kardelen's profileஐ Kardelene Hoşgeldiniz ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 22

    ÇOK YAŞAMA ARZUSU VE ÖLÜM !........

     

    İmam-ı GazaliHazretleri buyurdu ki  

      :İnsanın çok yaşamayı istemesi, dünya sevgisinden veya cahilliktendir.Dünya sevgisi galip gelince; sevdiklerini elinden alındığını düşünerek ölümü sevmez. Yemeye, içmeye,eğlenceye ve oyunlara dalar.Daima yaşamak, para sahibi olmak, hanımını ve çocuklarını, refah içinde yaşatmak ister.Her şeyin arzusunca olmasını diler.Dünyalık elde etme yollarını, aklından çıkarmaz.Bu arzulara aykırı olan ölümü unutur!Arasıra hatırına gelse de ''Nasıl olsa önümüzde çok zaman var! Ölüm için de hazırlık yaparız!'' diye düşünür.aman geçip, ihtiyarlayınca bile: ''Şu binaları(veya benzeri işleri) yapayım ki, çoluk çocuğum kimseye muhtaç olmasın der.''Dünya için yaptığı her iş birçok başka meşguliyet doğurur! Halbuki, dünya meşguliyetlerinin sonunun gelmeyeceğini bilmez.Boş vakit bulacağı zannıyla, her gün ibadetleri tehir eder.Sonunda ölüm gelir çatar, ömrü zararla kapatır.Halbuki cehennemde azap daha çok meşguliyetinden dolayı kulluk vazifelerini geçiktirenleredir.Bunun sebebi, dünya sevgisi ve ölümü hatırlamamaktır.Peygamberimiz(s.a.v.): Kimi ve neyi seversen sev; bir gün ayrılacaksın! buyurdular. Çok yaşama arzusunun ikinci sebebi ''cahillik'' tir.Cahil kimse,gençliğine güvenir.Şunu bilmez ki; kendisi ihtiyarlayıp ölünceye kadar, binlerce çocuk ve genç ölmektedir.Üstelik ihtiyarların sayısı, pek azdır.Çünki çok kimse, ihtiyarlamadan ölüyor! Cahil vücudu sağlam olsada ani ölümü uzak görür! Gerçi ani ölümler azdır.Fakat hastalıklar, aniden gelir. Ölümün gençlik, ihtiyarlık, çocukluk gibi yaş haddi, ilkbahar, yaz , sonbahar, kış gibi mevsimleri ve gece gündüz gibi muayyen bir vakti yoktur.Eğer cahil bu durumun farkında olsaydı şüphesiz aklını daha çok başına toplar ve ölüm için daha ziyade hazırlanırdı.Fakat bunları düşünmemesi, dünyaya olan sevgisi ve çok yaşama arzusu, kendisini bir gün muhakkak yakalayacak olan ölümden gaflete sürükler. Ölümü; daima hatırda tutmak, ahirette hesaba çekileceğimiz ALLAHÜ TEALA' nın haklarını, kulların haklarını dünyada ifa etmeye, çalışmak gerekir!'' BÖYLE OLMAKTAN ALLAHA SIĞINIRIZ !....

     

    •    


    January 18

    EY İNSANLAR !....

    Image Hosted by ImageShack.usHicretin birinci yılında Hz. Mhammed(s.a.v.) Mekkede'den Medine'ye hicret ederKuba ile Medine arasında bulunan Ranuna vadisi'ne geldiğinde Cum'a namazı farz kılındı ve ilk hutbesini de ashabına şöyle hitap etmiştir:

      ''Ey İnsanlar! Ölmeden önce ALLAH'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz.ALLAH'ı çok anmak, gizli ve aşikar çok sadaka vermek suratiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz.Böyle yaparsanız, rıaızklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrar elde ediniz.

      Biliniz ki Cenab-ı Hakk, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde CUMA MAMAZINI KIYAMETE KADAR, üzerinize far kıldı.Hayatımda veya benden sonra, başında adil veya zalim bir imam(yönetici) olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkar ettiği için kim bu namazı terk ederse, ALLAH  onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin.Biliniz ki böylesinin ,tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekatı, ne orucu nede herhangi bir iyiliği ALLAH  katında değer taşır.Ancak, kim tevbe ederse ALLAH tevbesini kabul eder.

      Ey İnsanlar! Kendinize ahiret için azık hazırlayıp önceden gönderin.Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız.Sonra RABBİNİZ, orada hiç bir tercüman vasıtası olmaksızın bizzat şöyle diyecek;

      Sana benim Peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana nasıl vermiş,ihsanda bulunmuştum, sen bunlardan ahiret için ne gönderdin? diye soracaktır.O kimse sağa bakacak, sola bakacak, hiç bir şey göremeyecek.Sonra önüne bakacak, orada CEHENNEMİ görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü yeten, bunu yapsın.Buna gücü yetmeyen, bari güzel sözle kendini kurtarsın.Çünki bir iyiliğe 10 dan 700 katına kadar sevap verilir.ALLAH'IN SELAM VE RAHMETİ ÜZERİNİZE OLSUN!''......

     

     


     

    January 13

    BİRE ON RIZK

     

       Image Hosted by ImageShack.us
    Rabia-yı Adviye Hazreleri'nin evine misafirler gelmişti.Misafirlerin karnını doyurmak istedi.Fakat baktı ki sadece iki ekmek var.Ekmek misafire yetmeyecekti.''Misafirlere yetecek ekmeği nasıl temin edebilirim?'' diye düşünürken kapı çldı.Gelen iki kişi, karınları aç olduğu için Rabia-yı Adviyye'den yiyecek bir şeyler iateyeceklerdi.Daha sonra onlar bir şey söylemeden, kapı aralığından iki ekmek uzatıldı.Gelenler ekmeği alıp sevinerek oradan uzaklaştılar.Evdeki misafirler bu işe bir mana verememişlerdi.Mevcut iki ekmekte gitmişti.Kendilerine yiyecek birşey kalmamıştı.Fakat Hz. Rabia'ya bir şey söylemeden beklemeye bşladılar.Aradan bir saat geçmemişti ki, Hz. Rabi'nın kapısı tekrar çalındı.Kapıyı açtıklarında iki kişinin kucaklarında bir yığın ekmekle beklediklerini gördüler.Ekmek getirenler;

      -Efenimiz bu ekmekleri, Rabia-yı Adviye'ye hediye olarak gönderdi, dediler.Hz. Rabia ekmekleri teker teker saydı.On sekiz ekmek vardı.Ekmeği getirenlere;

       -İki ekmek eksik, dedi.Gelen iki kişi çok mahcup oldular.Sakladıkları iki ekmeği de çıkartıp verdiler.Fakat Hz. Rabia bu iki ekmeği onlara hediye ederek;

      -Bu iki ekmek sizin rızkınız idi.Gerçi siz izinsiz aldığınız için rızkınızı haram yoldan temin etmiş olacaktınız.Fakat şidi helalinden yiyeceksiniz, buyurdu.Olanlara bir mana veremeyen evdeki misafirler sordular:

      -Sen ekmek siparişi vermiş miydin?

      -Hayır.

      -Peki niçin iki tane eksik diye söyledin, eksik olduğunu nereden bildin?Hz. Rabia şöyle cevap verdi:

      -Siz bana yemek için gelmiştiniz.Karnınız açtı.Fakat evdeki iki ekmek size yetmeyecekti.Bu iki ekmeği çoğaltmak istedim.Bu sırada kapıya gelenlere mevcut iki ekmeği vererek ALLAH'ü Teala'dan misafirlere yetecek kadar ekmek vermesini istedim.

      -Peki yirmi tane ekmek geleceğini nerden bildin?

      -ALLAHÜ TEALA Kur'an-ı Kerim'de, bire on vereceğini vaat ediyor.Ben ona güvendim.İki ekmeğe mukabil yirmi ekmek vereceğini biliyordum.(RABBİM CÜMLEMİZİ HELAL RIZK YİYENLERDEN EYLESİN....)

    Image Hosted by ImageShack.us


    January 10

    HER ŞEYİM...

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us
    HER ŞEYİM
    İçimdekisessizliğin vuslatı sensin
     Gelki sevgim dağları delsin
    Damla damla gözlerden akan yaşla selsin
     
    Yanlızlık oldu gidişin bende
    Hüzünlenir gönül ağlar yerde
    Toparlamak zordur beni bende
    Seni çok sevdim her şeyim sende
     
    Kolyem vardı verdiğin bende
    Senin yokluğunda ellerim dertte
    Tutamaz seni sende
    Seni çok sevdim AŞKIN bende....
              
          EMRAH MOLAK....(Teşekkürler Arkadaşım)
    January 09

    SON ANA BIRAKMAYIN

     

    Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara ALLAH'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı ALLAH'ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep Rabbimi anlattım." Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar...... Namazım.... Hiçbiri beni kurtarmayacakmı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. " Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. RABBİM BİZİ ZAMANINDA NAMAZ KILANLARDAN EYLESİN.(AMİN)

    January 08

    AKILI KİŞİ KİM?

     

    Image Hosted by ImageShack.us
    ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "ALLAH hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.” (Bakara; 269) Kişi ticaretteki, zekasıyla bütün dünyayı kazansa kendine mülk edinse de ALLAH-u Zülcelal'in ve Hz. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem'in yanında akıllı sayılmaz. Akıllı ahiretini mamur eden, onu düşünen kişidir. Ahiretini ihmal ederek, onu tehlikeye atıp, dünyasını tam mükemmel olarak düzelten bir kişiye akıllı denemez. Biraz derin düşünürsek insanın baki olan hayatını tehlikeye atması, nefsini cehennemlik yapması, buna nazaran çok az bir zaman olan dünya hayatını, güzel bir hayat yapmaya çalışması akıl kârı değildir. ALLAH-u Zülcelal'in ayet-i kerimede buyurduğu hikmetin manası ilim ve o ilimle amel yapmaktır. ALLAH kıyamet gününde nasıl zahiri amellerimize göre bizi hesaba çekecekse kalbimizdeki ve fikrimizdeki niyetlere göre de bizi hesaba çekecektir. Hz. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahit olan bunun kötü olduğunu teyid ederse, o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahit olmadığı halde işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahit olmuş gibi manen zarar görür." (Ebu Davud)

    Image Hosted by ImageShack.us


    January 05

    BANA ÖĞÜT VERİN

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

    İbrahim bin Edhem anlatıyor: Bir zaman Beyt–i Makdis‘e gitmek için yola çıktım. Yolda giderken yedi kişiye rastladım, onlara selâm verdim: “Selâmünaleyküm, bana öğüt verir misiniz? Allah yardımcınız olsun.“ dedim. İçlerinden biri bana dedi ki: “Allah‘tan başka kimseden korkma, O‘nun dışında kimseden bir şey umma ve bekleme.“ Ben onlara: “Benim ilmimi artıracak bir şeyler söyleyin, Rabbim size merhamet eylesin.“ dedim. İçlerinden biri bana dedi ki: “Allah‘ı seveni sev, Allah‘ı sevmeyeni sevme.“ Bunun üzerine ben onlara: “Bana başka öğütler de verin.“ dedim. İçlerinden başka biri: “Dua et. Yalnız kaldığın zamanlar içten yalvar, yakar, ağla ve titre. Allah‘a karşı zelil ol, ne şartta olursan ol, O‘ndan kork.“ dedi. Ben tekrar onlara: “Bana öğüt verin.“ dedim. Yine içlerinden biri: “Allah‘ım, şu bize takılıp kalan ve bizi senden alıkoyan adamla aramızı ayır.“ dedi. Bunu söyledikten sonra, yedisi birden ortadan kayboldu. Onların ne yana gittiklerini anlayamadım ve bir daha da onları görmedim. İbrahim bin Edhem buyurdu ki: “Kibirlenmeyin! Mağrur olmayın. Yaptıklarınızla övünmeyin. Üstünüzdekilere değil, altınızdakilere bakınız. Kalpleriniz Allah sevgisiyle dolsun. Bedenleriniz Allah‘a itaatle yoğrulsun. Allah‘tan utanınız. Dilleriniz Allah‘ı ansın. Gözlerinizi  harama dikmeyiniz.

    Image Hosted by ImageShack.us

     
    January 04

    CENNETİ KAZANMAK

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

    Muaz b.Cebel (r.a.) şöyle rivayet ediyor.
    Peygamber aleyhisselam ile bir seferde beraber bulunuyordum. Bir gün sabahleyin onun yanında
    ve beraber yürüyorduk. Kendisine dedim ki:
    - Ey Allah'ın Resülü, bana cehennemden uzaklaştıran ve cennete koyan bir iş haber ver.
    Allah'ın Peygamberi buyurdular ki:
    - Bana büyük bir şeyden sordun. Ancak Allah'ın kolaylaştırdığı kimseye o, kolaydır. Şöyle ki:
    Allah'a ibadette bulunur, ona hiç bir şeyi ortak koşmazsınız, namazı devamlı olarak kılar, haccını
    da eda edersin. Ve ilave ederek: Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, günahlardan koruyucu
    bir ibadettir. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi günahların ateş azabını söndürür. Kişinin, gecenin
    tenha vaktinde kıldığı namaz, salih kulların alâmetidir. Sonra Resülullah aleyhisselam:
    -"Çok ibadet etmekten, (o kimselerin) vücudları yataklardan uzak kalır: korkarak ve ümid ederek
    Rablerine yalvarırlar, verdiğimiz rızıklardan başkalarına verirler, yaptıklarına karşılık olarak, onlar
    için gizlenen müjdeyi bilen olmaz." mealindeki (secde Suresi) Ayet-i Kerimeyi okudu. Bundan
    sonra buyurdular:
    -" Sana işin başını, temel direğini ve zirvesini söyleyeyim mi?
    - Söyle ey Allah'ın Resulü, dedim. Buyurdular ki:
    - İşin başı İslam, temel direği namaz, zirvesi de cihad'dır (Allah'ın dininin yayılması için çalışmaktır.)
    Bundan sonra buyurdular ki:
    - Bunların hepsini koruyan şeylerin ne olduğunu haber vereyim mi?
    - Haber ver, Ey Allah'ın Resulü, dedim. Bunun eli ile dilini işaret ederek:
    - Bunu, yani dilini koru, buyurdular. Bunun üzerine:
    - Konuştuklarımızla mesul tutulur muyuz, ey Allah'ın Resulü? diye sordum.
    - Allah , Allah, ey Muaz! Dillerinin ettiğinden başka bir şey insanları cehenneme atar mı? 
    Yani çoğu defa insanı felakete götüren dilinin yaptıklarıdır, buyurdu. (Tirmizi)

    Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us