine sorar, aldığı cevapları ümmetiyle paylaşırdı. Bir gün aklına şöyle bir soru gelmişti: Cennetlik insanlar içinde derecesi en düşük olan kimsenin gireceği Cennet nasıl olacak? Hz. Musa, cevabını çok merak ettiği bu soruyu Rabb’ine yöneltti. Cenab-ı Hak, sevgili peygamberinin bu sorusunu şöyle cevaplandırdı: - Cennet’i hak eden kullarım teker teker Cennet’teki yerlerine yerleşecek. Geriye en son bir kulum kalacak. Ona da, “Cennete gir” denecek. O kulum Cennet’e girmek için adımını atacak; ancak ona cennetin dolu olduğu görüntüsü verilecek. Ondan sonra kulum ile kendi aramda şöyle bir konuşma geçecek: - ALLAH’ım! Herkes Cennet’teki yerini almış. Ancak maalesef bana yer kalmamış. - Ey kulum! Sen, dünyadaki hükümdarlar gibi lüks ve rahat bir hayat yaşamak ister misin? - Buna layık bir kulluk yapmadım; ama Sen’in lütfun ve keremin boldur. İsterim Ey Rabb’im! - Sana o kadar mülkle beraber onun dört katını daha veriyorum. - Şükürler olsun ey Rabb’im! Ne diyeceğimi bilemiyorum. - Ayrıca sana bu mülkün de on katını veriyorum. Hz. Musa sorduğu sorunun cevabını almıştı. Bu soru onu çok memnun etmişti. Ardından şöyle bir soru daha sordu: - Ey Rabb’im! Cennet’in en alt tabakasındaki kişinin durumu bu ise peki Cennet’in en üst tabakasındakinin durumu nasıl olacak? - Onlara vereceğim şeyleri ne göz görmüş ne kulak işitmiş ne de kimsenin aklına gelmiştir. Hz. Musa, Rabb’inin vereceği bu lütufları duyunca şükürle iki büklüm oldu ve binlerce hamd ü senada bulundu. (Müslim, İman 312). 
|
February 09
|
Emanet bir vücüt verdi sana , Olur olmaz yerde kullanmasana, Şeytanın sözünden aldanmasana, Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?
Günahların sevabını yer bitirirse, Bütün amellerin boşa giderse, Ne yaptın verdiğim gençliğine derse, Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?
Gaflet ile geçirmissin ömrünü, Fani şeyler doldurmuşşa gönlünü, Bir de toprak almazsa ölünü, Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?
Kim var ki dünyada ebedi kalmış, Sultan Süleyman da yaşamış ölmüş, Bak şaçın ağarmış belin bükülmüş, Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?
Bir gün gideceksin dönülmez yere, Pişman olacaksın binbeşyüz kere, Hazırlıklı çıkmamışsan sefere, Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?

ANLADIM....
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL
MUTLULUK NEREDE?
Mutluluk ; Ne yerde ne gökte, ne karada ne denizde, Belki bir bebeğin mis gibi kokan teninde, Belki bir çocuğun sıcacık gülümseyişinde. Bazısına göre mutluluk erişilemeyecek kadar uzakta, Bazısına göre ise bir adım yakınlarda. Kimi bakar da göremez , kimi görüp de anlayamaz , Ne aradığını bilmeyenlere düşman değil dost olmaz. Fakire sorsan mutluluk, parada pulda der, Zengine sorsan, bir lokma ekmekte diye cevap eyler. Aşık maşukun gözlerinde, sözlerinde arar durur, Bulamadığı zaman mutsuzluğundan dem vurur. Anne baba için çocukların mutlu oluşudur mutluluk, Çocuklar için ise sınavdan alınan yüksek not, yerine getirilen sorumluluk. Bazen küçük ayrıntılara saklanmış , keşfedilmeyi bekler, Bazen de o kadar göz önündedir ki, fark edemeyenlere küser. Ozan sazın telinde,şair şiirin dizelerinde, Dertli içki kadehinde, pişmanlar dua için açılan ellerde. Gecenin karanlığı, gündüzün ışığında arar onu, Ötelerde bir yerlerde varlığına ipucu. Herkes kendinde olmayanda arıyor, Bu nedenle bulduklarını tanımlamak da zorlanıyor. Mutluluğu bir kişiye,bir olaya ,bir maddeye bağlı kılmamak, Onu özgür bırakarak, gelişini kutlamak. Mutluluk huzurun olduğu yerde, Huzur da o kadar yakındaki Kalbimizin içinde..

*En sevdiğimiz kişi bile bizi bir kez kırabilir, ama o herzaman affedilmeyi hak eder.
*Gerçek dostluk ve gerçek aşk, araya mesafeler bile girse büyümeye devam eder.
*Bir saniyede yaptığınız birşey size hayat boyu kırık bir kalp bırakabilir.
*Olmak istediğimiz gibi biri olmak bazen hayat boyu sürebilir.
*Sevdiklerimizin yanından ayrılırken son sözlerimiz güzel şeyler olmalı, belki de bu onları son görüşümüzdür.
*Yaptıklarımızın sorumluluğu bize aittir, nasıl hissedersek hissedelim.
*Biz davranışlarımızı kontrol etmezsek davranışlarımız bizi kontrol etmeye başlar. *Bir ilişki ne kadar ateşli şekilde başlasa da, tutku gün geçtikçe söner. Birbirine gerçekten bağlı olanlar, kalplerindeki sevgi asla sönmeyenlerdir.
*Kahramanlar, doğru şeyi doğru zamanda ve sonuçlarını düşünmeden yapanlardır.
*Adalet parayla sağlanmaz.
*En iyi arkadaşlarımız, birlikte hiçbirşey yapmadan da çokşey yaparak da iyi vakit geçirebildiğimiz kişilerdir.
*Kızmaya hakkımız var ama zalimce davranmaya hakkımız yok.
*Biri bizi istediğimiz şekilde sevmiyorsa bu bizi tüm kalbiyle sevmediği anlamına gelmez.
*Olgun olmak kaç doğum günü kutladığımıza değil, hayatta neler görüp geçirdiğimiz ve bunlardan neler öğrendiğimize bağlıdır. *Bazen etraftakilerin bizi affetmesi yetmez, bizim de kendimizi affedebilmemiz gerekir.
*Biz ne kadar acı çekiyor olsak da dünya dönmeye devam ediyor.
*Yetişirken ailemiz ve çevremiz bizi etkiler, ama sonunda nasıl biri olduğumuz sadece bize bağlıdır.
*İki insan kavga ediyorlarsa bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez, iki insan hiç kavga etmiyorlarsa da birbirlerini sevdikleri anlamına gelmez.
*Bazen bir sırrı öğrenmek için ısrarcı olmamak gerekir, öğrendiğimiz şey hayatımızı sonsuza kadar değiştirebilir.
*İki insan aynı yöne bakıp apayrı şeyler görebilir.
*Sizi hiç tanımayan insanlar birkaç saniyede hayatınızın akışını değiştirebilir.
*Birini ne kadar çok severseniz hayat onu sizden o kadar erken alır...
|
|