|
|
November 22
"Söz, suya atılan taşın etrafındaki hâleler gibidir. Suyun etrafındaki halkaların ne kadar genişleyebileceğini bilemeyeceğiniz gibi, sözün gönüllerde ne etki yapabileceğini de bilemezsiniz, burada anlatırsınız, kim bilir kimin gönlünde ne etkiler bırakır!" Sabahattin Zaim

Bazı insanların zaaf hanelerinde "Allah" yazar; En zayıf noktaları Allah'tır.. Bunu bilenler onları Allah ile aldatırlar ne yazık.. Aldanan ne saftır, bazen bile isteye aldanır.. Aldatan da ne üç kağıtçıdır, Allah'ı menfaatine perde yapar. Aldanan kim? Kim kazandı kim kaybetti bu oyunda, oyunsa bu? Perde kapanır yarın, ettiklerimiz bir bir atılır önümüze.. Ahh! Senin zaaf hanende ne yazıyor?.

Eyvallah sevgili, eyvallah… 
Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..” Ey gözlerime bahşedilmiş mucize, Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu, Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat, Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla “ bir avuç deryâ’yı “ dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları.. Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua…. Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgili Kapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “ umut “ sayfalarına bir “ Elif “ miktarı “gül”ümseme olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir “ Elif “ miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana “ sana “ katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben “ senin gözlerinde “ yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim…Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir “ Elif “ miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz.. Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen – bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse’yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir’iz.. Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir “ Elif “ miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen… Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam, Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni…Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni.. Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin… Ellerin ise huzur… Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana… Menzilim sanadır.. Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi” bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun…Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili… “ Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni …”
Hep bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse ne olur… Çünkü; gülmek sana yakışıyor….. Gülümse ne olur… Gülümsediğin, Bende yaşadığın, Beni “ sende “ yaşattığın için
“ Eyvallah sevgili, eyvallah…” İsmail Sarıgene
Aşkın da, birçok duygu için sözkonusu olduğu gibi,
iki yönü var: biri aşk-ı hakikî, yani gerçek aşk,
diğeri ise mecazî, yani geçici aşk.
Bediüzzaman, Mektubat’ta bunu şöyle dile getirir:
“Aşk şiddetli bir muhabbettir.
Fani mahbublara müteveccih olduğu zaman
ya sahibini daimi bir azap içerisinde bırakır veyahut
o mahbub o muhabbetin fiyatına değmediği için
baki bir mahbubu arattırır. O zaman aşk-ı mecazî
aşk-ı hakikîye inkılab eder [dönüşür].”
İnsan birisini delicesine sevse de, sevdiğiyle,
sevgilisiyle buluşup ona kavuştuktan sonra aşkı yavaş yavaş
sönmeye başlar. Geçici aşkların külleri er-geç savrulacaktır.
Yine de, o geçici aşk âşığın varlığını erittiği için,
“Mecazî aşk gerçek aşkın köprüsüdür” demişler,
onu da bir bakıma hoş görmüşlerdir.
Gerçek aşk, Yaratana karşı duyulan aşktır.
Bu dünya gölgeler dünyasıdır.
Aynalardaki tecelliye, görüntülere takılmayıp
o aynalarda kendini gösteren güzelliğin kaynağına,
gerçeğine ulaşmak gerekir. Bu aşk güzele değil güzelliğe,
tek bir kişiye değil herşeye, Allah’ın güzel isimlerinin
her bir zerrede görünen sanatına, sıfatına, kudretine, hikmetine,
kemaline, lütfuna, hatta kahrına gönülden bir bağlanıştır.
Evet, bu kâinatın yapısında, mayasında muhabbet vardır.
Bu çekim alanının içine kalp taşıyan herşey girer.
Onun cazibesine kapılır, kâinat aşkla durur aşkla yürür.
Ve aşkla döner, bir mevlevî gibi.
Allah’ın sonsuz güzellikteki yaratışı,
Kendisini bildirmeye olan münezzeh sevgisinden doğmuştur.
Onun için, eskiden, bir yere gelene “Hoşgeldin” mânâsına,
birşey yiyenlere içenlere yine “Afiyet olsun” yerine,
“Aşk olsun” derlermiş. Muhatap, bu söz karşısında
ya “Eyvallah” ya da “Aşkın cemal olsun” dermiş.
Biz de şöyle bağlayalım yazımızı:
“Aşk olsun” dedi.
“Aşkın cemal olsun” dediler.
“Cemalin nur olsun” dedi.
“Nurun alâ nur olsun” dediler.
Ne diyelim, gönülden bir aminden başka...
Selim Gündüzalp
Dünya ve âhiret saadetine erebilirsin.
Ayrıca Cuma gecesi ve günü ruhunu,kalbini ve bedenini feyz-i ilahi ile doldurabilirsin Bunlardan başka ibadet günleri; kandil geceleri senin için büyük fırsattır.
Böyle günleri ihya etmeye çalış. Gafillerden olma. Vaktini ganimet bil. Çünkü vakit kılıç gibidir. «Gelecekte yaparım» ümidini bırak. Zira bundan daha zararlı bir şey yoktur. Bir şair şöyle der: Keskin ol vakit gibi... Sevilmez «yaparım belki» «Umarım» deme sakın
İşte budur en büyük illetin... Cenâb-ı Hak'tan bizleri mübarek vakitlerde
ibadet ve itaata muvaffak kılmasını niyaz ederim...
Amin...Amin..Amin...
SEN ve BEN...
Ellerimden tutsan…
Yeniden “bekle” desen ve bekleyecek kadar yüreğime su serpsen..
Susuzluğumu da sende fark ederim, suyu da… Nedir bu “ben”liğimdeki “ben” sevdası bana yol göster.
Terk etme beni, lâyık olmasam da, aç bana yüreğini ve denizlerini…
Yüzüm yok! Bu çırpınışlarda daralır yüreğim.
Yüzüm yok! Yine de sevmeni beklerim.
Yüzüm yok! Ben umudu senden öğrendim.
Sanmayın yüreğim durgun deniz, içimde bir Mûsa ve bir Firavun yaşar, benden çok ev sahibi…
Damarlarımdaki kan kadar kırmızıdır sevdam ve yüreğim bu sevdaya yanar.
Çelişkili ömrün son demlerinde koysam da bu savaşın adını, yine de ararım yalnızlığımda dostun kapısını…
Bir sır mıdır bu insanın içine akıtılan? Ve bu sırrın doğum sancısı mıdır bendeki başlayan?
Doğrulmak ve yeniden Mevlâ’ya ulaşmak için mi bu buram buram hüzün?
Ve sen..
Ellerimden tutsan….
Yeniden “sabret” desen ve sabredecek kadar sadrıma huzur versen…
Sonra ağlasam… Bu çaresiz ateşlenmelerimin ilacını sende bulsam… Bir yangın makamı bu kadar mı öfkeli eritir içimi? Bir sevda bu kadar mı özlenir?
Tövbeler ve tövbeler… Bu dönüşler korkarım kolay olmayacaktır… Puslu yılların ardından ölsem ve yeniden senin yolunda dirilsem…
Söyleme, lâyık olmadığımı n’olur söyleme…
Yokluğunda çok yandı, belki adam olur bu yürek şimdi seninle ...
Ardından attığım adımlar kadar yol gitmişim hayatta… Senin ismini duyduğum kadar sesler kıymetlenmiş… Ve seni andığım kadar zaman günahlara “dur” demiş…
Karanlıklar vadisisinde kalbim, bir kibrit yakmanı beklerim.
Neresindeyim bu hayatın ve senin kalbinde miyim?
Alır beni bu esen düşünce rüzgarı ve iklimlerim yokluğunda acıtır ve üşütür içimi…
Yalnız sende var yüreğimin nefesi…
Bil ki, ben âcizim; bil ki hatalarımla dolu yüreğim ve çaresizim…
Sen…
Tutsan ellerimden…
Yine içime baksan ve titrese tüm benliğim taa ki son nefesime kadar…
Sonra değişse tebessümlerim... Bir hikayesi olsa çilelerimin..
Seni anlatsam… Anlatsam… Anlatsam..
Yer-gök beni arasına alsa… Kâinatı okusam...
Açsan ellerinle perdelerimi ve şereflensem dost cemali ile…
Bir yangın bu kadar mı güzel olur şimdi?
Ruhlar hapishânesiymiş ya dünya, sen beni kurtarsan…
Kalbimin kilidini tek bakışınla kırsan!..
Sevginin derinlerinde yalnız seninle kaybolsam…
Bir ömür bu, bitmeye adanan… Bir insanım ben, kendini tanımayan!
N’olur… Söyleme layık olmadığımı!. Sen de beni bırakıp gitme…
Sevgim, tek gerçeğim!..
Bu yolda imanımın derdindeyim ve yine tek senin izindeyim, tek senin kapında dizüstü çökmekteyim ve yalnızca “gel” demeni beklerim…
Göz, kalbin elçisidir...
Göz, kalbin elçisidir. Onu vazifelendirir, araştırmaya gönderir. Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa, memnuniyet duyar. Fakat göz, çoğu defa kalbin başını belaya sokar. Zira öyle güzellikleri, haber verir ki; ne hepsini elde etmeye, ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter.
Bakışlarını Allah’ın rızası haricinde salıverenlerin hasretleri,
devamlı olur.
Çünkü bakmak, sevgiyi netice verir. Ve kalb, bir alakaya sahip olur. Sonra bu alaka kuvvetlenir;vurgunluk derecesine varir ve kalbi kaplar. Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalbden
ayrılmayacak bir sevgi halini alır. Sonra bu aşırı sevgi aşka döner ve çılgınlık halini alır. Artık kalb, köle olmuştur ve
layık olmayana kulluk yapmaya başlar. Bütün bunlar, bakmanın cinayetleridir. Bir emir iken, şimdi bir esirdir o.
Kalb, düştüğü haller için, gözden dert yanar. Göz ise “Ben senin memurundum”, der. ” Bana vazife veren sen degil miydin?” Bütün bunlar, Allah’ın sevgi ve
bağlılığından boş kalan kalblerin belasıdır. Kalb Allah’ı sevmek için yaratılmıştır. Bu yüzden sevgilisi “O” değilse, kulluğu başkasınadır. - İbn-i Cevzi -

Copyright ©2009 KARDELEN™ November 08
Hayat akarken sadece akışına kanıyoruz.
Geriye dönüp baktığımızda ise sadece zamanın geçmiş olduğunu görüyoruz..
halbuki an'ı yaşıyoruz.Anlarımızı en iyi şekilde değerlendimek dileğiyle....KARDELEN
HADİ HAZIRLAN…
VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…
Bezm-i elest’ten geldim,Hep Hakkı zikrettim… İktifa ettim,hep boyun eğdim… Rıza-yı ilahiyi kendime gaye edindim… Kulluğumun fevkinde,kendimi RAHMANA teslim ettim… Ubudiyyet şiarımdır,Nurlarla kendimi yetiştirdim… Lütf-u keremi ben hep ALLAH’tan bildim… Bu serzeniş sana Ey Nefsim!... Sus ve Dinle!... Gör ve ibret al!... Söylenecek ne çok şey var aslında…Bir hayat koşuşturmacası içinde yaşayıp gidiyoruz…Herkesin alemi farklı…Herkes hayata farklı pencerelerden bakıyor…Bazılarımızın bakışları donuklaşmış,hep aynı noktaya bakıyor…Bazılarımız bakıyor ama göremiyor…Bazılarımız tamamen ama…Bazılarımız ise pencerelerini güneşe açmış,her zerresi aydınlık içinde… Kimimiz suskunluğumuza hapsetmişiz yüreklerimizi…Kimimiz yalnızlığın mengenesine sıkıştırmışız bedenlerimizi…Kimimiz kaptırmışız fani heva ve heveslere gönüllerimizi…Kimimiz ise RAHMANİ gözlerle bakıyoruz her şeye…Yürek huzurda,gönül sükut içinde,ruh ayrı alemlerde,yalnızlık en güzel yerinde… Hepimiz bir sözün temsilcisi,bir sözün muhataplarıyız…Elest meclisinin hadimleriyiz…’’Kalu Bela’’da sorulan soruların cevap vericileriyiz…Alemlerin Yaratıcısının lütfuna mazhar olanlarız…O(c.c)nun lütf-u kereminden yansıyanlarız…Biz BİR KULUZ…Hani O(c.c.)EN SEVGİLİYE ‘’Biz seniniz,SEN BİZİM RABBİMİZSİN’’demiştik ya işte O(c.c.)nun kuluyuz…Tüm ruhumuzla,tüm zerrelerimizle,her şeyimizle sadece ve sadece O(c.c.)nun kuluyuz… BİR KUL;aciz ve fakir…Yokluktan varlığa gelmiş…Varlıktan sonsuzluğa doğru yol alan BİR KUL…BİR KUL;Yaratıcını tanımak zorunda olan,görevlerini yerine getirme mecburiyetinde olan BİR KUL…İşte Ey Nefsim!...Dinle…Bak Yaratıcımız bizden ne istemiş?… ‘’Ben İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım…’’
(Zariyat süresi 56.ayet) ‘’Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.Ve çalışması da ileri de görülecektir.Sonra ona;Karşılığı tastamam verilecektir…’’(Necm süresi 39-41.ayetler) ‘’ Kim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir…’’
(İsra süresi 19.ayet) ‘’Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.’’(Sebe süresi 37.ayet) ‘’ Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz"
(A’raf süresi 43.ayet) ‘’Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.’’
(Secde süresi 17.ayet) ‘’İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!... Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar…’’
(Ankebut süresi 58-59.ayetler) ‘’Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.’’
(En’am süresi 127.ayet) İşte Gafil nefsim…Yaratıcın senden ne istiyor gör?...Başıboş değilsin…Aczin ve fakrin hadsiz…Biçaresin,muhtaçsın…İhtiyacatın ise nihayetsiz…Bırak gururu…Dinle… "Layemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gireceğini bil, öyle hazırlan.’’
(25.Lema) Hazırla kendini…Bak çevrene ibret al…Dön artık yönünü RAHMANA…
O(c.c.)nunla bağlan hayata… ‘’En bahtiyar odur ki;Dünya için ahreti unutmasın…Ahiretini dünyaya feda etmesin…Hayat-ı ebediyyesini,hayat-ı dünyeviye için bozmasın…Malayani şeylerle ömrünü telef etmesin…Kendini misafir telakki edip,misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin…Selametle kabir kapısını açıp,saadet-i ebediyeye girsin…’’
(Onaltıncı mektup) HADİ HAZIRLAN…VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…HADİ…ŞİMDİ…
Senden başkası tanık olmaya değmiyor.;zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor;ayetlerine şahit yaz beni.
Gözlerim Seni görmeye yetmiyor;kalbimde görünür eyle KENDİNİ...
SENAİ DEMİRCİ
 
kalbime dokundu ayrılığın,
sözüm yok ki geçmişi düşünsem de yok
geleceği düşünsem de yok.
var olan da var.
var edenle ebedi varlıkta görüşelim,
biz sevdiklerimizle ahirette buluşalım...

Copyright ©2009 KARDELEN™ November 05
Ey güzeller güzeli ey gönüller kıblesi Aslı doğruyu gören ehl-i sünnet varisi. Sensin mürşid-i kamil sensin ilmin hamisi Sensin dertlere deva zamanın bir danesi...
SEN EY DAVETÇİ
Sen ey davetçi! Kalbin iman sevgisi ile dolduğunda ve gönlün İslam ile ferahlık bulup genişlediğinde bu büyük nimete karşı ALLAH C.C. ’a şükrederek secdeye varmalısın Bu büyük nimet ki Rabbin sana hidayet verdi Sana rahmet gösterdi ve seni mü’minlerden kıldı ALLAH C.C. ın sana verdiği hidayet ile doğru yolu buldun Dünyada ikram ve izzete eriştin Ahirette de, daimi nimetlendirilecek olanların arasında yer almak için yola çıktın Eğer ALLAH C.C. sana hidayeti nasip etmeseydi, asla doğru yola erişemezdin Çünkü şeytan sürekli fuhşiyatı ve münkeratı emretmektedir Bu konuda ALLAH C.C. şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder Eğer ALLAH C.C.’ın size lütfü ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı Fakat ALLAH C.C. , dilediği kimseyi tertemiz kılar ALLAH C.C. hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” ALLAH C.C. ın sana nasip ettiği bu kutlu ve mübarek yol, resullerin, nebilerin, sıddıkların, âlimlerin ve şehitlerin yoludur ki onlar ALLAH C.C.’ın dosdoğru yola eriştirerek nimetlendirdiği kimselerdir ALLAH C.C. ’ın seni yolcusu olmakla müşerref kıldığı bu yolu ve önünü onunla gördüğün hidayet nurunu muhafaza etmeli, bu nimetin hakkını vermeli ve bu nimet üzere ölmek için mücadele etmelisin Bu konuda gayretli olmalı, ataleti üzerinden atmalısın Bu hidayet nurunun hakkını ne kadar verdiğini tefekkür etmeli, hayatında ALLAH C.C. ın emir ve buyruklarına uymayan bir durum varsa düzeltmelisin Hani hatırla ki ALLAH C.C. Bakara süresi 83 ayetinde şöyle buyuruyor: “Hani, biz İsrailoğulları’ndan, ‘ALLAH C.C.’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, tüm insanlara güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz’ diye söz almıştık Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz” Onların yaptığı gibi sen sözünden cayma Tüm akrabalarına ve diğer insanlara iyi davranarak her gün tekrarladığın “iyyakenebudu ve iyyake nestein/ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz” sözünün gereğini yerine getir Sahip olduğun nuru önce ailene ve halka halka diğer akrabalarına sonra da ulaşabileceğin herkese ulaştırmalısın İnsanların İslam’dan yüz çevirmiş olmaları, Müslüman’ım diyenlerin içinde bulundukları gaflet, dalalette olanlara sürekli benzeme çabaları ve toplumun içine girmiş olduğu vahamet seni ümitsizliğe sürüklememeli; daha çok seni azme getirmeli ve gayretini artırmalıdır Bu durum karşısında görevin daha ağır ve sorumluluğun daha büyük olduğunu bilerek daha çok çalışmalısın Niyetin halis ve yalnız ALLAH C.C.’a güvenip dayandıktan sonra, vekil olarak O’nun sana kâfi geleceğini bilmelisin Sen ey davetçi! Bil ki, önemli olan senin yola koyulmandır Davete bir yerden başlamandır Ondan sonra Mevla yolunu kolaylaştıracak ve seni yardımıyla destekleyecektir “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, ALLAH C.C. ’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü -kelime-i tevhidi- tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz” Ektiğin fidanların bir bir tuttuğunu görerek sevinecek ve müferreh olacaksın Zamanla ektiğin fidanlar kök salacak, gövdesi kuvvetlenecek ve meyve vermeye başlayacaktır Ruhen ölmüşler ALLAH C.C.ın izniyle bir bir dirilecek, o ağır dava yükü hafifleyecek ve daha çok görevine sarılacaksın Ey davetçi! Şunu da bil ki, davet görevini hakkıyla ifa edebilmek için, güçlü bir imana sahip olmalısın Güçlü bir imanı muhafaza etmek içinde daima Kur’an okumalı, zikir çekmeli, dua ve niyazda bulunmalısın Her vaktini bir dua yapmalı, kâinatın ve insanların yaratılışı üzerinde derince tefekkür etmeli ve şirkin açık ve gizlisinden şiddetle kaçınmalısın Yine sadık bir iman için, Rabbini iyi tanımalı, Emaül Hüsna’nın manasını çokça okumalı, hatta ezberlemeli ve her bir ismin delalet ettiği manaların feyzinden faydalanmalısın Niyetini sadece ALLAH C.C.’a has kılmalı ve kulların rızasını değil ALLAH C.C.’ın rızasını aramalısın Bil ki yegâne mükâfat Rabbinin katındadır O, kullarından hiç birisine haksızlık etmez Ey davetçi! Farzları eda et ve bunları açık yap; ama riyaya kaçma Farzlarını camide kıl ve cemaat ehli ol Cami cemaatine gelenleri sor, dertleriyle dertlen ve onlarla kardeşane ilişkilerin olsun Nafileleri de yerine getir Revatip, duha, evvabin ve her gece kılamazsan da haftanın birkaç gevesi gece namazı kıl Nafile oruca önem ver En azından pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçir Oruç nefsini eğitecek ve nefsinin dizginlerini eline alma imkânı verecektir Evde, ev halkı ile mutlaka bir sohbetin olsun Onlarla günde yarım sayfa meal yada üç beş hadis okuman büyük faydalar getirecektir Çünkü Kur’an ve peygamberin sünneti, hayat düsturunun kendisidir Ey davetçi! Hareketlerine, giyimine ve kuşamına dikkat et Sen, İlahi kaidelere uydukça ideal olana yaklaşır ve yükselirsin İdeal olan başkasına benzemek değil, ALLAH C.C.’ın Resulüne benzemektir Sen bir davetçi olduğun için toplumda örneklik teşkil edersin Ailen, akraban ve arkadaşların sana bakar ve seni taklit eder Sürekli, insanlar tarafından izlendiğini ve en basit hatanın dahi insanlar tarafından yanlış anlaşılabileceğini bilmelisin Bil ki ey davetçi, en büyük davet, lisanı hal ile olandır Haline dikkat et Aynı zamanda diline de dikkat et Arkadaşlarına ve çevrendeki insanlara kaba davranma Bu onların çevrenden dağılıp gitmesine sebeptir Onları iyice dinle Dinlerken gözlerinin içine bak ve başka bir işle meşgul olma Sabırlı ol Onlar, konuşmalarını bitirmeden sen konuşmaya başlama Kendinden, geçmişinden fazla bahsetme Kendini methetme Çünkü bu insanların gözünden değerinin düşmesine sebeptir Methedilmeye ve övülmeye layık olan ise ALLAH C.C.’tır Zamanını değerlendir Çünkü geçen zamanı geri getiremezsin Sürekli kitap oku ve bilgilerini tazele Her gün yeni şeyler öğren Faydasız ilimden ise sakın Gereksiz şeylerle uğraşma Lüzumsuz konuşma Her bir şey hakkında açıklama yapma Kendini konuşmak zorunda hissetme Müslümanlar arasında fark gözetme, bütün Müslümanlar kardeşindir Teferruatlara dalma Temel, ortak noktalarda insanlarla birleş Mevla’nın, seni ve bütün davetçileri muvaffak etmesi dileği ile… A.Halim Seçkin
Aşk: belki Züleyha'nın yaptığı gibi iftiraya götürür..
Belki Hz.Yusuf'u gören kadınların ellerini kanatan bıçağa götürür..
Belki Hz. Aişe validemizin yaptığı naza götürür..
Aşktır,yolu vardır;yordamı yoktur..
Hz. Yakub'u elde gömlek bekletendir..
Hz.İsmail'i emre razı edendir..
Hz Fatıma'yı babasının peşinden götürendir... BÖYLE BİR AŞKLA HUZURA GELME UMUDUYLA İNŞ.....


November 02
İki yıldız arası göğe asılı hamak... Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak. Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı; Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik; Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden; Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık; Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık. Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri; Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri. Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım; Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla... N.F.K.
'Umutlarına tutun.' Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını. Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan
Yusuf’un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu. Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş
Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.
Özlemlerin,Medine’de Muhammed(sav)'in gelişini bekleyen
insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını. 'Düşüncelerine tutun.' Kendi vicdanının yargıcı,kendi günahının tövbekarı ol. Kendi acısının sabredeni,kendi sıkıntısının ilacı,kendi dertlerinin dermanı ol. Kendi yalnızlığının dostu, kendi cümlelerinin anlamı,kendi sessizliğinin sesi ol. 'Kalbine tutun.' Hayatın sana bırakılan sokaklarına,
karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün,
kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından,
ömrünün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle.
En çok kalbine, kendine tutun. Çünkü; Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.s) Hira’dan
hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır. Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir. Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır...
~Her aşığım diyen âşık olmaz. Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşık olmaz. Sıradan kalblerde AŞK DERDİ bulunmaz.~
Sinan Paşa
  
Her gün kendisini ziyarete gelen dervişe şeyhi der ki: - “ Her gün bana geleceğine bir gün kendine gel! ”

Copyright ©2009 KARDELEN™
|