|
|
October 28
Allah (c.c) Razı İse, Dünya Küsse Ehemmiyeti Yok.. Bismillahirrahmanirrahim Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse,
sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya,
yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
(Lem'alar, İhlas Risalesi) Bediüzzaman Said Nursi

Yağmur Yolcusu...
Seher vakti yağan yağmur toprağa düşerken, yüreğime de düşüyor damla damla. Pencere kenarındayım. Toprağa düşen rahmet damlalarını seyrediyorum. Gökyüzünden yollar geçiyor kalbime doğru. Yağmuru bekleyen toprak olmak geliyor içimden. Toprak; Rabbine muhtaç, yağmuru bekliyor hasretle... Sonunda Arş-ı Âlâ'ya yükseliyor toprağın duası ve meleklerin kanatlarında damla damla rahmet iniyor yeryüzüne.
Hasretin sancısı dalga dalga vuruyor kalbimin limanına. İnsan iken, Rabbime olan muhtaçlığımı unutup beyhûde geçirdiğim zamanlarıma ağlıyorum. Yağmuru bekleyen toprak olmak istiyorum.
Ağlıyorum... Ağladıkça yangınlarım sönüyor. Meğer yana yana kül olmuşum. Gafletin acımasız soğuğunda, acıyı hissetmeyecek kadar üşümüş yüreğim. Karaya vurmuş bütün gemilerim...
Ağlıyorum... Pişmanlık acıtıyor içimi. Unuttuklarım, kıymetini bilmediklerim, önemsiz gördüklerim tek tek düşüyor yüreğime. Gözümün önünden perdeler kalkıyor ve hayalî bir yolculuğa çıkıyorum. Önce bir hastaneye düşüyor yolum. Nefes almak için oksijen tüpüne bağlı ve bir defa rahat nefes alabilmeyi dünyalara değişmeyecek insanlar görüyorum. Ne zaman nefesi daralsa astım spreyine sarılan insanlar acıtıyor yüreğimi. Aldığım her rahat nefes kadar utanıyorum. Tekerlekli sandalye ile hayata tutunan insanlar takılıyor gözlerime. Acılarını birlikte yaşıyorum sanki. Mıhlanıyorum olduğum yere. Yürüyemiyorum... Attığım adımlar kadar utanıyorum.
Haykırmaktan sesi kesiliyor yüreğimin. Dört bir yanda inşirah çiçekleri arıyorum. Unuttuklarım yıkılmış üzerime. Enkaz altındayım... Nefes alamıyorum...
Ağlıyorum... Özgürlük nedir diye soruyorum kendi kendime. Hayalen çıktığım yolculukta, yolum bir hapishaneye düşüyor. Bu dört duvar arasındakilere 'kader mahkûmu' derler. Kader, mahkûm eder mi ki insanı? Kadere teslimiyet, mahkûmiyet olur mu? Kendi elleriyle yıktığının suçunu neden kadere yükler ki insan? Kalbim, içinden çıkamadığı soruların ardında feryat ediyor. Susturamıyorum... Asıl mahkûmiyeti ben yaşamışım meğer. Anlatamadıkları varmış yüreğimin. Yüreğim, demir parmaklıklar ardında, söyleyemediklerinin acısıyla yapayalnız kalmış.
Yüreğim yetimliğine ağlıyor şimdi... Ne olur ağlama yüreğim. Ağlayıp da körükleme pişmanlığımın ateşini. Kanayan yaralarıma bir de sen tuz basma, ne olur.
Her pişmanlık, yeni başlangıçlara gebedir. Sus ki, yeni başlangıçlara yürüyelim birlikte. Suskunluğun, umutlarımızın adı olsun.
Sus yüreğim…
Sus ki, çığlıkların duyman gerekenleri engellemesin. İsyanın kör kuyusunda çaresizliğine ağlayan zavallı rolü yapmak yerine, hayata dönebilesin. Sus ki, bir kez daha kırılmasın kanatların. Bırak dilinin söyleyemediğini gözlerin anlatsın. Sana da sessizliğinle övünmek kalsın.
Avun yüreğim...
Yaşamak için, yüzü ebediyete dönük sebeplerinle avun. Ölümü de götür gittiğin yere. Giderken, şairin mısralarını da al yanına.
'Öleceğiz,öleceğiz müjdeler olsun,
Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun' (N.Fazıl Kısakürek)
Bırak mısralar aydınlatsın en sevgiliye giden yolları. Ölümün adı olsun vuslat...
Gülümse yüreğim...
Komik şeyler arama gülmek için. Yaşadıkça, acılar içinde gülümsemeyi de öğreneceksin. Bin sevincin öğretemediğini bir acı öğretecek sana. Acılarla olgunlaşacaksın.
Öğreneceksin yüreğim...
Dünyanın hasret, ölümün vuslat olduğunu öğreneceksin. Zamanla sığamaz olacaksın bu hasret diyarına ve duaların yetişecek imdadına. Bir gün, heybendeki dualarla Hakk'a yürüyeceksin...
Kübra Günaltun
Sokakların hüznü!…
Nereye baksam hicran var Masum yüreklerin ve suskun gönüller sanki ahu zar Ne kadar tahayyül etsek de erişemediklerimizde muhakkak bir hikmet var Ne yüreğimin yarasını anlar Ve ne de suskunluğumun derinliğinde halimi okşar Anlamsızlık içinde zerk edilen nazarlar sinemi mütemadiyen sancıya koyar Aranmak için aşkı tanımak Aşkın sofrasında çileyle barışıklığı hakkıyla koklamak Edebin ikliminde ve sessizliğin derin nağmelerinde mefkure için dağlanmak Halime tebarüz eden sefilliğim Kalbimde solgunluğu hiç aklayamadığım yorgunluğum Sineler içinde uhdeleşen nihayetsiz umutlarım, düşen omuzlarımda ufuklarım İşte böyle hazin bir hikayeyim Nereye baksam saadet için fevkalade fakir bir haldeyim Divanelikte adeta onmaz bir nöbetçiyim ve düşünceler ikliminde n abdiacizim Hey aziz nefeslim gıpta ederim Kalbi güzelliğin için nazarınla fevkalade ibretliksin bilirim Lakin nefesime ne kefilim ve ne de iradi manada niteliğe erişen süruru dervişim Yazmak için hamiyetini beklerim Tüm teslimiyetim sadakat ikliminde anlamlaşan o nefesin Edebin dirliğinde ve ruhun mümtaz kimliğinde acizliğimle muvaffakiyet dilerim Ki iradi manada zafiyet içindeyim Kokladığım yaprakların solgunluğunda azimeti ne bilirim Heveslerimle zafiyet içindeyim ve maslahatlar keyfiyetinde onmaz bir dilenciyim Ne camii köşelerinde gördüğün Ve ne de Şırnaklık ahvalinde bezginliğe nam salan kişiyim Kalbiyle barışık olmayan biriyim ve tak iyeler telakkisiyle kendini avutan sefilim Sokaklar neler anlatıyor halime Düşün yapraklar hicranı zerk ediyor lekeyi kalbime akıtıyor Ruhum sancılar içinde çırpınırken,
ne derler teranesi sahte gülücüklerle ne ağlatıyor... Mustafa CİLASUN

Copyright ©2009 KARDELEN™ October 21
Ey insan! Hiç mümkün müdür ki,
sana bu sîmâyı veren ve o sîmâda
böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât,
seni başıboş bıraksın;
sana ehemmiyet vermesin,
senin harekâtına dikkat etmesin,
sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın,
hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın,
güneş gibi zâhir olan rahmetini
hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen
ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan,
ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!

Manevi terbiye yolunda en önemli iş,bu yola güzel bir niyetle girmektir.Bu niyet ALLAH Rızasıdır.İstikamet, önce niyette aranır sonra amelde.Niyet güzel olursa, arkası güzel gelir; bozuk olursa hayırlı sonuç alınamaz. İlahi davet ve terbiye ile muhatap olan insanlar üç gruptur:Mü'min, münafık,kafir.Bir peygamber bu üç gruba aynı daveti yapar,fakat aynı sonucu alamaz,aynı faydayı veremez.Sonuç ve fayda,her birinin niyetine ve fiiline göre değişik olur. Mü'min samimi olarak içi ve dışıyla ALLAH'a iman eder;ilahi emir ve hükümlerine,gücü kadar uyar,tabi olur.Bir peygamber veya varisi bu kimseye fayda verir. Münafık,dışından inanmış gözükür,kalbiyle itiraz eder.Dışıyla itaat eder,içinden isyan eder.Dini dünya için kullanır; din ile dünya kazanmaya,itibar toplamaya çalışır.Bir peygamber veya varisi bu kimseye bir fayda veremez.Ta ki,tövbe edip ihlas ve istikamete gelene kadar. Kafir ve Münkir,Hakka açıktan itiraz eden,düşmanlık yapan kimsedir.O da iman edip teslim olmadan,peygamberden veya varisinden bir fayda göremez. İmam Rabbani (k.s),bir mürşid terbiyesine girmekten maksat;hakiki imana ulaşıp,ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır. "Fena ve beka hallerinin elde edilmesinden asıl gaye; "yakin" halinin hasıl olmasıdır.Bundan başka bir şey düşünmek (Mesela ALLAH'ın kendisine hulul edip bedenine girdiğini ,yahut kendisinin,ALLAH'ın zatında kaybolduğunu, veya ibadetlerin kendisinden düştüğü bir makama ulaştığını söylemek) dinden çıkmaktır. "Asıl maksat,aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk,cezbe ve muhabbet güzel kulluk içindir. Velayet mertebelerinin en sonu kulluk makamıdır. Ondan daha üstün bir makam yoktur. "Tarikat ve hakikat menzillerini,aşıp geçmekten maksat, rıza makamı için gerekli olan,ihlasın elde edilmesidir,başka bir şey değildir! Büyük veli Ebu Talib el_ Mekki (k.s) demiştir ki; "Kalbinde ALLAH'tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et:Bu murad sende gerçekleşince işin tamamdır.İsterse keramet ve harikalardan,manevi hal ve tecellilerden sana bir şey verilmesin. Tasavvuf bütün benliği ile ALLAH yoluna bağlanmaktır.Bu yol,sünnet_i seniyyeye uymaktan başka bir şey değildir.Her şeyi ile dinin hizmetçisidir;dinin gerçek yönünün anlaşılmasına ve gerçek haliyle yaşanmasına hizmet eder.Bütün zevkler,vecdler,keşifler,kerametler,haller sadece dinin anlaşılmasına destek ve dinin güzelce yaşanmasına birer delil yapılmalıdır. BU YOLDA BÖYLE ŞEYLER İSTENMEZ,BEKLENMEZ,DÜŞÜNÜLMEZ ANCAK;bir hikmet gereği verilirse, edeplice alınmalı,mahcub olarak tevazu ile kabul edilmelidir. Bu şeyler övünmeye değil, şükre sebeb yapılmalı;nefsin keyfine değil; dinin inkişaf ve hizmetine vesile edilmelidir. İstikameti ve tek hedefi, ALLAH rızası olan kimsenin,sünnet üzere güzel kulluk ve hizmet etmekten başka bir arayışı varsa aldanmıştır.Niyetini kontrol edip, gidişatını kontrol etmezse,sonuç ALLAH'a değil ateşe gider. ALLAH rızasını elde etmek için,bir farzı yapmak,binlerce sünnet ve nafileden önce gelir.Amelde önem sırasını karıştırmak,haram ve farzları hafife alıp,nafile hükmündeki işlere dalmak,şeytanın bir hilesidir. İstikamet niyet ve amelde Yüce ALLAH'ın çizdiği ,yolda gitmektir yoksa,bütün sevgiler beklentiler ve işler azap sebebi olur.Bu tehlikeden kurtulmanın en emniyetli yolu,her işinde Kur'an ve sünneti,rehber etmek,onu rehber edenlerin izinden gitmektir. Dinimiz,bize her işte dengeyi öğretmiştir,yeter ki bu ölçüleri öğrenelim. Yüce ALLAH'tan gayrı her şey,ALLAH için sevilirse güzeldir. BİR PEYGAMBER VEYA VELİ,ANCAK ALLAH İÇİN SEVİLİR. Yüce ALLAH,amelde olduğu gibi,niyet ve sevgide de istikamet üzere olmamızı emrediyor.En büyük keramet,bu istikamet üzere dünya hayatını yaşamak ve tamamlamaktır. İstikametin sonu ALLAH Rızası ve Cennettir.Bundan öte bir saadet yoktur....
Arifler Yolunun Edepleri
Şu rahmete bakın ki, insanlar bütün azalarıyla günah işlerken, sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.
Aziz Mahmud Hüdai (k.s)
October 03 Bir Gönül Duası........
" Dünya malı için üzelmek, kalbe zulmet; ahiret için üzülmek ise, kalbe nurdur. " Hz. Osman (r.a.)

Bir Gönül Duası........
Allah ım! Büyük hakkın için, kerim zatının nuru hürmetine, Arş-ı azîmin hakkı için, Kürsi'nin taşıdığı şeyler hürmetine, Levh-i Mahfuz'unun sırrı hakkı için, İlm-i Gayb'da kendine seçtiğin isimlerinin hürmeti için; suların coştuğu, güneş, ay ve dünyanın döndüğü Aşk isminin hürmetine, Kur'an-ı Azîm'de bildirdiğin Esma-ül Hüsna'nın hürmeti hakkı için, yarattıklarından hiçbir kimseye öğretmediğin, katında çok gizli olan isimlerinin hürmetine isterim. Allah ım! Âdem Safiyullah, İbrahim Halilullah ve Eyyüb Aleyhisselam'ın Sana dua ettiği isimlerin hakkı için, Musa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam ve Davud Aleyhisselam'ın dualarının ve içindeki isimlerinin hürmetine, en temiz seçtiğin, en doğru kıldığın bütün peygamberlerinin sana ettikleri dualarda kullandıkları mübarek isimlerin hürmetine, isterim. Allah ım! Senden zeytin yaprağı üzerinde yazılı olan mektuplardaki İsm-i Âzâmın hürmetine isterim! Allah ım! Onunla sana dua olunduğu zaman mutlaka kabul ettiğin, azametliden de azametli İsmin hakkı için isterim. Allah ım! Senden gizli-saklı, mübarek, tayyib, tâhir, mutahhar ve mukaddes İsmin hürmetine isterim. Yarabbi! Habibin sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallu Aleyhi Vesellem üzerimize olmasını, onun hakkı için isterim ve, Senden ister ve Sana dua ederim ki: Bizleri Senin ve Habibin'in sevdiklerinden eyle. Bizleri yakîn kıl, arif eyle. Allah ım! İmanımızı arttır, güzelliğimizi ve ilmimizi arttır. Sana ezelde verdiğimiz ahd ü vaadimiz üzere bizleri sabit kıl. Ne aldananlardan, ne de aldatanlardan eyleme. Son nefesimizde, canlarımızı müslüman olduğumuz halde al ve bizleri salih olan atalarımıza ilhak et. Şuur-u Muhammediyye'yi, Şefaat-ı Muhammediyye'yi ve Füyuzat-ı Muhammediyye'yi üzerimizden eksik etme ım ! Ya İlâhelÂlemin, Bütün isimlerinle Seni anıyor ve "Birbirinizin birbirinize sevgisi, işte O'nun nûrudur." Diyenin muhabbetiyle Sana iltica ediyoruz.Ay ile dünyayı, yerle göğü, ruhla bedeni birarada tutan Sensin, bizi de sevdiklerimizle birarada tut...Sen Vedûd'sun, gerçeğin ve sevginin kaynağısın, bizi sevdiklerinden biri oluncaya kadar yaşat ve öyle bir halde canımızı al, ki ölümün adı Aşk olsun, ölümün tadı kavuşma olsun... Tevhidin içimizden, İsimlerin dilimizden eksik olmasın...Sen ancak Kendi bildiğin ve söylediğin gibi Yücesin, herşeyden ötesin, herşeyin sahibisin, bizim Seni övmeye gücümüz yetmese de dualarımızla Sana sığındık, kapından hiç çevirmezsin YâRabbî... Ey ağlayanların sevgilisi Ey tevekkül edenlerin,kendisine güvenenlerin dayanağı Ey dalalete düşenlere,yoldan sapanlara yol gösteren,hidayet eden, Ey iman edenlerin sahibi,mevlası,yardımcısı Ey kendisini zikredenlere ünsiyet ve huzur veren Ey gücü en üstün olan,sonsuz kutret sahibi Ey görmesi en üstün olan,hiçbir şey gözünden kaçmayan Ey bütün alimlerden en iyi bilen,sonsuz ilim sahibi olan Ey imdat bekleyenlerin,mazlum olanların sığınağı Ey yardımı bütün yardımlardan nihayet derecede üstün olan SEN ,ACZ VE NOKSAN SIFATLARDAN MÜNEHZEHSİN,EMAN VER BİZE EMAN İSTİYORUZ. BİZLERİ CEHENNEM ATEŞİNDEN KURTAR. (Amin) Elhamdülillâhî Rabb-ül Âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin...
RABB'ının kitabın'dan sana vahyedileni oku,
O'nun kelimelerini değiştirecek yoktur.
O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın...
(El-Kehf:27)
|