kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    February 28

    SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ...

     

     

    df6458a9.gif picture by ira_098df6458a9.gif picture by ira_098df6458a9.gif picture by ira_098

     

    SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ


    Bu sıcak çöllerde bir kum tanesi
    Olsaydım ayağın bassaydın bana
    Gözyaşım vuslatın son bahanesi

    Güz yüzlüm özlemim bitmiyor sana...!

    Salavat ettikçe gözlerim dolar
    Ey ezelde mevcut,ebedideki yar
    Mecnun olup gezsem hep diyar diyar
    Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!

    Gülden hastır kokun burnumda tüter
    Aklım Medine'de, korkarım yiter
    Sen "ümmet" dedikçe varlığım titrer
    Resulüm özlemim bitmiyor sana...!

    Geceler gün olmaz düşümdesin sen
    Her irkilişimde işimdesin sen
    İçtiğim suyumda aşımdasın sen
    Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!

    Kalbim çırpınıyor andıkça seni
    Rabbim şefatinden ayırma beni
    Aklımı devşirdim  ben yeni yeni
    Resulüm özlemim bitmiyor sana...!

    O kutlu beldene bir gelebilsem
    Nur cemalin ile aşk alabilsem
    Kevser havuzunda pul olabilsem
    Gül yüzlüm özlemim bitmiyor sana ...!

    Ey sevgili resul yandıkça yandım
    Bir rabbime bir de sana inandım
    Sanmasınlar sakın dünyaya kandım
    Ey Nebim;özlemim bitmiyor sana...!

     

    60924.gif picture by ira_098   

                                                                                                                                                                                                                                                                                     

                     

                                                                                                                                                                                                                           

    February 25

    CENNET KAPISI HİZMET...

     

     

    rs.gif picture by ira_098

     

    CENNET KAPISI HİZMET
     
     
     
    HAKKIN KULLARINA EN BÜYÜK LÜTFU
    CENNET DİYARINA DAVETTİR HİZMET
    KİM GÖNLÜNÜ AÇIP DUYURSA  BUNU
    ANLARKİ BU CANA  NİMETTİR HİZMET

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    İÇİ RAHMET DOLU SONU  MAĞRİFET
    BÖYLE MÜJDELİYOR KURAN DA AYET
    İNANIP YOLUNA GİRERSEK  ŞAYET
    CANLAR VERİLECEK NİMETTİR HİZMET

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
     
    EBUBEKKİR GİBİ MALINI  VERSEN
    CAN FEDA ETMEYE SIRAYA GİRSEN
    BİN HAYRINA YÜZBİN DAHA EKLESEN
    DOST İÇİN YETERSİZ GÖRMEKTİR HİZMET

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    SEVDİĞİN DOSTUNDAN HİÇ YÜZ BULMASAN
    KAB BİN MALİK GİBİ  YALINIZ KALSAN
    BAŞTA KOMUTANKEN NEFER YAPILSAN
    EMRİN BAŞ ÜSTÜNE DEMEKTİR HİZMET
     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    BİR AĞLIYAN GÖRSENGÜLDÜR YÜZÜNÜ
    ESİRGEME SAKIN TATLI SÖZÜNÜ
    EKSİK ETME YÜZDEN BİR TEBESSÜMÜ
    SEVGİYLE BİR GÖNLE GİRMEKTİR HİZMET


    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    İNCİTME KİMSEYİ HEM SEN İNCİNME
    SEV HERKESİ  FAKAT SEVGİ  BEKLEME
    HAYIR YAPTIM KİMSE BİLMEDİ  DEME
    KARŞILIKSIZ SAYIP SEVMEKTİR HİZMET
     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    MÜRİD HİMMET İSTER MÜRŞİD HİZMET DER
    BÜTÜN GÜZELLİKLER ONDAYMIŞ  MEĞER
    İHLASLA İÇİNE GİRİLSE EĞER
    BAŞINDAN SONUNA RAHMETTİR HİZMET

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    NEFSİNE YAN ÇIKMA ELE YAN BAKMA
    HER DUYDUĞUN SÖZE KULAK KABARTMA
    GÖRDÜĞÜN KUSURU  ALEME YAYMA
    DOSTLARIN DERDİNİ ÇEKMEKTİR HİZMET
     
     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

     

    MERHAMET EDENE HAK ARHMET EDER
    KUSURU  AFFEDENİN KUSURU ÖRTER
    CÖMERT İNSANLARI CENNETLER BEKLER
    İLAHİ  RIZAYA ERMEKTİR HİZMET

     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    EN HAYIRLI  İNSAN HAYRA KOŞANDIR
    ELİNİ  GÖNLÜNÜ  HALKA AÇANDIR
    KÖTÜLÜKTEN NEFRET EDİP KAÇANDIR
    KENDİNİ  TERBİYE ETMEKTİR HİZMET
     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    BİR GÖNÜL YAPARKEN DİGERİNİ  YIKMA
    FARZI  İHMAL EDİP SÜNNETE KOŞMA
    BİR İŞ  ÜSTLENİRKEN GÜCÜNÜ  AŞMA
    HERHALDE HADDİNİ  BİLMEKTİR HİZMET
     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

    MEVLANIN DAVETİ GELDİ DOSTLARA
    DOSTLARIN TEK HEDEFİ ULAŞMAK ONA
    NE AMEL  EDİLSE BU  KUTLU YOLDA
    AZ BULARAK AFFET DEMEKTİR HİZMET
     
     

                                                 Image Hosted by ImageShack.us    Image Hosted by ImageShack.us     Image Hosted by ImageShack.us                                     

    BU YOL BENLİK DEYİL HİÇLİK YOLUDUR

    KULA DÜŞEN RABBE GÜZEL  KULLUKTUR
    HAYIRDA GÖSTERİŞ YALAN DOSTLUKTUR
    NEFSİN ARZUSUNDAN GEÇMEKTİR HİZMET

     
    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
     
           EY  KARDEŞİM DİNLE DOSTUN SÖZÜNÜ
    SAMİMİ  OL HAKKA BAĞLA ÖZÜNÜ
        AH BİR VEREBİLSEK YARE BU  GÖNLÜ
       ARİFİN GÖNLÜNE GİRMEKTİR HİZMET

                                                                                                                                            

    Image Hosted by ImageShack.us

    Yesil Elbise


    Yolda karsilastigimıízda ezan okunuyordu.
    "Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun."
    "Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun.", dedi.
    "Biliyorum ama sebebini gercekten merak ediyorum."
    "Ne bileyim, olmuyor iste. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,

    dizleri cikar diye endise ediyorum.", dedi.Gayri ihtiyari

    gülmeye basladim."Herhalde saka yapiyorsun.

    Bunun icin cami terk edilir mi?"
    "Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yesile düskün

    oldugumu bilirsin.", dedi.Gercekten de öyleydi. Giydigi birbirinden

    güzel elbiseleri; mutlaka yesilin bir baska tonundan secer ve her

    zaman ütülü tutardi."Peki", dedim. "Hayatinda hic camiye

    gitmedin mi?""Cocukken dedemle birkac kere gitmistim.

    Hem o yaslarda dizlerimin asinacak diye herhalde endise etmiyordum.

    Fakat artik camiye gidebilecegimi zannetmiyorum." Söyledikleri

    beni son derece s asirtmis ve bu konuyu actigima pisman etmisti.

     Daha sonra tokalasip ayrildik. Onunla konusmamizdan iki ay sonra;

    kendisinin camide oldugunu söylediler. Hemen gittim. Bahcedeki

    namaz saflarinin en önünde duruyordu ve yine yesiller vardi üzerinde.

    Yavasca yanina yaklastim ve Kisik bir sesle:"Hani camiye

    gelmiyecektin?" dedim Hic sesini cikartmadi.
    Cünkü musalla tasinin üzerinde,

     yesil örtülü bir tabut icinde yatiyordu...

     

                               13rosasxad3.gif picture by ira_098                  

                                                                                                                                                                                    


     

    February 24

    Şehİtler Ölmez

     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     Image Hosted by ImageShack.us 

     

    Şehİtler Ölmez


    Çoğaldı ölüme sevda çekenler
    Bahçesine ilahi aşk ekenler
    Zevkle şehadet şerbeti
    yürek yiğitleri dönmezler ki geri...


    Bu dava hak davadır
    Bunu bilelim Sumeyye'lerin Musab'ların izlerinden gidelim
    Dualarımızın başına hep onu koyalm
    Aşktır, sevdadır, bir tutkudur ŞEHADET
    .
    Şeytandan nefsini satın almaktır
    Düşün bir cennette ebedi kalmaktır
    Zalimin elinden bilki gül koklamaktır
    Ölürken tebessümle gülmektir ŞEHADET
    .
    Gece gündüz hep aşkıyla yanmaktır
    Ölürken cenneti garantiye almaktır
    Bedenini kanla, taprakla yıkamaktır
    Dünyayı gözlerden silmektir ŞEHADET
    .
    Ayakların titrememeli şehadete giderken
    Senalar yagıyor sana peygamberinden
    Karsılıgı cennetin en guzel yerinden

    Canını Allah'a satmaktır ŞEHADET.
    Kıyam eder karşısında dağlar, taşlar
    Şerefle gider ölüme egilmez başlar
    Şehidin arkasından dokülmez yaşlar
    Ağlamasin analar ayrılık degil vuslattır ŞEHADET

     

    df6458a9.gif picture by ira_09850.gif picture by ira_098df6458a9.gif picture by ira_098 

     

      ŞEHİT MEKTUBU

     

    Yağmur yağmış yollara
    Sarmışlar beni albayrağa
    Şehit olup ta dillere
    Düştüm de geldim anne

    Sakın ha üzülme, küsme
    Ağlayıp ta yüzünü asma
    Şehadet şerbetini içtim de
    Şehitler yurduna koştum anne

    Bir resmin vardı elimde
    Bastırırdım hep yüreğime
    Son kez seni görmedim de
    Ona ağlıyorum anne

    Ağıtların duyulur dağlarda
    Yaslı öter kuşlar dallarda
    Bakıp ta kızıl ufuklara
    Kıldığın her namazda
    Duanı eksik etme anne

    Bilirim yaran derindir
    Gözyaşların buz gibi serindir
    Allaha yalvar da acını dindir
    Çünkü ben ölmedim anne
    Şehitler ölmez unutma anne

    Kevser suyunu avuçladım
    Resulallahın divanına vardım
    Ona kavuşunca duanı aldım
    Cennette seni bekliyorum anne

            HÜSEYİN ÖZBAY 

     

     

      60924.gif picture by ira_098

     

    Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki bütün

     şeyler kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmek

    istemez.Sadece şehit,

    gördüğü itibar ve ikram sebebiyle

    tekrar dünyaya dönmeyi ve defalarca şehit olmayı

    ister.

    (Buhari, Cihad 21)

    DUALARIMIZ SİZİN İÇİN

    HEPİNİZ ALLAH'A EMANETSİNİZ...

                                                                      

     

              

     

                                                                                                                                                                                                                     

                                                                                                                       

    February 23

    GÖZLERİ VAR AMA...

      

     

     

    GÖZLERİ VAR AMA...

     

    Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

    - Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.

    Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
                                              - Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

    Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

    Çocuk:

    - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    - İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

    - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolya lar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

    Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini.

    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

    - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

    - Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür...

     

     

     

    Rosas_634490215_rosa093.gif picture by ira_098

     

    February 21

    ZAMANI GELMEDİ Mİ?

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     

                  ALLAH (cc) dostlarından Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oğlu vardı,

    bir gün onun elinden tutup Kur’an-ı Kerim hocasına götürdü. Yavrusuna

     Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetiştirmesi için hocaya teslim

     ettikten sonra eve döndü…

    Zeki çocuk derse başladı, kısa zamanda Kur’ân-ı Kerim’i öğrendi... Bir gün;

    hocasının önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karşılaştı. Ayet-i kelimeyi

    tek tek heceledi. Yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti! O ayetin

    mânasını düşünmekle, o çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve

    bir titreme aldı... Okumaya devam edemedi. Derhal evin yolunu tuttu ve

     kapıyı çaldı. Babası içeriden seslendi:

    “Kim o?”

    “Benim baba, çabuk aç!”


    Babası kapıya koşup açınca, gördüğü manzara karşısında korktu;

     çocuğunun yüzü ürkütücü derecede solmuştu ve yavrucağı titreyip durmaktaydı.

     Hemen kollarını açıp sardı onu:

    “Oğlum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmış?”

    Güç bela cevap verdi çocuk:

    “Bugün derste Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okudum. Mânâsını düşününce yüreğim

    eriyor sandım ve bu hâle geldim.”

    Babası, çocuğunu içeriye alıp bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla

    sordu yavrusuna:

    “Ey gözümün nuru oğlum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”

    “Şu ayettir.” dedi çocuk ve her bir harfini yüreğinde duya duya okudu o ayeti:

    “İnkârcılığınıza devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı

    ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)

    Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü, o masum

     yavrunun takati hepten kesildi ve yatağa düştü. Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zaman sonra da vefat etti. O masum çocuğu, babası götürüp kabre koydu.

    Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sık sık o çocuğun kabrine gider, toprakları

     avuçlar, ağlar ve şöyle derdi:

    “Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oğlun Kur’ân’dan bir ayet okudu,

    ALLAH (cc) korkusundan can verdi. Sen; Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyorsun

     ve “ömür güneşin” kabir kuyusuna ağdı da, ALLAH’tan hiç onun gibi korkmazsın.

     Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş, vah sana..!”

    Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asıl muhatapları bizlerdik,

     bütün inananlar... “İnandık”larını söyleyenler!.. O büyük zât ki, böylesine

    mübarek bir evlat yetiştirmiş, mualla birisi. Peki ya her gün Hak’tan,

     hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini

    düzeltmeyen, en azından şöyle bir çekidüzen vermeyen bizler...

     Camide verilen bir vaaz esnasında; “ALLAH’ı anmaktan dolayı kalplerinizin

    haşyet duyacağı an henüz gelmedi mi?” sorusu karşısında, kalbi orada çatlayıp

    yığılan gencin hâlini de dinleyince... Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden...

    Ve sözün hitamı;

    Cenab-ı ALLAH’ın, o an ve haberin hatırlatılması anlamında, “gelmedi mi?

    ” diye sorduğu ve bizleri kendimize gelmeye çağırdığı ayetler:

    “Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?” (Ğâşiye Sûresi, 1)

     “Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi

    size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır.” (Teğâbün Sûresi, 5)

    “İnananların gönüllerinin ALLAH’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten

     bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine

    Kitâb verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de

    kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd Sûresi, 16) 
                                                                                                  

    Image Hosted by ImageShack.us


     

    February 20

    DEHŞETİN AKLAŞTIRDIĞI SAÇLAR....

     

    Image Hosted by ImageShack.us


      Dehşetin Aklaştırdığı Saçlar

     

    "Ölümünün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi

    biz onu her yerde bekleyelim." (Montaigne)

    Muğla'nın Milas ilçesinde yaşayan orta yaşlı bir adam, bir gece,

     hayatının akışını değiştiren dehşetli bir rüya görür.

    Rüyasında adam kendi ölümünü görmüştür. Öldükten sonra,

     vücudu teneşirde yıkanmış, kefelenmiş ve mezara defnedilmiştir.

    Rüya çok net ve berraktır. Adam mezara konulup yapılan

     dualar ve okunan Kur'an-ı Kerim ile birlikte üzeri topraklandıktan sonra

     kapkaranlık bir yerde yapayalnız kalır. Bir müddet sonra bulunduğu

    kabrin sağ tarafından bir menfez açılır ve içeriye iki kişi girer.

     Bunlar kendilerinin kabirdeki sual melekleri olan "Münker ve Nekir"

    olduğunu söylerler.

    Bu melekler, adamı alıp bulunduğu menfezden geçirerek

     başka bir yere götürürler. Götürdükleri yerde adamın önüne

    hemen bir terazi ve yanına da bir miktar üzüm koyarlar.

     O sırada karşıdan gelen bir adam belirir. Münker ve Nekir,

     Milaslı bu çiftçiden, karşısındaki adama üzüm satmasını söylerler.

    "Ölçtüğünüz zaman dürüst olun, tam ölçün. Doğru terazi ile tartın.

     Bu hem ticaretiniz için daha hayırlı, hem de akibet yönünden de

    daha güzeldir.

    " (Kur'an-ı Kerim, İsra 35)

    Münker ve Nekir melekleri adamın sağ ve solunda muhafız gibi

     durarak satışa nezaret ederler. Kendisinin alış-veriş sırasında

     tartıda çok az bir haksızlık yaptığını gören Melekler, onu

    hemen tezgâhın başından aldıkları gibi çok büyük bir

    kapının yanına getirirler. Kapı, kale kapısı gibi çok büyüktür.

     Kapının yanına gelir gelmez kapı kendiliğinden açılır.

    Rüya sahibinin o anda gördüğü manzara çok korkunçtur.

     Kapının öbür tarafında müthiş bir yangın ve alevlerin

     içerisinde cayır cayır yanan insanlar vardır.

     İnsanlar bir taraftan yanmakta, bir taraftan da vücutları

    tazelenmektedir.

     Yanan insanların çıkardıkları canhıraş feryatları

     yürek dayanacak gibi değildir.

    Münker ve Nekir melekleri, adama bu dehşetli

    manzarayı gösterdikten sonra tekrar bir meydanın

     ortasına getirirler. Kendisine, biraz önce alışveriş

    sırasında işlediği suçun cezasının demin gördüğü gibi

    yanarak mı, yoksa başka bir şekilde mi verilmesini

    istediğini sorarlar.

    Adam, gördüğü o müthiş yangın manzarasındaki dehşetten

     ve bundan daha büyük bir ceza olamayacağı düşüncesiyle

     ateşe razı olmayıp bir başka cezaya razı olduğunu

    söylemesi üzerine, birden bire vücudunda yüzlerce derece bir

    hararetin başgösterdiğini bütün dehşetiyle hisseder.

    Dayanılmaz bir ıstırap, çekilmesi mümkün olmayan acı

     ve azap başlamıştır. Adamcağız, çektiği acının tesiriyle

     avazı çıktığı kadar feryad ve figan etmektedir.

    (Rüyadan gerçek hayata, yani rüyayı gören adamın

    evine döndüğümüzde, adam hakikaten de avazı

    çıktığı kadar bağırmakta, ortalığı ayağa kaldırmaktadır.

     Vakit gece yarısıdır. Adamın karısı ve bitişik odadaki

    iki yetişkin oğlu bu korkunç çığlıklara uyanırlar.

     Sesler mahalleyi de inlettiğinden konu-komşu

     pürtelaş adamın evinde toplaşırlar. Adam ile hâlâ çığlık

     çığlığa feryada devam etmektedir. Herkes uğraşmakta

    fakat adamcağız bir türlü uyandırılamamaktadır.)

    Dönelim tekrar rüyaya... Adamın içine düşen yangından

    vücudu fokur fokur kaynamakta ve acı içinde kıvranmaktadır.

     Çektiği acı tahammül sınırının çok ötesindedir.

    Bir müddet geçtikten sonra, Münker ve Nekir'in

    işaretiyle ceza sona erdirilir ve adam çağrılarak

     şöyle denilir.

    "İşte gördün ve anladın ki, dünyada yapılan ufacık

    bir hatanın, adaletsizliğin ahiretteki cezası bu.

     Şimdi seni hayata, yaşadığın dünyaya iade ediyoruz.

     Bundan sonra hayatını bu gerçeğe göre tanzim et.

     Katiyyen en küçük dahi olsa bir haksızlık, adaletsizlik yapma."

    Bu müsaadeden sonra, adamcağız rüyasından gözleri

    yerinden fırlamış, beti benzi atmış, kan ter içinde uyanır.

     Ama bundan da önemlisi, adamın yüzünde, etrafını

    çevreleyen mahalle halkını hayret ve şaşkınlık içinde

     bırakan bir görüntü vardır. Siyah saçlı bu adamın

    bütün saçları, biraz önce rüyada gördüklerinin dehşetinden

     bir anda bembeyaz olmuştur.

     Evet bembeyaz...

    Milaslı bu adamı görüp hadiseyi nakledenlerin

     ifadesine göre, şimdi artık o, dehşetin aklaştırdığı

    saçlarıyla hayatını kılı kırk yaracasına hassas yaşamakta,

    bundan sonraki menzili olan kabir aleminde kendisine

    faydası olacak salih amellerin, güzel,

    hayırlı işlerin peşinden koşmaktadır.


                         Image Hosted by ImageShack.us


                                                                                                                                                                                                           

    February 18

    BÖYLE BİR KADIN GÖRDÜNÜZ MÜ?

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us 

    KADIN ERKEĞİN KABURGASINDAN YARATILDI…!

     AYAKLARINDAN YARATILMADI…! ÖYLE OLSA İDİ EZİLİRDİ…!

    ÜSTÜN OLSUN DİYE BAŞINDAN DA YARATILMADI…!

    AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI EŞİ OLSUN DİYE…!

     KOLUN BİRAZ ALTINDA KORUNSUN DİYE…!

    KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE…!

     

    Belh'in meşhur velisi Hatim-i Asam, (852 -H.237) hacca gidiyordu.

     Hanımına teklifte bulundu:

     
    - Hanım, ne kadar nafaka bırakayım sana, ben gelinceye kadar?

    Tevekkül ve teslimiyet  timsali hanımın cevabı ibretliydi:

    -Ne kadar yaşayacaksam o kadar! 

    - Hanım senin ne kadar yaşayacağını ben ne bileyim?.. 

    - Öyle ise dedi, benim nafakamı ne kadar yaşayacağımı bilene bırak.

     O beni şimdiye kadar hiç nafakasız bırakmadı, şimdiden sonra da bırakmaz.

    Sen harçlığını yanında tut, gurbette sana lazım olabilir. 

    Hatim-i Asam yola çıktıktan sonra mahalle hanımları ziyarete geldiler. 

    - Allah kavuştursun beyiniz hacca gitti, dediler.

    Hemen arkasından da mahalli dille sormadan edemediler: 

    - Beyin sana ne kadar rızık bıraktı gelinceye kadar?.. 

    - Benim beyim dedi, rızık veren değil rızık yiyendir.

    Rızık yiyen, rızık veremez. Ben rızkımı hep rızık verenden beklemişim

    şimdiye kadar. O beni hiç rızıksız bırakmamış, yine de

    bırakmayacağına inanıyorum.

     Hanımlar bu cevaptan pek memnun olmadılar,

    dudaklarını büküp aleyhte konuşarak gittiler… 

    Aradan çok geçmedi Hatim'in evinin kapısında at

    kişnemeleri duyuldu.Dışarıya çıkan hanım,

     bir atlı kafilesiyle karşılaştı.Hacıları uğurlamaktan dönen

    Bağdat halifesi susamış, su içmek için uğramış buraya.

     Hanım hemen bir testi su ile bir bardak uzattı. Soğuk suyu kana kana içen

    halife yanındaki vezirine emir verdi: 

    - İçtiğimiz suyun bedelini bize yakışan şekilde öde!.. 

    Toprak çanağın içini altınla dolduran vezir, bardağı kapının yanına

     bırakırken söylendi: 

    - Allah'a emanet olun bacım, soğuk suyunu içtik, hakkını helal et…

    Kafile uzaklaşırken Hatim'in hanımı bardağın içinde beyi hacdan

     dönünceye kadar yetip de artacak miktarda para bırakıldığını gördü.

     Her zaman yaptığı gibi yine seccadesine yönelip şükür secdesine kapandı: 

    - Rabb'im dedi, çocukken anam babamın eliyle gönderiyordun rızkımı.

     Evlenince beyim Hatim'le göndermeye başladın rızkımı…

    Şimdi ise beyim hacca gitti, bu defa da halifeyle gönderiyorsun rızkımı.

     Beni hayatım boyunca hiç rızıksız bırakmadın.

     Zaten ben de seni hep böyle bildim.

     Bu yüzden tevekkül ve teslimiyetim hiç azalmadı, hep arttı.

     Ancak çevremdekiler aynı değiller. Onlar tevekkülsüz ve teslimiyetsizler…

    Hemen hücuma geçiyor, tevekkülsüzlük telkin ediyorlar bizlere…

    Sen tevekkül ve teslimiyet duyguları nasip eyle bu aile bireylerine de,

    asıl rızkı verenin sen olduğunu onlar da anlasınlar, senin kimseyi rızıksız

     bırakmayacağını idrakte onlar da gaflete düşmesinler, huzurlu yaşasınlar..!  

      

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us
                     

    February 15

    SeveCekSem Boyle Sevmeliyim !

     

      

     

    SeveCekSem Boyle Sevmeliyim!

    Bir gece dilim tutulmalı
    Ay gökteyken,
    Girdabına düşmeliyim yalnızlığın
    İhanetin adını bilmemeliyim
    Ya da uğramamalı yalanlar beynime.
    Zindandan mektuplar yazmalıyım
    Penceremde bir karanfil solmalı,
    İçimde tebessümler..
    Bir yakın iklim olmalısın bana.
    Ah ederken,
    Gün görmemiş bir yıldız kaymalı.
    Seveceksem böyle sevmeliyim
    Yaşayacaksam böyle..
    Başucumda kara bır kıtap bulunmalı
    Her sayfaya adımı yazmalıyım.
    Hayallerim gökte yıldızlaşırken,
    Lanet etmeliyim şansıma, tutunamayışıma
    Aklıma geldiğin anlardaki kahroluşuma
    Seveceksem böyle sevmeliyim,
    Kahrolacaksam böyle..
    Bir başkası dediğinde dik olmalıyım
    Ya da yabancı birisi, senin için
    İçimin kan revanını görmemelisin.
    Fırtınalar koparken içimde,
    Dudaklarım süt liman olmalı
    Bilmemelisin yüreğimin ezikliğini
    Sevgimi darağacına asarken,
    Ellerim titrememeli
    Seveceksem böyle sevmeliyim
                                                                                       
     
     
                                                                                                                               
     

                                                                                                                                                                             

    February 14

    HERŞEYDE BİR HAYIR VARDIR...

     

    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us

    İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar. Tabii insan kılığında. Akşam olmuş. Kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları. Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp;

    “Geceyi burada geçirebilirsiniz”

    demişler. Şilteleri betona sererken, yaşlı melek duvarda bir çatlak görmüş. Elini uzatmış. Şöyle bir sürmüş yarığa. Duvar eskisinden sağlam olmuş. Genç melek:

    “Niye yaptın bunu?” diye sormuş merakla.

    “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir” demiş yaşlı melek yavaşça.

    Ertesi akşam melekler bir köy evinde çok fakir, ama çok iyiliksever bir aileye misafir olmuşlar. Her şeyleri bir tanecik inekleri imiş. Onun sütünü satıp geçiniyorlarmış. Ev sahipleri mütevazı sofralarına almış onları. Allah ne verdiyse beraber yemişler. Yatma zamanı gelince kadın:

    “Siz uzun yoldan geliyorsunuz, yorgun olmalısınız”demiş. “Bizim yatakta siz yatın, bir rahat uyuyun. Biz şu divanda idare ederiz.”

    Güneş doğarken uyanan melekler, zavallı adamla karısını iki gözleri iki çeşme ağlar bulmuşlar. Hayattaki tek servetleri inekleri bahçede ölü yatıyormuş. Genç melek öfkeden deliye dönmüş.

    “Bunu nasıl yaparsın. Bu kadar iyi insanların yegane servetinin ölmesine nasıl izin verirsin. Önceki gece gittiğimiz villada her şey vardı, ama kötü ev sahipleri bize hiçbir şey vermediler. Sen onların bodrumlarını tamir ettin. Bu fakir insanlar bizimle her şeylerini paylaştılar ineklerinin ölmesine göz yumdun?..”

    “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş, yaşlı melek gene.

    “Nasıl yani?” diye daha da öfkeyle yinelemiş sorusunu genç melek.

    “Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat” demiş yaşlı melek bir daha. Ve anlatmış.

    “İlk gittiğimiz zengin evinin o duvar çatlağının içinde yıllar önceden saklanmış bir hazine vardı. Ev sahipleri, zenginlikleri ile çok mağrur, ama hiç paylaşmayı sevmeyen insanlar oldukları için bu defineyi bulmayı hakketmemişlerdi. Çatlağı kapayıp, onları bu hazineden ebediyen mahrum ettim. Dün gece fakir köylünün yatağında yatarken ölüm meleği, adamın karısını almaya geldi. Kadının hayatını bağışlamasına karşılık ona ineği verdim. Her şey her zaman göründüğü gibi değildir. İşler bazen istendiği gibi gitmez göründüğünde, aslında olan budur. Eğer inançlı isen, her işte bir hayır olduğunu düşünürsün. O hayrın ne olduğunu da, bir süre sonra anlarsın.

    Image Hosted by ImageShack.us


     


    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us


    February 11

    YAKMA YARABBİ.....

      

       

    Kırmızı gülYAKMA YARABBİ!!!Kırmızı gül
    Seherde açılan güller hürmetine
    Rukuda bükülen beller hürmetine
    Zikrinle dönen diller hürmetine
    Cehennem narına yakma Yarabbim..
    Secdeye kapanan başlar hürmetine
    Aşkınla sızlayan kalpler hürmetine
    Gecelerde dökülen yaşlar hürmetine
    Gazabınla bize bakma Yarabbim...
    Yolunda kaim kullara bağışla,
    Rızana giden yollara bağışla,
    Arşına açılan ellere bağışla,
    Cahilliğin içine sokma Yarabbi
    Muhammet Mustafanın(s.a.v.) özüne bağışla,
    Fatıma-tül zehra adlı kızına bağışla,
    yetim yetemanın yüzüne bağışla ,
    Huzurunda boynumuzu bükme Yarabbi,
    Cemi peygamberlerin canı hürmetine,
    Cihari yarin güzinin dini hürmetine,
    Uhud şehidlerinin kanı hürmetine,
    Suçlarımızı başa kakma Yarabbi,
    Sualde bizleri fazla sıkma Yarabbi,
    yakma Yarabbi...
    Muhammed aşkına yakma Yarabbi,
    kabe aşkına yakma Yarabbi,
    Kur'an aşkına bizleri
    yakma Yarabbi....  
     
     
     

                                                                        

                                                                                                                                

    February 10

    CENNET'E GİRECEK EN SON KİŞİ ''KİM OLACAK?''...

     

    Image Hosted by ImageShack.us
    Artık ne ölüm ne de hesap korkusu kalır. Kişi umduğu rahmetin misliyle yüz yüze gelir. İşte o zaman kul, “Ve kâlû’l-hamdülillahi ezhebe anne’l hazen”, yani “Bizden hüznü ve sıkıntıyı gideren Rabb’imize hamdolsun.” (Fâtır, 34-35) der. Peygamber Efendimiz anlatıyor: Hz. Musa (aleyhisselam), Cenab-ı Hak’la aracısız olarak konuşabilen bir peygamberdi. Aklına takılan soruları Yüce Rabb’ine sorar, aldığı cevapları ümmetiyle paylaşırdı. Bir gün aklına şöyle bir soru gelmişti: Cennetlik insanlar içinde derecesi en düşük olan kimsenin gireceği Cennet nasıl olacak? Hz. Musa, cevabını çok merak ettiği bu soruyu Rabb’ine yöneltti. Cenab-ı Hak, sevgili peygamberinin bu sorusunu şöyle cevaplandırdı: - Cennet’i hak eden kullarım teker teker Cennet’teki yerlerine yerleşecek. Geriye en son bir kulum kalacak. Ona da, “Cennete gir” denecek. O kulum Cennet’e girmek için adımını atacak; ancak ona cennetin dolu olduğu görüntüsü verilecek. Ondan sonra kulum ile kendi aramda şöyle bir konuşma geçecek: - ALLAH’ım! Herkes Cennet’teki yerini almış. Ancak maalesef bana yer kalmamış. - Ey kulum! Sen, dünyadaki hükümdarlar gibi lüks ve rahat bir hayat yaşamak ister misin? - Buna layık bir kulluk yapmadım; ama Sen’in lütfun ve keremin boldur. İsterim Ey Rabb’im! - Sana o kadar mülkle beraber onun dört katını daha veriyorum. - Şükürler olsun ey Rabb’im! Ne diyeceğimi bilemiyorum. - Ayrıca sana bu mülkün de on katını veriyorum. Hz. Musa sorduğu sorunun cevabını almıştı. Bu soru onu çok memnun etmişti. Ardından şöyle bir soru daha sordu: - Ey Rabb’im! Cennet’in en alt tabakasındaki kişinin durumu bu ise peki Cennet’in en üst tabakasındakinin durumu nasıl olacak? - Onlara vereceğim şeyleri ne göz görmüş ne kulak işitmiş ne de kimsenin aklına gelmiştir. Hz. Musa, Rabb’inin vereceği bu lütufları duyunca şükürle iki büklüm oldu ve binlerce hamd ü senada bulundu. (Müslim, İman 312). Image Hosted by ImageShack.us

    February 09

    YARIN ALLAH'A NE DİYECEKSİN?...

     

                      

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

                                                                   Emanet bir vücüt verdi sana ,
                                                                   Olur olmaz yerde kullanmasana,
                                                                   Şeytanın sözünden aldanmasana,
                                                                  Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?

     

                                                                  Günahların sevabını yer bitirirse,
                                                                  Bütün amellerin boşa giderse,
                                                                 Ne yaptın verdiğim gençliğine derse,
                                                                 Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?


                          
                                                                  Gaflet ile geçirmissin ömrünü,
                                                                  Fani şeyler doldurmuşşa gönlünü,
                                                                  Bir de toprak almazsa ölünü,
                                                                  Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?

     

                                                                  Kim var ki dünyada ebedi kalmış,
                                                                  Sultan Süleyman da yaşamış ölmüş,
                                                                  Bak şaçın ağarmış  belin bükülmüş,
                                                                  Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?


              
                                                                   Bir gün gideceksin dönülmez yere,
                                                                   Pişman olacaksın binbeşyüz kere,
                                                                   Hazırlıklı çıkmamışsan sefere,
                                                                   Yarın sen ALLAH'a ne diyeceksin?

     

      

      

    ANLADIM.... 

        Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
    Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
    Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
    Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
    Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
    Neden hiç ağlamadığını anladım..
    Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
    Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
    Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
    Çok acıttığında anladım..
    Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
    Yüreğini elime koyduğunda anladım..
    ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
    Sana ''git'' dediğimde anladım..
    Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
    Git dediklerinde gittiğimde anladım..
    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
    Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
    olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
    Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
    Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
    Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
    Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
    Sevgi emekmiş,
    Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

                                                                                                                     Can YüceL 

     

          

    MUTLULUK  NEREDE?

    Mutluluk ;
    Ne yerde ne gökte, ne karada ne denizde,
    Belki bir bebeğin mis gibi kokan teninde,
    Belki bir çocuğun sıcacık gülümseyişinde.
    Bazısına göre mutluluk erişilemeyecek  kadar uzakta,
    Bazısına göre ise bir adım yakınlarda.
    Kimi bakar da göremez , kimi görüp de anlayamaz ,
    Ne aradığını bilmeyenlere düşman değil dost olmaz.
    Fakire sorsan mutluluk,  parada  pulda der,
    Zengine sorsan, bir lokma ekmekte diye cevap eyler.
    Aşık maşukun gözlerinde, sözlerinde arar durur,
    Bulamadığı zaman mutsuzluğundan dem vurur.
    Anne baba için çocukların mutlu oluşudur mutluluk,
    Çocuklar için ise sınavdan alınan yüksek not, yerine getirilen sorumluluk.
    Bazen küçük ayrıntılara saklanmış , keşfedilmeyi bekler,
    Bazen de o kadar göz önündedir ki, fark edemeyenlere küser.
    Ozan sazın telinde,şair şiirin dizelerinde,
    Dertli içki kadehinde, pişmanlar dua için açılan ellerde.
    Gecenin karanlığı, gündüzün ışığında arar onu,
    Ötelerde bir yerlerde varlığına ipucu.
    Herkes kendinde olmayanda arıyor,
    Bu nedenle bulduklarını tanımlamak da zorlanıyor.
    Mutluluğu bir kişiye,bir olaya ,bir maddeye bağlı kılmamak,
    Onu özgür bırakarak, gelişini kutlamak.
    Mutluluk  huzurun olduğu yerde,
    Huzur da o kadar yakındaki
    Kalbimizin içinde..

      

    *En sevdiğimiz kişi bile bizi bir kez kırabilir, ama o
    herzaman affedilmeyi hak eder.


    *Gerçek dostluk ve gerçek aşk, araya mesafeler bile girse
    büyümeye devam eder.


    *Bir saniyede yaptığınız birşey size hayat boyu kırık bir
    kalp bırakabilir.


    *Olmak istediğimiz gibi biri olmak bazen hayat boyu sürebilir.


    *Sevdiklerimizin yanından ayrılırken son sözlerimiz güzel
    şeyler olmalı, belki de bu onları son görüşümüzdür.


    *Yaptıklarımızın sorumluluğu bize aittir, nasıl
    hissedersek hissedelim.


    *Biz davranışlarımızı kontrol etmezsek davranışlarımız
    bizi kontrol etmeye başlar.
     
    *Bir ilişki ne kadar ateşli şekilde başlasa da, tutku gün
    geçtikçe söner. Birbirine gerçekten bağlı olanlar,
    kalplerindeki sevgi asla sönmeyenlerdir.


    *Kahramanlar, doğru şeyi doğru zamanda ve sonuçlarını
    düşünmeden yapanlardır.


    *Adalet parayla sağlanmaz.


    *En iyi arkadaşlarımız, birlikte hiçbirşey yapmadan da
    çokşey yaparak da iyi vakit geçirebildiğimiz kişilerdir.


    *Kızmaya hakkımız var ama zalimce davranmaya hakkımız  yok.


    *Biri bizi istediğimiz şekilde sevmiyorsa bu bizi tüm
    kalbiyle sevmediği anlamına gelmez.


    *Olgun olmak kaç doğum günü kutladığımıza değil, hayatta
    neler görüp geçirdiğimiz ve bunlardan neler öğrendiğimize bağlıdır.
     
    *Bazen etraftakilerin bizi affetmesi yetmez, bizim de
    kendimizi affedebilmemiz gerekir.


    *Biz ne kadar acı çekiyor olsak da dünya dönmeye devam ediyor.


    *Yetişirken ailemiz ve çevremiz bizi etkiler, ama sonunda
    nasıl biri olduğumuz sadece bize bağlıdır.


    *İki insan kavga ediyorlarsa bu birbirlerini sevmedikleri
    anlamına gelmez, iki insan hiç kavga etmiyorlarsa da birbirlerini
    sevdikleri anlamına gelmez.


    *Bazen bir sırrı öğrenmek için ısrarcı olmamak gerekir,
    öğrendiğimiz şey hayatımızı sonsuza kadar değiştirebilir.

    *İki insan aynı yöne bakıp apayrı şeyler görebilir.


    *Sizi hiç tanımayan insanlar birkaç saniyede hayatınızın akışını değiştirebilir.

    *Birini ne kadar çok severseniz hayat onu sizden o kadar erken alır...

     

    Image Hosted by ImageShack.us