"Söz, suya atılan taşın etrafındaki hâleler gibidir. Suyun etrafındaki halkaların ne kadar genişleyebileceğini bilemeyeceğiniz gibi, sözün gönüllerde ne etki yapabileceğini de bilemezsiniz, burada anlatırsınız, kim bilir kimin gönlünde ne etkiler bırakır!" Sabahattin Zaim
Bazı insanların zaaf hanelerinde "Allah" yazar; En zayıf noktaları Allah'tır.. Bunu bilenler onları Allah ile aldatırlar ne yazık.. Aldanan ne saftır, bazen bile isteye aldanır.. Aldatan da ne üç kağıtçıdır, Allah'ı menfaatine perde yapar. Aldanan kim? Kim kazandı kim kaybetti bu oyunda, oyunsa bu? Perde kapanır yarın, ettiklerimiz bir bir atılır önümüze.. Ahh! Senin zaaf hanende ne yazıyor?.
Eyvallah sevgili, eyvallah…
Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..” Ey gözlerime bahşedilmiş mucize, Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu, Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat, Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla “ bir avuç deryâ’yı “ dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları.. Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua…. Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgili Kapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “ umut “ sayfalarına bir “ Elif “ miktarı “gül”ümseme olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir “ Elif “ miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana “ sana “ katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben “ senin gözlerinde “ yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim…Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir “ Elif “ miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz.. Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen – bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse’yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir’iz.. Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir “ Elif “ miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen… Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam, Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni…Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni.. Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin… Ellerin ise huzur… Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana… Menzilim sanadır.. Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi” bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun…Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili… “ Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni …”
Hep bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse ne olur… Çünkü; gülmek sana yakışıyor….. Gülümse ne olur… Gülümsediğin, Bende yaşadığın, Beni “ sende “ yaşattığın için
“ Eyvallah sevgili, eyvallah…” İsmail Sarıgene
Aşkın da, birçok duygu için sözkonusu olduğu gibi,
iki yönü var: biri aşk-ı hakikî, yani gerçek aşk,
diğeri ise mecazî, yani geçici aşk.
Bediüzzaman, Mektubat’ta bunu şöyle dile getirir:
“Aşk şiddetli bir muhabbettir.
Fani mahbublara müteveccih olduğu zaman
ya sahibini daimi bir azap içerisinde bırakır veyahut
o mahbub o muhabbetin fiyatına değmediği için
baki bir mahbubu arattırır. O zaman aşk-ı mecazî
aşk-ı hakikîye inkılab eder [dönüşür].”
İnsan birisini delicesine sevse de, sevdiğiyle,
sevgilisiyle buluşup ona kavuştuktan sonra aşkı yavaş yavaş
sönmeye başlar. Geçici aşkların külleri er-geç savrulacaktır.
Yine de, o geçici aşk âşığın varlığını erittiği için,
“Mecazî aşk gerçek aşkın köprüsüdür” demişler,
onu da bir bakıma hoş görmüşlerdir.
Gerçek aşk, Yaratana karşı duyulan aşktır.
Bu dünya gölgeler dünyasıdır.
Aynalardaki tecelliye, görüntülere takılmayıp
o aynalarda kendini gösteren güzelliğin kaynağına,
gerçeğine ulaşmak gerekir. Bu aşk güzele değil güzelliğe,
tek bir kişiye değil herşeye, Allah’ın güzel isimlerinin
her bir zerrede görünen sanatına, sıfatına, kudretine, hikmetine,
kemaline, lütfuna, hatta kahrına gönülden bir bağlanıştır.
Evet, bu kâinatın yapısında, mayasında muhabbet vardır.
Bu çekim alanının içine kalp taşıyan herşey girer.
Onun cazibesine kapılır, kâinat aşkla durur aşkla yürür.
Ve aşkla döner, bir mevlevî gibi.
Allah’ın sonsuz güzellikteki yaratışı,
Kendisini bildirmeye olan münezzeh sevgisinden doğmuştur.
Onun için, eskiden, bir yere gelene “Hoşgeldin” mânâsına,
birşey yiyenlere içenlere yine “Afiyet olsun” yerine,
Ayrıca Cuma gecesi ve günü ruhunu,kalbini ve bedenini feyz-i ilahi ile doldurabilirsin Bunlardan başka ibadet günleri; kandil geceleri senin için büyük fırsattır.
Böyle günleri ihya etmeye çalış. Gafillerden olma. Vaktini ganimet bil. Çünkü vakit kılıç gibidir. «Gelecekte yaparım» ümidini bırak. Zira bundan daha zararlı bir şey yoktur. Bir şair şöyle der: Keskin ol vakit gibi... Sevilmez «yaparım belki» «Umarım» deme sakın
İşte budur en büyük illetin... Cenâb-ı Hak'tan bizleri mübarek vakitlerde
ibadet ve itaata muvaffak kılmasını niyaz ederim...
Amin...Amin..Amin...
SEN ve BEN...
Ellerimden tutsan…
Yeniden “bekle” desen ve bekleyecek kadar yüreğime su serpsen..
Susuzluğumu da sende fark ederim, suyu da… Nedir bu “ben”liğimdeki “ben” sevdası bana yol göster.
Terk etme beni, lâyık olmasam da, aç bana yüreğini ve denizlerini…
Yüzüm yok! Bu çırpınışlarda daralır yüreğim.
Yüzüm yok! Yine de sevmeni beklerim.
Yüzüm yok! Ben umudu senden öğrendim.
Sanmayın yüreğim durgun deniz, içimde bir Mûsa ve bir Firavun yaşar, benden çok ev sahibi…
Damarlarımdaki kan kadar kırmızıdır sevdam ve yüreğim bu sevdaya yanar.
Çelişkili ömrün son demlerinde koysam da bu savaşın adını, yine de ararım yalnızlığımda dostun kapısını…
Bir sır mıdır bu insanın içine akıtılan? Ve bu sırrın doğum sancısı mıdır bendeki başlayan?
Doğrulmak ve yeniden Mevlâ’ya ulaşmak için mi bu buram buram hüzün?
Ve sen..
Ellerimden tutsan….
Yeniden “sabret” desen ve sabredecek kadar sadrıma huzur versen…
Sonra ağlasam… Bu çaresiz ateşlenmelerimin ilacını sende bulsam… Bir yangın makamı bu kadar mı öfkeli eritir içimi? Bir sevda bu kadar mı özlenir?
Tövbeler ve tövbeler… Bu dönüşler korkarım kolay olmayacaktır… Puslu yılların ardından ölsem ve yeniden senin yolunda dirilsem…
Söyleme, lâyık olmadığımı n’olur söyleme…
Yokluğunda çok yandı, belki adam olur bu yürek şimdi seninle ...
Ardından attığım adımlar kadar yol gitmişim hayatta… Senin ismini duyduğum kadar sesler kıymetlenmiş… Ve seni andığım kadar zaman günahlara “dur” demiş…
Karanlıklar vadisisinde kalbim, bir kibrit yakmanı beklerim.
Neresindeyim bu hayatın ve senin kalbinde miyim?
Alır beni bu esen düşünce rüzgarı ve iklimlerim yokluğunda acıtır ve üşütür içimi…
Yalnız sende var yüreğimin nefesi…
Bil ki, ben âcizim; bil ki hatalarımla dolu yüreğim ve çaresizim…
Sen…
Tutsan ellerimden…
Yine içime baksan ve titrese tüm benliğim taa ki son nefesime kadar…
Sonra değişse tebessümlerim... Bir hikayesi olsa çilelerimin..
Seni anlatsam… Anlatsam… Anlatsam..
Yer-gök beni arasına alsa… Kâinatı okusam...
Açsan ellerinle perdelerimi ve şereflensem dost cemali ile…
Bir yangın bu kadar mı güzel olur şimdi?
Ruhlar hapishânesiymiş ya dünya, sen beni kurtarsan…
Kalbimin kilidini tek bakışınla kırsan!..
Sevginin derinlerinde yalnız seninle kaybolsam…
Bir ömür bu, bitmeye adanan… Bir insanım ben, kendini tanımayan!
N’olur… Söyleme layık olmadığımı!. Sen de beni bırakıp gitme…
Sevgim, tek gerçeğim!..
Bu yolda imanımın derdindeyim ve yine tek senin izindeyim, tek senin kapında dizüstü çökmekteyim ve yalnızca “gel” demeni beklerim…
Göz, kalbin elçisidir...
Göz, kalbin elçisidir. Onu vazifelendirir, araştırmaya gönderir. Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa, memnuniyet duyar. Fakat göz, çoğu defa kalbin başını belaya sokar. Zira öyle güzellikleri, haber verir ki; ne hepsini elde etmeye, ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter.
Çünkü bakmak, sevgiyi netice verir. Ve kalb, bir alakaya sahip olur. Sonra bu alaka kuvvetlenir;vurgunluk derecesine varir ve kalbi kaplar. Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalbden
ayrılmayacak bir sevgi halini alır. Sonra bu aşırı sevgi aşka döner ve çılgınlık halini alır. Artık kalb, köle olmuştur ve
layık olmayana kulluk yapmaya başlar. Bütün bunlar, bakmanın cinayetleridir. Bir emir iken, şimdi bir esirdir o.
Kalb, düştüğü haller için, gözden dert yanar. Göz ise “Ben senin memurundum”, der. ” Bana vazife veren sen degil miydin?” Bütün bunlar, Allah’ın sevgi ve
bağlılığından boş kalan kalblerin belasıdır. Kalb Allah’ı sevmek için yaratılmıştır. Bu yüzden sevgilisi “O” değilse, kulluğu başkasınadır. - İbn-i Cevzi -
Geriye dönüp baktığımızda ise sadece zamanın geçmiş olduğunu görüyoruz..
halbuki an'ı yaşıyoruz.Anlarımızı en iyi şekilde değerlendimek dileğiyle....KARDELEN
HADİ HAZIRLAN…
VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…
Bezm-i elest’ten geldim,Hep Hakkı zikrettim… İktifa ettim,hep boyun eğdim… Rıza-yı ilahiyi kendime gaye edindim… Kulluğumun fevkinde,kendimi RAHMANA teslim ettim… Ubudiyyet şiarımdır,Nurlarla kendimi yetiştirdim… Lütf-u keremi ben hep ALLAH’tan bildim… Bu serzeniş sana Ey Nefsim!... Sus ve Dinle!... Gör ve ibret al!... Söylenecek ne çok şey var aslında…Bir hayat koşuşturmacası içinde yaşayıp gidiyoruz…Herkesin alemi farklı…Herkes hayata farklı pencerelerden bakıyor…Bazılarımızın bakışları donuklaşmış,hep aynı noktaya bakıyor…Bazılarımız bakıyor ama göremiyor…Bazılarımız tamamen ama…Bazılarımız ise pencerelerini güneşe açmış,her zerresi aydınlık içinde… Kimimiz suskunluğumuza hapsetmişiz yüreklerimizi…Kimimiz yalnızlığın mengenesine sıkıştırmışız bedenlerimizi…Kimimiz kaptırmışız fani heva ve heveslere gönüllerimizi…Kimimiz ise RAHMANİ gözlerle bakıyoruz her şeye…Yürek huzurda,gönül sükut içinde,ruh ayrı alemlerde,yalnızlık en güzel yerinde… Hepimiz bir sözün temsilcisi,bir sözün muhataplarıyız…Elest meclisinin hadimleriyiz…’’Kalu Bela’’da sorulan soruların cevap vericileriyiz…Alemlerin Yaratıcısının lütfuna mazhar olanlarız…O(c.c)nun lütf-u kereminden yansıyanlarız…Biz BİR KULUZ…Hani O(c.c.)EN SEVGİLİYE ‘’Biz seniniz,SEN BİZİM RABBİMİZSİN’’demiştik ya işte O(c.c.)nun kuluyuz…Tüm ruhumuzla,tüm zerrelerimizle,her şeyimizle sadece ve sadece O(c.c.)nun kuluyuz… BİR KUL;aciz ve fakir…Yokluktan varlığa gelmiş…Varlıktan sonsuzluğa doğru yol alan BİR KUL…BİR KUL;Yaratıcını tanımak zorunda olan,görevlerini yerine getirme mecburiyetinde olan BİR KUL…İşte Ey Nefsim!...Dinle…Bak Yaratıcımız bizden ne istemiş?… ‘’Ben İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım…’’
(Zariyat süresi 56.ayet) ‘’Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.Ve çalışması da ileri de görülecektir.Sonra ona;Karşılığı tastamam verilecektir…’’(Necm süresi 39-41.ayetler) ‘’ Kim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir…’’
(İsra süresi 19.ayet) ‘’Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.’’(Sebe süresi 37.ayet) ‘’ Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz"
(A’raf süresi 43.ayet) ‘’Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez.’’
(Secde süresi 17.ayet) ‘’İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir!... Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar…’’
(Ankebut süresi 58-59.ayetler) ‘’Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.’’
(En’am süresi 127.ayet) İşte Gafil nefsim…Yaratıcın senden ne istiyor gör?...Başıboş değilsin…Aczin ve fakrin hadsiz…Biçaresin,muhtaçsın…İhtiyacatın ise nihayetsiz…Bırak gururu…Dinle… "Layemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gireceğini bil, öyle hazırlan.’’
(25.Lema) Hazırla kendini…Bak çevrene ibret al…Dön artık yönünü RAHMANA…
O(c.c.)nunla bağlan hayata… ‘’En bahtiyar odur ki;Dünya için ahreti unutmasın…Ahiretini dünyaya feda etmesin…Hayat-ı ebediyyesini,hayat-ı dünyeviye için bozmasın…Malayani şeylerle ömrünü telef etmesin…Kendini misafir telakki edip,misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin…Selametle kabir kapısını açıp,saadet-i ebediyeye girsin…’’
(Onaltıncı mektup) HADİ HAZIRLAN…VAKİT ÇOK YAKLAŞTI…HADİ…ŞİMDİ…
Senden başkası tanık olmaya değmiyor.;zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor;ayetlerine şahit yaz beni.
Gözlerim Seni görmeye yetmiyor;kalbimde görünür eyle KENDİNİ...
Ey güzeller güzeli ey gönüller kıblesi Aslı doğruyu gören ehl-i sünnet varisi. Sensin mürşid-i kamil sensin ilmin hamisi Sensin dertlere deva zamanın bir danesi...
SEN EY DAVETÇİ
Sen ey davetçi! Kalbin iman sevgisi ile dolduğunda ve gönlün İslam ile ferahlık bulup genişlediğinde bu büyük nimete karşı ALLAH C.C. ’a şükrederek secdeye varmalısın Bu büyük nimet ki Rabbin sana hidayet verdi Sana rahmet gösterdi ve seni mü’minlerden kıldı ALLAH C.C. ın sana verdiği hidayet ile doğru yolu buldun Dünyada ikram ve izzete eriştin Ahirette de, daimi nimetlendirilecek olanların arasında yer almak için yola çıktın Eğer ALLAH C.C. sana hidayeti nasip etmeseydi, asla doğru yola erişemezdin Çünkü şeytan sürekli fuhşiyatı ve münkeratı emretmektedir Bu konuda ALLAH C.C. şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder Eğer ALLAH C.C.’ın size lütfü ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı Fakat ALLAH C.C. , dilediği kimseyi tertemiz kılar ALLAH C.C. hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” ALLAH C.C. ın sana nasip ettiği bu kutlu ve mübarek yol, resullerin, nebilerin, sıddıkların, âlimlerin ve şehitlerin yoludur ki onlar ALLAH C.C.’ın dosdoğru yola eriştirerek nimetlendirdiği kimselerdir ALLAH C.C. ’ın seni yolcusu olmakla müşerref kıldığı bu yolu ve önünü onunla gördüğün hidayet nurunu muhafaza etmeli, bu nimetin hakkını vermeli ve bu nimet üzere ölmek için mücadele etmelisin Bu konuda gayretli olmalı, ataleti üzerinden atmalısın Bu hidayet nurunun hakkını ne kadar verdiğini tefekkür etmeli, hayatında ALLAH C.C. ın emir ve buyruklarına uymayan bir durum varsa düzeltmelisin Hani hatırla ki ALLAH C.C. Bakara süresi 83 ayetinde şöyle buyuruyor: “Hani, biz İsrailoğulları’ndan, ‘ALLAH C.C.’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, tüm insanlara güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz’ diye söz almıştık Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz” Onların yaptığı gibi sen sözünden cayma Tüm akrabalarına ve diğer insanlara iyi davranarak her gün tekrarladığın “iyyakenebudu ve iyyake nestein/ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz” sözünün gereğini yerine getir Sahip olduğun nuru önce ailene ve halka halka diğer akrabalarına sonra da ulaşabileceğin herkese ulaştırmalısın İnsanların İslam’dan yüz çevirmiş olmaları, Müslüman’ım diyenlerin içinde bulundukları gaflet, dalalette olanlara sürekli benzeme çabaları ve toplumun içine girmiş olduğu vahamet seni ümitsizliğe sürüklememeli; daha çok seni azme getirmeli ve gayretini artırmalıdır Bu durum karşısında görevin daha ağır ve sorumluluğun daha büyük olduğunu bilerek daha çok çalışmalısın Niyetin halis ve yalnız ALLAH C.C.’a güvenip dayandıktan sonra, vekil olarak O’nun sana kâfi geleceğini bilmelisin Sen ey davetçi! Bil ki, önemli olan senin yola koyulmandır Davete bir yerden başlamandır Ondan sonra Mevla yolunu kolaylaştıracak ve seni yardımıyla destekleyecektir “Onun için kim (elinde bulunandan) verir, ALLAH C.C. ’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü -kelime-i tevhidi- tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz” Ektiğin fidanların bir bir tuttuğunu görerek sevinecek ve müferreh olacaksın Zamanla ektiğin fidanlar kök salacak, gövdesi kuvvetlenecek ve meyve vermeye başlayacaktır Ruhen ölmüşler ALLAH C.C.ın izniyle bir bir dirilecek, o ağır dava yükü hafifleyecek ve daha çok görevine sarılacaksın Ey davetçi! Şunu da bil ki, davet görevini hakkıyla ifa edebilmek için, güçlü bir imana sahip olmalısın Güçlü bir imanı muhafaza etmek içinde daima Kur’an okumalı, zikir çekmeli, dua ve niyazda bulunmalısın Her vaktini bir dua yapmalı, kâinatın ve insanların yaratılışı üzerinde derince tefekkür etmeli ve şirkin açık ve gizlisinden şiddetle kaçınmalısın Yine sadık bir iman için, Rabbini iyi tanımalı, Emaül Hüsna’nın manasını çokça okumalı, hatta ezberlemeli ve her bir ismin delalet ettiği manaların feyzinden faydalanmalısın Niyetini sadece ALLAH C.C.’a has kılmalı ve kulların rızasını değil ALLAH C.C.’ın rızasını aramalısın Bil ki yegâne mükâfat Rabbinin katındadır O, kullarından hiç birisine haksızlık etmez Ey davetçi! Farzları eda et ve bunları açık yap; ama riyaya kaçma Farzlarını camide kıl ve cemaat ehli ol Cami cemaatine gelenleri sor, dertleriyle dertlen ve onlarla kardeşane ilişkilerin olsun Nafileleri de yerine getir Revatip, duha, evvabin ve her gece kılamazsan da haftanın birkaç gevesi gece namazı kıl Nafile oruca önem ver En azından pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçir Oruç nefsini eğitecek ve nefsinin dizginlerini eline alma imkânı verecektir Evde, ev halkı ile mutlaka bir sohbetin olsun Onlarla günde yarım sayfa meal yada üç beş hadis okuman büyük faydalar getirecektir Çünkü Kur’an ve peygamberin sünneti, hayat düsturunun kendisidir Ey davetçi! Hareketlerine, giyimine ve kuşamına dikkat et Sen, İlahi kaidelere uydukça ideal olana yaklaşır ve yükselirsin İdeal olan başkasına benzemek değil, ALLAH C.C.’ın Resulüne benzemektir Sen bir davetçi olduğun için toplumda örneklik teşkil edersin Ailen, akraban ve arkadaşların sana bakar ve seni taklit eder Sürekli, insanlar tarafından izlendiğini ve en basit hatanın dahi insanlar tarafından yanlış anlaşılabileceğini bilmelisin Bil ki ey davetçi, en büyük davet, lisanı hal ile olandır Haline dikkat et Aynı zamanda diline de dikkat et Arkadaşlarına ve çevrendeki insanlara kaba davranma Bu onların çevrenden dağılıp gitmesine sebeptir Onları iyice dinle Dinlerken gözlerinin içine bak ve başka bir işle meşgul olma Sabırlı ol Onlar, konuşmalarını bitirmeden sen konuşmaya başlama Kendinden, geçmişinden fazla bahsetme Kendini methetme Çünkü bu insanların gözünden değerinin düşmesine sebeptir Methedilmeye ve övülmeye layık olan ise ALLAH C.C.’tır Zamanını değerlendir Çünkü geçen zamanı geri getiremezsin Sürekli kitap oku ve bilgilerini tazele Her gün yeni şeyler öğren Faydasız ilimden ise sakın Gereksiz şeylerle uğraşma Lüzumsuz konuşma Her bir şey hakkında açıklama yapma Kendini konuşmak zorunda hissetme Müslümanlar arasında fark gözetme, bütün Müslümanlar kardeşindir Teferruatlara dalma Temel, ortak noktalarda insanlarla birleş Mevla’nın, seni ve bütün davetçileri muvaffak etmesi dileği ile… A.Halim Seçkin
Aşk: belki Züleyha'nın yaptığı gibi iftiraya götürür..
Belki Hz.Yusuf'u gören kadınların ellerini kanatan bıçağa götürür..
Belki Hz. Aişe validemizin yaptığı naza götürür..
Aşktır,yolu vardır;yordamı yoktur..
Hz. Yakub'u elde gömlek bekletendir..
Hz.İsmail'i emre razı edendir..
Hz Fatıma'yı babasının peşinden götürendir... BÖYLE BİR AŞKLA HUZURA GELME UMUDUYLA İNŞ.....
İki yıldız arası göğe asılı hamak... Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak. Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı; Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik; Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden; Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık; Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık. Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri; Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri. Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım; Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım! Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla... N.F.K.
insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını. 'Düşüncelerine tutun.' Kendi vicdanının yargıcı,kendi günahının tövbekarı ol. Kendi acısının sabredeni,kendi sıkıntısının ilacı,kendi dertlerinin dermanı ol. Kendi yalnızlığının dostu, kendi cümlelerinin anlamı,kendi sessizliğinin sesi ol. 'Kalbine tutun.' Hayatın sana bırakılan sokaklarına,
karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün,
kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından,
ömrünün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle.
En çok kalbine, kendine tutun. Çünkü; Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.s) Hira’dan
hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır. Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir. Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır...
~Her aşığım diyen âşık olmaz. Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşık olmaz. Sıradan kalblerde AŞK DERDİ bulunmaz.~
Allah (c.c) Razı İse, Dünya Küsse Ehemmiyeti Yok.. Bismillahirrahmanirrahim Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse,
sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya,
yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
(Lem'alar, İhlas Risalesi) Bediüzzaman Said Nursi
Yağmur Yolcusu...
Seher vakti yağan yağmur toprağa düşerken, yüreğime de düşüyor damla damla. Pencere kenarındayım. Toprağa düşen rahmet damlalarını seyrediyorum. Gökyüzünden yollar geçiyor kalbime doğru. Yağmuru bekleyen toprak olmak geliyor içimden. Toprak; Rabbine muhtaç, yağmuru bekliyor hasretle... Sonunda Arş-ı Âlâ'ya yükseliyor toprağın duası ve meleklerin kanatlarında damla damla rahmet iniyor yeryüzüne.
Hasretin sancısı dalga dalga vuruyor kalbimin limanına. İnsan iken, Rabbime olan muhtaçlığımı unutup beyhûde geçirdiğim zamanlarıma ağlıyorum. Yağmuru bekleyen toprak olmak istiyorum.
Ağlıyorum... Ağladıkça yangınlarım sönüyor. Meğer yana yana kül olmuşum. Gafletin acımasız soğuğunda, acıyı hissetmeyecek kadar üşümüş yüreğim. Karaya vurmuş bütün gemilerim...
Ağlıyorum... Pişmanlık acıtıyor içimi. Unuttuklarım, kıymetini bilmediklerim, önemsiz gördüklerim tek tek düşüyor yüreğime. Gözümün önünden perdeler kalkıyor ve hayalî bir yolculuğa çıkıyorum. Önce bir hastaneye düşüyor yolum. Nefes almak için oksijen tüpüne bağlı ve bir defa rahat nefes alabilmeyi dünyalara değişmeyecek insanlar görüyorum. Ne zaman nefesi daralsa astım spreyine sarılan insanlar acıtıyor yüreğimi. Aldığım her rahat nefes kadar utanıyorum. Tekerlekli sandalye ile hayata tutunan insanlar takılıyor gözlerime. Acılarını birlikte yaşıyorum sanki. Mıhlanıyorum olduğum yere. Yürüyemiyorum... Attığım adımlar kadar utanıyorum.
Haykırmaktan sesi kesiliyor yüreğimin. Dört bir yanda inşirah çiçekleri arıyorum. Unuttuklarım yıkılmış üzerime. Enkaz altındayım... Nefes alamıyorum...
Ağlıyorum... Özgürlük nedir diye soruyorum kendi kendime. Hayalen çıktığım yolculukta, yolum bir hapishaneye düşüyor. Bu dört duvar arasındakilere 'kader mahkûmu' derler. Kader, mahkûm eder mi ki insanı? Kadere teslimiyet, mahkûmiyet olur mu? Kendi elleriyle yıktığının suçunu neden kadere yükler ki insan? Kalbim, içinden çıkamadığı soruların ardında feryat ediyor. Susturamıyorum... Asıl mahkûmiyeti ben yaşamışım meğer. Anlatamadıkları varmış yüreğimin. Yüreğim, demir parmaklıklar ardında, söyleyemediklerinin acısıyla yapayalnız kalmış.
Yüreğim yetimliğine ağlıyor şimdi... Ne olur ağlama yüreğim. Ağlayıp da körükleme pişmanlığımın ateşini. Kanayan yaralarıma bir de sen tuz basma, ne olur.
Her pişmanlık, yeni başlangıçlara gebedir. Sus ki, yeni başlangıçlara yürüyelim birlikte. Suskunluğun, umutlarımızın adı olsun.
Sus yüreğim…
Sus ki, çığlıkların duyman gerekenleri engellemesin. İsyanın kör kuyusunda çaresizliğine ağlayan zavallı rolü yapmak yerine, hayata dönebilesin. Sus ki, bir kez daha kırılmasın kanatların. Bırak dilinin söyleyemediğini gözlerin anlatsın. Sana da sessizliğinle övünmek kalsın.
Avun yüreğim...
Yaşamak için, yüzü ebediyete dönük sebeplerinle avun. Ölümü de götür gittiğin yere. Giderken, şairin mısralarını da al yanına.
'Öleceğiz,öleceğiz müjdeler olsun,
Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun' (N.Fazıl Kısakürek)
Bırak mısralar aydınlatsın en sevgiliye giden yolları. Ölümün adı olsun vuslat...
Gülümse yüreğim...
Komik şeyler arama gülmek için. Yaşadıkça, acılar içinde gülümsemeyi de öğreneceksin. Bin sevincin öğretemediğini bir acı öğretecek sana. Acılarla olgunlaşacaksın.
Öğreneceksin yüreğim...
Dünyanın hasret, ölümün vuslat olduğunu öğreneceksin. Zamanla sığamaz olacaksın bu hasret diyarına ve duaların yetişecek imdadına. Bir gün, heybendeki dualarla Hakk'a yürüyeceksin...
Kübra Günaltun
Sokakların hüznü!…
Nereye baksam hicran var Masum yüreklerin ve suskun gönüller sanki ahu zar Ne kadar tahayyül etsek de erişemediklerimizde muhakkak bir hikmet var Ne yüreğimin yarasını anlar Ve ne de suskunluğumun derinliğinde halimi okşar Anlamsızlık içinde zerk edilen nazarlar sinemi mütemadiyen sancıya koyar Aranmak için aşkı tanımak Aşkın sofrasında çileyle barışıklığı hakkıyla koklamak Edebin ikliminde ve sessizliğin derin nağmelerinde mefkure için dağlanmak Halime tebarüz eden sefilliğim Kalbimde solgunluğu hiç aklayamadığım yorgunluğum Sineler içinde uhdeleşen nihayetsiz umutlarım, düşen omuzlarımda ufuklarım İşte böyle hazin bir hikayeyim Nereye baksam saadet için fevkalade fakir bir haldeyim Divanelikte adeta onmaz bir nöbetçiyim ve düşünceler ikliminde n abdiacizim Hey aziz nefeslim gıpta ederim Kalbi güzelliğin için nazarınla fevkalade ibretliksin bilirim Lakin nefesime ne kefilim ve ne de iradi manada niteliğe erişen süruru dervişim Yazmak için hamiyetini beklerim Tüm teslimiyetim sadakat ikliminde anlamlaşan o nefesin Edebin dirliğinde ve ruhun mümtaz kimliğinde acizliğimle muvaffakiyet dilerim Ki iradi manada zafiyet içindeyim Kokladığım yaprakların solgunluğunda azimeti ne bilirim Heveslerimle zafiyet içindeyim ve maslahatlar keyfiyetinde onmaz bir dilenciyim Ne camii köşelerinde gördüğün Ve ne de Şırnaklık ahvalinde bezginliğe nam salan kişiyim Kalbiyle barışık olmayan biriyim ve tak iyeler telakkisiyle kendini avutan sefilim Sokaklar neler anlatıyor halime Düşün yapraklar hicranı zerk ediyor lekeyi kalbime akıtıyor Ruhum sancılar içinde çırpınırken,
ne derler teranesi sahte gülücüklerle ne ağlatıyor... Mustafa CİLASUN
böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât,
seni başıboş bıraksın;
sana ehemmiyet vermesin,
senin harekâtına dikkat etmesin,
sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın,
hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın,
güneş gibi zâhir olan rahmetini
hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen
ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan,
ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
Manevi terbiye yolunda en önemli iş,bu yola güzel bir niyetle girmektir.Bu niyet ALLAH Rızasıdır.İstikamet, önce niyette aranır sonra amelde.Niyet güzel olursa, arkası güzel gelir; bozuk olursa hayırlı sonuç alınamaz. İlahi davet ve terbiye ile muhatap olan insanlar üç gruptur:Mü'min, münafık,kafir.Bir peygamber bu üç gruba aynı daveti yapar,fakat aynı sonucu alamaz,aynı faydayı veremez.Sonuç ve fayda,her birinin niyetine ve fiiline göre değişik olur. Mü'min samimi olarak içi ve dışıyla ALLAH'a iman eder;ilahi emir ve hükümlerine,gücü kadar uyar,tabi olur.Bir peygamber veya varisi bu kimseye fayda verir. Münafık,dışından inanmış gözükür,kalbiyle itiraz eder.Dışıyla itaat eder,içinden isyan eder.Dini dünya için kullanır; din ile dünya kazanmaya,itibar toplamaya çalışır.Bir peygamber veya varisi bu kimseye bir fayda veremez.Ta ki,tövbe edip ihlas ve istikamete gelene kadar. Kafir ve Münkir,Hakka açıktan itiraz eden,düşmanlık yapan kimsedir.O da iman edip teslim olmadan,peygamberden veya varisinden bir fayda göremez. İmam Rabbani (k.s),bir mürşid terbiyesine girmekten maksat;hakiki imana ulaşıp,ilahi emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır. "Fena ve beka hallerinin elde edilmesinden asıl gaye; "yakin" halinin hasıl olmasıdır.Bundan başka bir şey düşünmek (Mesela ALLAH'ın kendisine hulul edip bedenine girdiğini ,yahut kendisinin,ALLAH'ın zatında kaybolduğunu, veya ibadetlerin kendisinden düştüğü bir makama ulaştığını söylemek) dinden çıkmaktır. "Asıl maksat,aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk,cezbe ve muhabbet güzel kulluk içindir. Velayet mertebelerinin en sonu kulluk makamıdır. Ondan daha üstün bir makam yoktur. "Tarikat ve hakikat menzillerini,aşıp geçmekten maksat, rıza makamı için gerekli olan,ihlasın elde edilmesidir,başka bir şey değildir! Büyük veli Ebu Talib el_ Mekki (k.s) demiştir ki; "Kalbinde ALLAH'tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et:Bu murad sende gerçekleşince işin tamamdır.İsterse keramet ve harikalardan,manevi hal ve tecellilerden sana bir şey verilmesin. Tasavvuf bütün benliği ile ALLAH yoluna bağlanmaktır.Bu yol,sünnet_i seniyyeye uymaktan başka bir şey değildir.Her şeyi ile dinin hizmetçisidir;dinin gerçek yönünün anlaşılmasına ve gerçek haliyle yaşanmasına hizmet eder.Bütün zevkler,vecdler,keşifler,kerametler,haller sadece dinin anlaşılmasına destek ve dinin güzelce yaşanmasına birer delil yapılmalıdır. BU YOLDA BÖYLE ŞEYLER İSTENMEZ,BEKLENMEZ,DÜŞÜNÜLMEZ ANCAK;bir hikmet gereği verilirse, edeplice alınmalı,mahcub olarak tevazu ile kabul edilmelidir. Bu şeyler övünmeye değil, şükre sebeb yapılmalı;nefsin keyfine değil; dinin inkişaf ve hizmetine vesile edilmelidir. İstikameti ve tek hedefi, ALLAH rızası olan kimsenin,sünnet üzere güzel kulluk ve hizmet etmekten başka bir arayışı varsa aldanmıştır.Niyetini kontrol edip, gidişatını kontrol etmezse,sonuç ALLAH'a değil ateşe gider. ALLAH rızasını elde etmek için,bir farzı yapmak,binlerce sünnet ve nafileden önce gelir.Amelde önem sırasını karıştırmak,haram ve farzları hafife alıp,nafile hükmündeki işlere dalmak,şeytanın bir hilesidir. İstikamet niyet ve amelde Yüce ALLAH'ın çizdiği ,yolda gitmektir yoksa,bütün sevgiler beklentiler ve işler azap sebebi olur.Bu tehlikeden kurtulmanın en emniyetli yolu,her işinde Kur'an ve sünneti,rehber etmek,onu rehber edenlerin izinden gitmektir. Dinimiz,bize her işte dengeyi öğretmiştir,yeter ki bu ölçüleri öğrenelim. Yüce ALLAH'tan gayrı her şey,ALLAH için sevilirse güzeldir. BİR PEYGAMBER VEYA VELİ,ANCAK ALLAH İÇİN SEVİLİR. Yüce ALLAH,amelde olduğu gibi,niyet ve sevgide de istikamet üzere olmamızı emrediyor.En büyük keramet,bu istikamet üzere dünya hayatını yaşamak ve tamamlamaktır. İstikametin sonu ALLAH Rızası ve Cennettir.Bundan öte bir saadet yoktur....
Arifler Yolunun Edepleri
Şu rahmete bakın ki, insanlar bütün azalarıyla günah işlerken, sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.
" Dünya malı için üzelmek, kalbe zulmet; ahiret için üzülmek ise, kalbe nurdur. " Hz. Osman (r.a.)
Bir Gönül Duası........
Allah ım! Büyük hakkın için, kerim zatının nuru hürmetine, Arş-ı azîmin hakkı için, Kürsi'nin taşıdığı şeyler hürmetine, Levh-i Mahfuz'unun sırrı hakkı için, İlm-i Gayb'da kendine seçtiğin isimlerinin hürmeti için; suların coştuğu, güneş, ay ve dünyanın döndüğü Aşk isminin hürmetine, Kur'an-ı Azîm'de bildirdiğin Esma-ül Hüsna'nın hürmeti hakkı için, yarattıklarından hiçbir kimseye öğretmediğin, katında çok gizli olan isimlerinin hürmetine isterim. Allah ım! Âdem Safiyullah, İbrahim Halilullah ve Eyyüb Aleyhisselam'ın Sana dua ettiği isimlerin hakkı için, Musa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam ve Davud Aleyhisselam'ın dualarının ve içindeki isimlerinin hürmetine, en temiz seçtiğin, en doğru kıldığın bütün peygamberlerinin sana ettikleri dualarda kullandıkları mübarek isimlerin hürmetine, isterim. Allah ım! Senden zeytin yaprağı üzerinde yazılı olan mektuplardaki İsm-i Âzâmın hürmetine isterim! Allah ım! Onunla sana dua olunduğu zaman mutlaka kabul ettiğin, azametliden de azametli İsmin hakkı için isterim. Allah ım! Senden gizli-saklı, mübarek, tayyib, tâhir, mutahhar ve mukaddes İsmin hürmetine isterim. Yarabbi! Habibin sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallu Aleyhi Vesellem üzerimize olmasını, onun hakkı için isterim ve, Senden ister ve Sana dua ederim ki: Bizleri Senin ve Habibin'in sevdiklerinden eyle. Bizleri yakîn kıl, arif eyle. Allah ım! İmanımızı arttır, güzelliğimizi ve ilmimizi arttır. Sana ezelde verdiğimiz ahd ü vaadimiz üzere bizleri sabit kıl. Ne aldananlardan, ne de aldatanlardan eyleme. Son nefesimizde, canlarımızı müslüman olduğumuz halde al ve bizleri salih olan atalarımıza ilhak et. Şuur-u Muhammediyye'yi, Şefaat-ı Muhammediyye'yi ve Füyuzat-ı Muhammediyye'yi üzerimizden eksik etme ım ! Ya İlâhelÂlemin, Bütün isimlerinle Seni anıyor ve "Birbirinizin birbirinize sevgisi, işte O'nun nûrudur." Diyenin muhabbetiyle Sana iltica ediyoruz.Ay ile dünyayı, yerle göğü, ruhla bedeni birarada tutan Sensin, bizi de sevdiklerimizle birarada tut...Sen Vedûd'sun, gerçeğin ve sevginin kaynağısın, bizi sevdiklerinden biri oluncaya kadar yaşat ve öyle bir halde canımızı al, ki ölümün adı Aşk olsun, ölümün tadı kavuşma olsun... Tevhidin içimizden, İsimlerin dilimizden eksik olmasın...Sen ancak Kendi bildiğin ve söylediğin gibi Yücesin, herşeyden ötesin, herşeyin sahibisin, bizim Seni övmeye gücümüz yetmese de dualarımızla Sana sığındık, kapından hiç çevirmezsin YâRabbî... Ey ağlayanların sevgilisi Ey tevekkül edenlerin,kendisine güvenenlerin dayanağı Ey dalalete düşenlere,yoldan sapanlara yol gösteren,hidayet eden, Ey iman edenlerin sahibi,mevlası,yardımcısı Ey kendisini zikredenlere ünsiyet ve huzur veren Ey gücü en üstün olan,sonsuz kutret sahibi Ey görmesi en üstün olan,hiçbir şey gözünden kaçmayan Ey bütün alimlerden en iyi bilen,sonsuz ilim sahibi olan Ey imdat bekleyenlerin,mazlum olanların sığınağı Ey yardımı bütün yardımlardan nihayet derecede üstün olan SEN ,ACZ VE NOKSAN SIFATLARDAN MÜNEHZEHSİN,EMAN VER BİZE EMAN İSTİYORUZ. BİZLERİ CEHENNEM ATEŞİNDEN KURTAR. (Amin) Elhamdülillâhî Rabb-ül Âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin...
Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu... Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir. Bela, gam ve keder Mevlanın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır. Vurdukça kendine çeker... İmam Rabbani
Dudaktan Kalbe Bir Yolculuktur Aşk...
Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk, hayatınızda bir kez bu yolculuğa çıkabildiniz mi ?
Bu yolculuğa çıkmak insanın kendi elinde değildir; zamanını bilmediği bir anda almıştır biletini eline, hangi vasıta ile gideceğine karar vermekte zorlanarak, hayal kırıklığına uğramaktan korkarak, ürkerek ama yinede kendine güvenerek, başaracağına inanarak, cesur ve emin adımlarla başlamasını istediği bu yolculuğa çıkıverir aniden. Sevgi doludur dudaktan kalbe uzanan bu zorlu yolculuk, hüzün verecek engelleri aşmak için mücadele vererek yola devam edilir, ilk engel hafif kalır sonrasında gelecek olanların yanında, belkide basit sayılacak kadar hafiftir kimbilir. Her kilometresinde ayrı bir hüzün bekler sevgiliyi kalbine ulaştıracak bu yolculukta, en önemlisi bu engellere sabredebilecek mangal gibi bi yüreğe sahip olabilmelidir yolcu ki dayanabilmelidir hazırlıksız ve tek başina çıktığı bu beklenmedik yolculuğa ve mücadeleye.
Nice aşk hikayeleri, efsaneleri anlatılır yıllar ötesinden günümüze kadar gelen rivayetlerle, her birinin kendine özgü bir yolculuğu vardır yine dudaktan kalbe. Ve aşılan zorlu engeller büyüdükçe, büyür bu sevdalar gözümüzde; Mecnun' un Leyla' sı için çöllere düşmesi, Kerem' in Aslı için dağları delmesi umut olmuştur bu yoldaki her yolcuya. Kendinizi bu yolda bulduğunuzda başkalarının yolculuğu sevdası hafif gelir size, en uzun, en zorlu, en sevdalı olan sizin yolculuğunuzdur. Kimi zaman uçarcasına geçer yıllar yollar sevinçle, kimi zaman engellere takılır zaman gecmez olur, yüreğe bir acı çöreklenir, kimi zaman da macera doludur heyecanlandırır, yürekler çırpınır kuş misali. Aşk yolunda çıkılan bu maceralı yolculukta en önemli amaç varılması gereken son durağa en kısa ve en güvenli şekilde ulaşabilmektir.
Duygu yoğunluğunda çıkılan bu yolculukta herşey mübahtır sevgiliye varabilmek için, dudaktan kalbe inebilmek için ama çok uzun ve engebeli bu yolda ruh yorgun düşer mücadeleden, son durağa yaklaşırken yanlızlığının daha çok farkına varır, başaramayacağı korkusu arttıkça etrafındaki herşeyde sevgiliye özlem duyulan hatıralar canlanır, şiirlerde, şarkılarda, karanlık gecelerde parlayan yıldızlarda, yağmur sesinde, çiçek kokusunda, gözlerden süzülen iki damla yaşta saklı bulur sevdasının izlerini, derin acılarla kıvranırken bulur kavrulan yüreğini, o an kalbine sığdıramadıgı sevgisini haykırmak ister ama susması gerekir, bir sır olarak saklaması gerekir ömür boyu, işte o zaman başlar asıl yolculuk, sabırla er geç sevgiliye kavuşma arzusuyla yanarak son durağa doğru ilerler yorgun ayaklar, bu yol aşkın yoludur, mücadelenin yoludur, kalpte sevgiliye ayrılan yerde başkasına yer yoktur, bekler sabırla sevgili elbet bir gün kavuşacaktır, ulaşacaktır son durağa, özlediği, beklediği umut ettiği sevgilinin onu beklediği son durağa.
Dudaktan kalbe bir yolculuktur aşk, İlk durağı gözlerdir bu yolculuğun, Son durağı söz dinlemeyen yürektir!...
Bu bayramda dilek tutmadım ilk defa. Gözlerimi dikebilseydim gökyüzüne ve dilek tutmanın hakkını verebilseydim Rabbim,
bir şey dilenirdim bütün bir nesil adına. Hasret gömleğini sırtıma giyip mendilimi açardım dileklerim adına.
buyursunlar derdim ne olur... Dilenci misin? diye sorana evet derdim, dilenci... Atın, derdim kalplerinizi bu mendile. bir uzak diyara götüreyim,
orada kalpler mahzun orada kalpler yapayalnız... Bir kalp ki Nebiye ağlasın, zira o Nebi bütün bir ümmete ağlıyor şu an... Ve Nebinin kalbini de isterdim Rabbim.
Zira O'nun kalbine muhtaç bütün bir insanlık... Avuçlarıma alıp Efendimin kalbini, diyar diyar gezdirirdim belki... Filistine uğrar O'nun kalbiyle ağlardım babasıının kucağında vurulan çocuğa.
Dolaşırdım dolaşırdım üşüyen çocukları ve başlarını okşardım o yetimlerin...
Affını isterdim ümmetin... Çocuklar boynu bükük ,mahsunken,,
evlerinde kahkaha atan ümmetin affını isterdim Rabbim. Bu bayram yüzüm olsaydı ve kapında ağlayabilseydim.
insanlara ağlayabilme istidadını ver derdim Rabbim. Ağlamayan kalpten sana sığınırdım Rabbim..
Ey talib! Putlarını terket, çünkü hepsi bir gün seni terkedecekler. Sen seni terketmeyecek olanı ara. Öfke içinde değil, şefkatle ve rahmetle. Sadece Kadir gecesinde, Beraat gecesinde değil, her gece... Kendini ara. Elinde kandille....MEVLANA
Dön Semâzen…
Dön Semâzen… Halka halka küçülen bir noktasın sen… Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen… Dön Semâzen… Kalp diyârına dön. Bir ayçiçeği sûretiyle yüzünü dön Şems/e. Ve bütün vücudun vecde gelsin güneşe dönüşünle. Dön Semâzen… Ben’den uzak ol Mevlânâ gibi, bedeni bırak… Dünyaya dair ne varsa, üzerinden at… Öyle bir geç ki mâsivâdan, postunu da bırak, dön de Dost’una bak… Mey rengine kanarak ve ney sesine yanarak… Döne döne Dost’una yaklaş. Aş bütün engelleri. O’na yakın ve kendinden ırak aşkınla… Yan ve dön… Yan ve sön… Dinle sözümü sana direm özge edâdır Derviş olana lâzım olan aşk-ı Hüdâ’dır Âşıkın nesi var ise maşûka fedâdır Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Siyah hırkana nakıştır toprağa karışan nefsin. Ve sikken mezar taşıdır başında. “Kün” dendi ve sen “ol”dun. Şimdi ölme vaktidir. Sıyrıl dünya telaşından, ayrıl tac ile tahttan… Koy başına sikkeni… Ol ve öl genç yaşında. Döndükçe savrulan eteğin mezarda sana tek yârendir. Bilirsin, kefen beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; beden eriyerek yok olur, “ben” ötelerin ışığında kaybolur. Kefen, sana beyaz bir tennuredir. Ten, nura gark olur; ruh tendeki nurun huzuruna kavuşur. Ten ve ruh… İnsan bir sûredir, ölüm bir âyet… Gerisi vesâiredir. Ey sofî bizim sohbetimiz câna şifâdır Bir curamızı nûş edegör, derde devâdır Hak ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Dön Semâzen… Güller dökülsün destegülünden. Süzülsün destârından esrârın. Dün, bugün ve yarın… Demeden kış ve yaz… Dön Semâzen… Sûfî bir pervânedir. Ateşi göze alan âşık, bir pervanedir; gayrısı yanamaz. Hamlar yanamaz… Anlamaz. O’nun birliğinedir bu Elif boy, bu niyâz… O’nun dirliğinedir bu içli seda, bu âvâz… Dün, bugün ve yarın. Dön Semâzen, açılsın kolların. Bir elin göktedir, bir elin yerde. Derde devadır bu daire… Dön, dön, dön… Hayy’dan gelip Hû’ya giden bu ses, ulaştırır seni halkın tek Hakk’ına. Lamelif ters döner, ki sûreti sana benzer. Lamelif zâhirden bâtına dönen bir yoldur, Lâ ve İllâ’ya çıkar bu adres… Âh bu ses… “Allah’tan başka ilâh yoktur.” Dön semâzen, O’na dönmekten başka felâh yoktur. Sazendeye uysun gönül tellerin. Kudüm “ol” diye inlesin ve uzansın semâya ellerin. Mutrıb çalsın, hânende söz alsın. Bu taksim, dokuz delikten gelir. Bu iklim, seni Bezm-i Elest’e gönderir. Gelen sensin, giden sen… Dön Semâzen. Aşk ile gelin eyleyelim zevk ü safâyı Göklere değin er görelim hûy ile hâyı Mesiâne olup debreşelim çeng ile nâyı Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Adımını kalbinde duysun tüm kâinat. Tabiata selâm ver: Ehlen ve Sehlen. Eşref-i mahlûkat olan âdemsin sen. Adem olduğun vakit âdemsin sen. Dön Semâzen. Kadem vur zemine, işitsin cümle âlem… Tek bir ayakla bütün cihana fark at… Dön dünya etrafında ve dünya dönsün adımlarının altında. Dört selâmdan sonra… Dön, dön ve çark at… Şerîat, tarîkat, mârifet ve hakîkat, kat kat gül olsun sûretinde… Dön gül gibi… Sön kül gibi… Ayağını mühürle ve kulağını ver O’nun sözüne… “Ikra” emriyle okunsun kitap. Sayfa sayfa Aşr-ı Şerîf bir serap gibi insin gönlünün çöllerine. Gülbank sesi duyulsun, dervişlerin Hû’lara karışan sesi duyulsun. Zikret, zikret ve bir kerecik fikret: Sen âciz bir kulsun. Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım Zevk ile safâlar sürelim zinde olalım Hazret-i Mevlânâ’ya gelin bende olalım Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır Dön Semâzen. Semâ ve sen... Kalbin semâya aşık bir kuştur. Semâ, halktan Hakk’a giden bir uçuştur. Dön Semâzen… Dönüş O’nadır. Görüş demidir, öp birer birer eşyâyı… Gölgelerden yükselen bir Nûr değil midir bu? Kır bütün aynaları ve gör Hüdâ’yı… Dön Semâzen… Semâ sefâ, câna şifâ, rûha gıdâdır. Aşkın sana döndüğü yerde… Açılsın perde… Ve dur… Dur Semâzen… Halka halka küçülen bir noktasın sen… Nokta nokta küçülen bir yoktasın sen… senem gezeroğlu
Ben Tükenirken Usulca Pörsüdü Her Yanı Yüreğimin.. Özlemin Yağmur Misali Sağnağına Tuttu Beni..Yandı Her Damlan da İçim.. Belki SuSKuNLuĞuMuN Bedelini Ödetiyor.:Aynalar Onlara Her Baktığımda Vuslatımız Vuku Bulana dek İçimdeki Bu İflah Olmaz Alev Terk Etmeyecek Beni..
Benliğimi..Sen Diye Yanan Şu Yüreğimi..
Biliyorum EFENDİM Umutlarımın Sancısı Artar Her An..Ben Sancıların Konakladığı Yer Olurum.. Şimdi SuSKuNLuĞuMuN SoN Nefesinde Kaldı Yüreğimdeki Heceler.. Benliğim..Ruhum..Bedenim..Damarlarım Kanar Bu CaN da.. Yüreğim Sızı İçinde Kahrolur..Erir Yavaş Yavaş..Ömrüm..ama. Biliyorum!! İnsafsız Sızılar Bırakmayacak Beni Sarıvermişken Dört Koldan Duygularımın Siyahi Bakışında Kalacak Gözlerim.. Ve Gurbetimin Garip Çığlığı ile Son Bulacak Sessizliğim.. Biliyorum..!! Gecenin Zifirisine Karışacak Senin İsmini Soluyan SoN Nefesim.. Dokunacak Belki Gece ye Titreyen Sesi Yüreğimin.. Biliyorum!!Suskunlığumla Birlikte..
Sahip olduklarınızın sizin olduğunu düşünüyorsanız
muhtaçsınız demektir. Varlık içinde yokluğu görmemişseniz, yoksulsunuz demektir. Cesaret, Allah'tan hakkıyla korkmaktır; korkmuyorsanız korkaksınız demektir. Kelimeler kalbinde hikmetler taşır,
hikmeti görmüyorsanız cahilsiniz demektir. İnfak etmek, azametle bilinir;
vermeye güç yetirirken veremiyorsanız âcizsiniz demektir.
Ama bir ömrün kavşağında durup geçmişe set çekebiliyorsanız cesursunuz demektir. Sebeplerin ardındaki sebebi,
her şeyin üstündeki müsebbibi arıyorsanız ârifsiniz demektir. Vazgeçilmez olan için kendinizden bile vazgeçtiğinizde
hazırsınız demektir. Ve bir gün her şeyiniz hiçbir şey olduğunda...
Dikensiz Gül Açıyor mu?….
“…Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilemezsiniz” Bakara/216 demektedir Cenab-ı Hakk… Biz bilemeyiz… bilemeyiz bizim için iyi mi hayırlıdır kötü gözüken mi? Ama bildiğimizi sanıp, başımıza gelenlere yorum yaparız… Hani ayırırız ya hayır ve şer diye… hani hep başımıza gelen hayır olsun isteriz ya.. hani hep kötü işler gelip beni mi buluyor deriz ya isyan edercesine…. hani gülü sever de dikenine yüzümüzü buruşturarak bakarız ya.. Maksat hep güzelliklerin bize verilmesi midir yoksa güzelliklere layık olunması mıdır hiç düşünmeyiz. Gülü severiz de dikenine burun kıvırırken, unuturuz dikeni yaratanın da gülü yaradan’ın da aynı olduğunu… Sevgiliden gelen her şeye katlanmalı, bilinmeli ki güle gül kokusunu veren dikendeki özsudur aslında… Daima O’nun gülüne de dikenine de razı olmak varken neden bilmeyiz ; gül koklamak isteyenin,eline dikenin mutlaka batacağını…Unuturuz her nimetin bir külfeti olacağını… Hz. İbrahim; fakir ve yolda kalmışlara, mutlaka sofrasını açar, az çok ne varsa onlarla paylaşırdı. Rabbinin rızasını kazanmış bu yüce Peygamber; yine bir gün sofrasına kabul ettiği ama Allah’ın adını anmadan yemeğe başladığı için kızdığı bir kul için ne diyor Cenab-ı Hakk… ” Ya İbrahim! Ben bu kulumu, beni inkâr etmesine rağmen 40 yıldır besliyorum da, sen bir öğün mü doyuramadın?” Bize gül ikram edene nasıl teşekkür edeceğimizi bilemeyiz… ama bu gülü ikram eden, üstelik sevgisini ve rahmetini her daim hissettiren Yüce Mevla’mıza nasıl teşekkür etmeyiz ki? Onun gönderdiği gülleri koklamaktan çekinmezken, dikenine neden nankörlük ederiz ki… Bizi sevgisinden yaradan yüce Allah, bizlere isteyerek zulüm yapmaz, zora koşmaz, bela ve musibetlerle sınamaz… Bunların hepsi, nefsimize uymadığından bizim düşüncelerimizde oluşan musibetlerden başkası değildir… Hele birde; doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen sürecin; O’nu daha çok anmamız, O’nun sevgisine daha çabuk ulaşmamız, O’na yönelmemiz, O’nun rızasını kazanmamız için geçen bir imtihan süreci olduğunu idrak edebilsek… Hele birde; O’ndan gelen hayır ve şerre razı olabilsek, isyan etmeden “Rabbim benim için hayırlı olanı böyle takdir etti, o halde bana teslim olup O’na daha çok yönelmem gerek” diyebilsek… Hele birde; “ Yarabbi! her şeyi yaradan sensin.. işte sırf sen yarattın diye cennetine de razıyım, cehennemine de “ diyebilsek.. Hele birde; “ Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri.. isteyene ver onları…Bana seni gerek seni” diyebilsek.. Açıp ellerimizi de, bakalım avuçlarımıza… Dikensiz gül açıyor mu ?
Soluğum takılmış bir günah zincirinin halkasına… halka döner ben dönerim… pembe bulutlarla örtmüşler karanlıkları… her şey toz pembe zannederim.... bilmeden içinde boğulduğum bataklıkları…. Bir yol gözüküyor az ileride…. yolun ucuna takılı kaldı gözlerim…. adımlar ilerliyor, sahte halkalar izin vermek istemiyor…. bir mucize diliyorum Yaradan’dan…. bir fırtına bir kıyamet… şer sanıyorum…. kendimi susadığım yollarda buluyorum… anlıyorum şerdeki saklı olan hayırları…. gözümden yaşlar boşalıyor…. tutamıyorum hıçkırıklarımı…. Susamak çölde…bırakın deryaları…. dilemek delice bir damlayı…. kararmış gönüllere bir ferahlık istemek… temizlemek içten tövbesiyle…. yakarışlara boğmak geceleri….. açmak ellerini semaya….. ışık sızdırmak odandan zifiri karanlıklara…… ve haykırmak sevdanı….kuru gönülleri çatırdatmak… kuru seccadeleri yaşlarınla ıslatmak….. bir güneş gibi doğar merhamet…. bir huzur değer gönlüne….. belki o vakit buruk bir tebessüm belirir, kimsesiz kaldığın anda hep seninle olan Rabb’ine…. Kapanmış gözlerim uyanışa aralanıyor….. diliyorum en samimi duygularımla….. küfrün karanlığını uğratma diyarıma….. Adının geçmediği yollara düşürme yollarımı…. bir adımımın dahi israfını nasib eyleme bana….. bir dirilişteyken ruhum, azgın nefse esir eyleme…. özgürlük nidalarını sil kulaklarımdan…. gerçek özgürlüğün tadını tattır bana….. kavuştur yollarımı yollarına…..Y a Rabbim beni Sen’den ayırma…. Amin…
GURBET GÖMLEK gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü… Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar? Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? Kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan… Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur… Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına… Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne… Yüzün yere eğik yürürsün gündüz ve gecede… Gece ve gündüz eşittir şavksızlıkta… Gün ışığında kandil de olsa elinde bir işe yaramaz… Leylasızsındır Mecnun çöllerde… Göğe bakarsın, bakışların Ay’sız yere düşer… Tesellisizdir yıldızlar… Siyahî bulutlar gezinir üstünde, sığınacak sıcak bir sevgi, saracak bir şefkat ararsın… Üşürsün… Bülbüller çile çınlatır kulaklarına… Gözlerin görmez olur gül güzelliğini… Ellerin kanar çiçek dikenlerinden… Düşüncelerin darmadağın… Duyguların durgun ve donuk… Hikmet açlığından yüreğine taş bağlayasın gelir, sökecek bir taş bulamazsın… Baka kalırsın yol üstünde… Yürümeye mecalin yoktur… Kalkıp koşmak istersin, kayarsın… Her yeri karamsarlık karanlığı mı kaplamış? Hiç mi ışık yok? Yollar bitmiş, her şey tükenmiş mi? Kalp kimsesiz mi? Kapılar kapalı mı? Sevgi serap olmuş, şefkat kaçmış mı? Vefa ulaşılamaz mı olmuş? Dostluklar tüketilmiş, hoşgörü hiçliğe mi atılmış? Anlayışlara duvar mı örülmüş? Ne arıyorsun, nerede arıyorsun? Karanlık olmadan ışık, hastalık olmadan şifa, dert olmadan deva, sıkıntı olmadan ferahlık bilinebilinir mi? Bilinirlik bilinmezlik örtüsünün altında… Zıtlar dünyasının izafiliğinde üzülüp sevinmiyor muyuz? Görünmek isteyen Rahmet, dert, keder olmadan nasıl bilinecek ve görülecek? Keder kader değil, asıl keder kaderi kabullenememek… Rahmeti itimat onun celbine vesile, tenkit ise terkine… Her şey geçicilik nehrinde akarak eriyor… Nehir ne kadar çağlasa da sükun denizi hepsini yutuyor… Ömür uzun değil, ölüm uzak değil… Uzun olan elemlere götüren emeller… Yerin renkli çiçekleri kara topraktan, göğün aydınlık yıldızları karanlıktan çıkmıyor mu? Yıldız ve çiçeği buluşturan yakınlık, görmeyi “görmek”le mümkün… Karanlıkta hikmet ışıkları çakabiliyorsan gurbet gömleği vuslat elbisesine dönüşüyordur… Yalnız olan yalnızlıktır… Kainat sevgi hamurunda şefkatle yoğrulmuşsa küreler ve kalp birbirinden uzak değildir…Sonsuzluk soluklarımız kadar yakındır… Kabuğunu kırmayan çekirdek çürümeye mahkumdur… Kalp kabuğunu kırmadıkça, dert yalnızlığında yokluklara yuvarlanacaktır… Kabuk acı ile çatlar, sonrasında şefkat gövdesi sevgi dalları üzerinde hikmet meyveleri görünür… Böylesi bir ağaç olmak için acıya sabır, kedere kabullenmek gerekiyor… Bir acı çekirdek yüzlerce tatlı meyveye “meyve” veriyor… Toprak altında yalnız olan çekirdek, göğün göğsüne sevgi ve şefkat nişanesi olarak asılıyor… Acıların açtığı kapıdan sabırla yürüyen, ömür ağacında sonsuzluk meyvelerini yetiştiriyordur… Üzüntüler üzülmeye değmez… Hadi tevekkülle gül, o da gülsün…
HÜSEYİN EREN
Seccadem; sen sadık bir dostsun biliyorum,
seni ve sende namaz kılmayı çok seviyorum. Bana şahadetlik eder misin mahşerde? ...
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya'' bütün gücüyle çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez"
Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir...Mevlana
Güller Dikenler...
Gözler nûru, gönüller ışığı; ebedî âlemin benzeri; yeniden doğuşlar, günahlardan arınışların nümûnesi: Güzel, sevimli sabah! Yeni, yepyeni bir âlemin başlangıcı; ümitlerle dolu, bilinmezleri getiren tatlı aydınlık!... Günah ve kederden âzâde çocukluk yıllarına benzeyen; güç, kuvvet, hayat kaynayan gençliğe benzeyen; yeşil, tâze bahâra benzeyen sabah!... Hayâllerimizi süsleyen, geleceğe gülümseyen emellerin; tatlı düşlerden ayrılan dalgın gözlerin gül gül açıldığı berrâk sabah!.. En kötümser kalplerin bile en küçük ni’metlerdeki büyük saâdeti hissedip şükrettiği, lütuf ve keremlerle yüklü sabah!.. Gönülden gamı-gussayı, akıldan kederi-tasayı, kalpten kini-düşmanlığı alıp götüren, serin ve tatlı sabâ rüzgârının vakti!.. İnsanın duyarak ürperdiği, ürpererek duyduğu; yanık gönüllerden, gönüller Sâhibine yükselen ezanların yeri-göğü, kalbi-rûhu titrettiği, mahlûkàtın yaşamak şevkiyle bayram ettiği kudsî zaman!.. “Hû!” çeken kumruların, hançeresini yırtarcasına feryâd eden bülbüllerin, cıvıltılarından sabah neş’esiyle mest oldukları anlaşılan türlü türlü kuşların velveleye verdiği, târifi imkânsız dem!.. Uyanıp hayatta olduğunu, bu dünyâdaki vazîfesinin henüz bitmediğini anlayanların hamd ü senâlarıyla karşılanan feyizli vakit!.. Dillerin çözülüp gönüldekilerin dışa vurulduğu; dünyânın seslerle, cıvıltılarla, nağmelerle dolduğu; zikrin şükre, tekbîrin tehlîle, tâatin ibâdete, sükûtun uğultuya karıştığı ışıklı âlem!.. Cehâlet, dalâlet, gafletten ileri gelen karanlıkları gideren ilâhî hidâyetleri andıran sabah!.. Asr-ı Saâdette, gönüller sultânının (asm) nûruyla ışıklanan âlemi, o günlerin hasretiyle her geceden sonra yâd eden, tekrâr tekrâr yâd eden âşıkların âşığı hayırlı sabah!.. Ölümden sonraki dirilmenin, haşirden sonraki kurtuluşa ermenin, cennetlerde sonsuz hayâta girmenin, saâdetlerin saâdeti olan Cemâlullâh’ı görmenin timsâli olan sabah!.. EKREM KILIÇ
Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah,
biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı:
"Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını,
batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen,
ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli,
ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur." ~tirmizi tıbb1~
Esselamualeyküm değerli kardeşlerimiz... Miraç Kandili olarak kutlayacağımız, Receb ayının yirmiyedinci gecesini,
Cenab-ı Hak İlahi rızasını kazanıp,
Günahlardan arınmamıza, İmanımızı kurtarıp ebedi hayatımızı kazanmamıza vesile kılsın... Feyiz ve bereketin coştuğu bu Mubarek gecelerin Hürmetine Rabbi Rahimden
tüm İnsanlığa Barış, Sevgi, Hoşgörü getirmesini niyaz eder.
Bütün İslam aleminin Miraç kandilini tebrik ederiz...
Hayır Dualarımıza bütün Müslüman kardeşlerimizi ortak eder
ve Siz güzel kardeşlerimizin de
Dualarında anılmayı ümit ederim...
Bütün İslam Aleminin Miraç Kandili Mubarek Olsun…
MİRAÇ..
İnkarın, mucizeyle karşılaştığı bi kurtarılmış zamandır Miraç... İmanın, gaybla imtihan olduğu... Hayat durur, zaman durur, mekan dürülür... bi kutlu nebidir, amca kızı Ümmü Hani nin evindeki sıcak yatağından doğrulan... Ve Miraç bir yolculuktur, alemlere gönderileni, alemlerin sahibiyle buluşturan... Yerler hazır, gökler hazır, melekler muntazır, alem Hatice kadar hüzünlü,
Ebu Talib kadar yalnız ve Taif kadar acımasız. Bir şerefli Nebidir, yaşadığı hüzünlerden doğrulan, hüzün tohumlarında sevgilinin davetini büyüten. Ve bir selamlaşmadır Miraç... Cebrail, Adem, Yusuf, İdris ve Harun ve Musa ve İbrahim... Esselamü Aleyküm ya Muhammed (s.av) ve bir aleyküm selam verahmetullahtır Miraç. Ve bir buluşmadır, aşıkun maşukuna adım adım yaklaşması... Kabe kavseyn kadar, Sidretül Müntehaya kadar.. Ve sevenden gelen Ettehiyyatü lillahu vesselevatü vettayyıaeta sevilenden gelen,
esselamü aleyke ya eyyühennebiyy ve rahmetullahi veberaktüh mukabelesidir miraç. Ve Miraç bir mukabeledir...
Kendi Nefsinde Miracını gerçekleştiren, tam bir Teslimiyetle İman eden Mü'min ne güzeldir. Kainatın en Şerefli Meyvesi Eşrefi Mahluk, Ey İnsan Layık olduğun yerde Miracına uygun yaşa. İmanıyla yükselebilen, Ahlakıyla, yaşamıyla donanımla Miracını kuşanmış,
İslamın güzelliklerini üzerinde taşıyabilen, yaşabilen, Tevhid bilinciyle,
Namaz ve sabırla yanlızca Allah [cellecalaluhu] sığınabilen ve Ona Kulluk şuuruyla
Efendimiz [Sallalahualeyhi vesellem] in Sünneti üzere yaşamını düzenleyen,
kendi yaşantılarında Miracı gerçekleştirenlerdir.
Müminler Özel gün ve gecelerin Önemine binaen elbetteki Dualarda, İbadetlerde bu şuuru yaşayacak ve yaşattırcaktır.
Tıpkı Sabah Namazından selam verip nasılki Namazı eda ediyorsak
Rabbimizin huzurundan çıkmış olmuyorsak,
bir sonraki Randevumuz Öğle Namazına kadar yaşamımızın her anında "O"nu anıp Kulluk bilincinde yaşamımızı düzenliyorsak,Her Randevu , her buluşma, her Anımız Miraca kavuşmak fırsatıdır.
Kutlu günlerde sonrasında da , öncesindede Rabbimizin Rızasını kazanmak adına her anımızı
Ey siyah gül !.. Gül'e dost oldun , Gül'ün kokusunu duydun , Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken , Ehad ! dedin , daha da yüreklendin .. Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine .. Yüreğine sığındın her '' siyahi köle '' seslenişlerinden .. Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK .. ..
Gönül Çiçeğim...
Gönül Çiçeğim... Yine buğulusun gönül çiçeğim, yine ağlıyorsun! Gül kokmayan bir yürek gördün mü, salıverirsin damlalarını gönüllere... Hep ağlıyorsun gönül çiçeğim, Sevdaysa sevda, hasretse hasret, hüzünse hüzün... ne varsa buğulu bulutlarında, yağmur eder sunarsın bahara. İyi ki ağlarsın gönül çiçeğim, Çiçeklerin umut kokar. Baharı bile umutlandırdın ya gönül çiçeğim, gam sana yakışmaz gayrı. Gam bizim işimiz, hüzün bizim işimiz gayrı. İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen açmasaydın, sen beyazlığını damla damla düşürmeseydin karakışın hüküm sürdüğü buzdan yüreklere, hangi ağaç meyveyi umut ederek çiçeklerini salardı karakışın bağrına? Hangi çiçek güneşli günleri umut ederek tomurcuğunu terk ederdi? Hangi beyaz kelebek, soğuktan kenetlediği titrek kanatlarını semaya açarak kanatlanırdı? İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen damlamasaydın, kardelenler nazlı çiçeklerini açar mıydı beyaz karlara inat? Kim beyazlığın sadece karda değil, çiçeklerde de olabileceğini düşünebilirdi? İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Sen de açmasaydın gönül çiçeğim, kara bulutların arkasındaki mavi gökyüzüne özlemler yeşermezdi dallarda. Belki hüzün savrulurdu sadece ağaçların kuru dallarında tipiyle karışık. Belki yağmur nedir bilinmezdi. Oysa sen hep gülü savurdun gökyüzüne, hep gülü koklattın rüzgarlara. Sen bilirsin ki; "Bir çiçek ölmeden, meyve dirilmez!" İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Adın baharla birlikte anılır oldu gönül çiçeğim. Rüzgarlarla karlara savrulan her yaprağın, karlara baharı hatırlattı. Çiçeklerin sıcak gözyaşlarıydı zira. Gözyaşları yağmuru, yağmur baharı hatırlattı sonra. İyi ki ağlamışsın gönül çiçeğim, Şimdi bildim, sürgünlüklerin, hasretliklerin, hüzünlerin neden senin dostun olduğunu. Sen gülü damladın karakışın rüzgarlarına. Gülü saçlarına takıp giden rüzgarlar, gözyaşlarını da taşıdı yedi iklime. Şimdi anladım; "gül sevginin özü" Hasretlikler, hüzünler, ayrılıklar gülün kokusudur çünkü. Sen gül kokuyorsun çünkü. İyi ki ağladın gönül çiçeğim, Dedin ya; "Çiçekler ölmezse meyveler olmaz!" Tomurcuklar yokolmadan güller açılmaz!" Ölürsem başucuma bir gül dikilsin, Ölürsem başucuma bir gülle gelinsin! (alıntı)
Sözün dermanı tükendi bu akşam Ağlayamayacak kadar bitkin şimdi gözlerim Kelamına derman olacak kadar kalemine bulaşmışsam Ölümün hevesine inat gelmenide beklerim..
Biz bir yerlerdeyiz. Hayat bir yerlerde. Bambaşka yollarda akıyoruz. Bazen karşılaşır gibi oluyoruz. Ama çabuk kaybediyoruz. Farkında olmadan, farkına varamadan sadece akıyoruz. İnsan, mekân, zaman, eşya, su akıyor. Suyun farkına varamadan abdestler akıyor. Nimetin farkında olamadan öğünler akıyor. Yolu fark edinceye kadar adımlar tükeniyor, nice şehirler geride kalıyor da
hiçbir şehre varamıyoruz. Biz bir yerlerdeyiz, hayat bir yerlerde.
Elvida Ünlü
Unutmayın Kİ; Her Abdest Bİr Yemindir aslında… Bu Eller bir daha Harama günaha Uzanmayacak! Bu ağız Harama açılmayacak! Bu dil bir daha kötüyü söylemeyecek, iftira etmeyecek, yalan söylemeyecek,dedikodu yapmayacak! Bu burun yeni arzuların peşinde koşmayacak! Bu Kollar Harama sarılmayacak! Bu gözler Harama bakmayacak! Bu beyin kötüyü Planlamayacak! Bu Kulaklar harami duymayacak! Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak! söz veriyorum Allah’ım! Evet itiraf ediyorum bunları yaptım,affet! Temizle, arıt beni, Sen temizlemezsen Ben temizlenemem! Bana Yardim Et, Beni Temizle , Beni Arıt! Her Abdest Bu Anlama gelir Ya da gelmeli Farkında mıyız? Abdest mi alıyoruz? Yoksa El yüz mü yıkıyoruz? Abdest Ruhumuzda Beynimizde böyle Algılanıyor mu? Yankılanıyor mu? Eğer Abdest böyle Alınmışsa Uzakta Değil Hemen evinizin önünde, Çok yakınınızda, hatta evinizin içinde İstediğinizde Hemen bulabileceğiniz Arıtıcı, Temizleyici, durulayıcı Bir Nehir bulursunuz Böyle bir nehirde günde beş kez yıkananda Kirden,Günahtan Eser kalır mı?
Bense bitmiş olan geçmişim ve nasıllığını bilmediğim geleceğime ağlıyorum.
Sonsuzluğu tesellim yapmak istiyorum, ama korkuyorum.. Yüzlerindeki kırışıklıkları, hayallerine yaklaştırmayan aynadaki yüzlere bakıyorum. Sonsuzluğun şahikalarını kendilerine hiç yakıştıramıyorlar…
Kızıyorlar çıkarlarına dokunanlara ve
yanlarında olmayanlar için savuruyorlar iddialı cümlelerini…
Dedikodunun tadı damaklarında, kırıp geçiriyorlar kalpleri… Ve “Durun!..” diyorum onlara, “Durun, ben korkuyorum!..
Çünkü sonsuzluğun ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum!”
Ama yüreğimin içlerindeki bu sancılı cümleleri kimseye duyuramıyorum… İhtiyar olmak zor gelmiyor bana...
Hep yaşlı bir hayat geçirmişim gibi davranan,
şimdiki çökmüşlüğümle beni damgalayan sevdiklerim de değil içimi acıtan…
Sırtımda taşıdığım, geçmişi günah dolu yüklerim zorluyor beni…
Bir Allah kelâmını hatırlamadan belki de haftalarım geçip gitmişti.
Yaşadıklarıma olan isyan dolu cümlelerim sarıyor etrafımı şimdi… Bütün bunlar olup biterken, gözlerimden yaşlar süzülürken,
yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın hesabının
bunlardan ibaret kalmayacağını fark ediyorum.
Ben yavrularımın yüreklerindeki o kocaman boşluktan sorumluydum.
Allâh’ı anlatmadığım her sahne için başrol oyuncusuydum. Yine ruhumla yüzleşmelerime döndü içim…
Geç de olsa tevbeleri keşfetmiştim…
Duâ etmek için ellerimi semâya doğru açtığımda,
buruşuk ellerim kadar geç kaldığımı fark ettim. Ama yine de O’nun merhametin yaratıcısı olduğunu yüreğime îlân ettim. Ve son nefesim için geç kalmamayı, korkularımdan uzak,
ALLAHIN EN ÇOK SEVDİĞİ AMELLERDEN "SEHERLERDE NİYAZ"
Nice kutlu beyanlar, gece ibâdetine teşvik etmiş ve onun faziletlerini füsunkâr ifadelerle dile getirmiştir. "Allah'ın has kulları, gecelerini Rablerine secde ve ibâdet ederek geçirirler." "Geceleyin teheccüd namazı kıl ki Allah seni Mahmudlar makamına yükseltsin." "Rahmet kapıları gecelerde açılır." "Ey Cebrâil, ümmetimin Rabbime arz edilen amelleri içinde, Allah Taâlâ'nın en çok sevdiği ameller hangileridir?" diye sordum. Cebrâil Aleyhisselâm ağlıyordu. "Ey Muhammed! Ümmetinin amellerinden Allah'ın en çok sevdiği, seherlerde ağlama ve inlemeleridir." dedi. Mutluluk, huzur ve itminan sermayesidir zikir ile aydınlanan geceler. Halktan ayrı, Hak ile–dost ile hemdem olma gecelerdedir. Gece âşıkların dertbaşı, âriflerin sırdaşı, hüşyâr gönüllerin sertâcıdır. Çok uyku gaflet ve gafletle geçen ömür hederdir. Âşıklara, hüşyar gönüllere ve yanık dil'lere seherlerde uyku haramdır. Geceler, âşıkların sönmez güneşidir. Rabbânî tecellîler, feyizler, rahmetler, lütuflar, rızıklar ve bereketler seherlerde saçılır. Canân aşkıyla yananların, "dertli ciğerin dağlayanların" günahlarına ağlayanların, cehennemi söndüren göz yaşları seherlerde ceyhun olur. Ağlamayan, ağlamayı bilmeyen, ağlanacak hallere gülenlerin bir yanında noksanlık, "duygularında bir eksiklik var demektir." Allah Resûlü Aleyhisselâm: Yaşarmayan gözden, ağlamayan özden, duymayan ve duygulanmayan kalbden, doymayan nefisten Allah'a sığınmıştır. Günahlarına ağlayan, karalar bağlayıp yaş dökenlerin gözyaşları cehennemin kükreyen alevlerini söndürür. Kevserlere değişilmeyen o yaşlar. O gözyaşıdır ki "ondan daha içten, daha berrak, daha inandırıcı bir lisan olamaz." Göz yaşları kalbin sonsuz dillerinden fasih ve beliğ bir dildir. "Allah'a vâsıl eden adımlar kalbin adımlarıdır. Bunlardan birincisi zikir ise, ikinci adım gözyaşıdır." O kalbi arındıran, günahları yuyan ve gönül kirlerini temizleyen gözyaşları. Dört bir yana göz kırpan, tebessümler dağıtan ve Muhammedî kokular saçan güller ve çiçekler o ruhanî seherlerde açılır. Hak erenler, Hakka erenler, kerem ve ihsan goncaları derenler seherlerde erdiler. Az yemek, az uyumak ve az konuşmakla kemâle erip velâyete girdiler. Nice eleklerden elenip, nice deryalar geçtiler. Uykuyu mezara sakla ve kalbinin nurlanmasını seherlerin nurlu dakikalarında yapacağın tazarrûda, âh u efganda, ve sana âşık olan seccadene döktüğün gözyaşlarında ara. Ey Âdemoğlu, kalbinin cilâlanmasını, temizlenip arınmasını ve ilâhî tecellilerle nurlanmasnı istiyor... Bunca gaflet ve bunca uykuyla nasıl olacak ki ?...
SEHERLERDE ESER BÂDÎ
Seherlerde eser bâd–i tecellî /Uyan ey gözlerim vakt–i seherde, Açılır gonce–i ihsân–ı küllî / Uyan ey gözlerim vakt–i seherde İ.Hakkı (k.s.) Tecelli bağına girmek dilersen /Hakikat güllerin dermek dilersen Cemâl–i Hazreti görmek istersen/Uyan ey gözlerim vakt–i seherde İ.Hakkı Bursevî
Salihlerin, âşıkların, "bağrı başı yanıkların", cihad–ı ekber kahramanlarının vuslat ânıdır seherler. "Zâkir ve zâkirelerin, şâkir ve şâkirelerin, yetim ve öksüz yavruların", gözyaşlarıyla gecelerine renk katanların; "ellerini İlâhî dergâha, gönüllerini Mevlâ'ya açtıkları" andır seherler. Mazlumların, mağdurların, makhurların çaresizliklerini Aziz, Hakîm ve Cebbâr olan Allah'a arz ettikleri demdir seherler.
Zerreden küreye bütün bir kâinatın, derman diye feyad eden hastaların, hayvanatın, nebatatın, ah u efgân eden bülbüllerin Cenab–ı Hakkı, mâ'bûdu bi'l–Hakk'ı zikirle, tevhid ile coştuğu kutlu zamandır seherler. Günahlarına ağlayan, Allah korkusuyla ürperip titreyenlerin döktüğü göz yaşlarına müştak, secdeli başlara âşık seccadesi başında, haşyet içinde inleyip duran bir gönülle: "Kaçak kulun günahlarını itiraf ederek Sana geldi. Eğer lütfeder rahmet ve mağfiret kapını açarsan bu Senin keremindir, şanındandır. Şayet kapından kovarsan, başka kapı yok ki, kime ve nereye gideyim Sultanım!" "Sultana sultanlık, nitekim gedaya da gedalık yaraşır. Cihanlar Sultanı, canların cânı Sensin Allah'ım!" Niyazları ile, gözyaşları ceyhun olanların ümit kapısıdır seherler!..
Haydâr–ı Kerrâr'ın ifadesiyle Rahmetulahı Aleyh: "Ey Rabbim! Nimetlerini değiştiren, ümitsizliğe sebep olan, ismet perdesini yırtan, duâların kabûlünü engelleyen, belâları getiren işlediğim bütün günahları ve hataları bağışla!" "Allah'ım! Beni azaba atman Sana bir şey kazandırmaz. Beni affetmenle rahmetinden bir şey eksilmez." Allah'ım! Silâhı ağlamak ve sermayesi ümit olan şu kulun senin kapına geldi. Eğer af ve merhamet edersen bu senin şanındır. Eğer bağışlamazsan hangi kapıya gideyim?"
"Yok mu günahlarının affını isteyen, yok mu Allah'tan bir dileği olan." Yok mu kalbî ve ruhî yaralarına deva isteyen...İlâhî dâvetleri ile, âsilere, mücrimlere, şefkat ve lütûf elinin uzandığı, İlâhi ziyafette ruhların doyurulduğu, gönül yaralarının tedavi bulduğu anlardır seherler. "Ehli dünyanın, makam mevki ve şöhret düşkünlerinin derin uykuya daldığı, Allah dostlarının sıcak yataklarını terk edip zikirle hemhal olduğu nurlu demlerdir seherler. "Ey meleklerim şu kuluma bakın sıcak yatağını terkedip bana duâ ve niyazda bulunuyor. Sizi şahit tutarım ki ben o kulumu bağışladım" kutsî müjdesinin verildiği andır seherler. "Sinesinde aşk taşıyan, seven ve sevilenlerin, "yaratandan ötürü yaratılmışa sevgi" duyanların, bu sayede Arşın gölgesinde gölgelenme şerefi kazananların muhabbetle dolup taştığı andır seherler.
Kâinâtın Serveri Aleyhisselâm: "Cennette öyle köşkler vardır ki, içi dışından, dışı içinden görünür. Yüce Allah, onları sözü yumuşak söyleyen, yemek yediren ve gece kıyama kalkıp namaz kılanlara hazırlanmıştır." buyurur. "Kişi için gecelerde– seherlerde– kıldığı iki rek'at namaz, dünya ve dünyadakilerden daha hayırlıdır." Velîlerden Bağdat'lı Cüneyd'i vefatından sonra keşif ehli görmüş ve ne haber var diye sormuş: Hazret şöylee cevap vermiş: "Gecelerin karanlığında, seherlerde kıldığım (2 rek'at) namazdan başka şey fayda vermedi." (mâ nefeanâ illerrekeât) buyurmuş. *** İbadet hayatının zirvesinde önemli bir yer tutan zikrin seherlerde tadı doyumsuzdur. "Haberiniz olssun ki kalbler ancak Allah'ı zikretmekle rahat ve huzura erişir, olgunlaşır." (Ra'd: 28) "Beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim." (Bakara: 152)
"Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allahı zikirdir." "Allah'ın azabından zikrullah kadar uzaklaştırıcı bir şey yoktur." "Zikir ehlinin ganimeti cennettir." "Hiçbir sadaka Allah'ı zikir etmekten daha faziletli değildir."
"Ey merhamet edicilerin en merhametlisi! Herkes gecenin şu saatinde sevgilisi ile başbaşa kaldılar. Benim Senden öte bir sevgilim yoktur. Düğünüm Seni zikir, nikâhım emirlerine teslimiyyettir. Beni başka kapılara muhtac eyleme!" Niyazlarının gözaşlarıyla arş–ı âlâyı titrettiği andır seherler.
Kalp fakirliği, aşk mahrumiyeti ve muhabbet yoksulluğu içinde, "müstekbir ve müstevliler ile başa çıkılamaz," fetihler yapılmaz. Seherlerimizi ihya ederek, gönül dünyamızı aydınlatmaya çalışalım. "Gönüllerin kâl ile değil hâl ile, hâlin ise ancak, ihlâsla, salih amelle kazanılabileceğini bilelim. Kafamıza ayırdığımız zamanın bir miktarını da kalbimize ayırmayı ihmal etmeyelim." Değeri sonsuz seherleri uykulara kaptırıp "gönül nimetlerine hasret kalmayalım." Zikirsiz geçen günler, sehersiz geceler hederdir, kıymayalım.
“Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.”
(M. Akif Ersoy)
(M. Akif Ersoy)
Çetin Yolların, Metin Yolcuları...
Yolcu yolunda gerek.. Sırat-ı müstakim olsa dahi yolun, yürümezsen seni bir yere götürmez! Meskenetin çukurunda kalakalırsın, Bir arpa boyu dahi yol alamazsın… Çetin yolların, metin yolcuları olur; yol yolcusuz kalmaz. Her yürüyüşün bir makamı vardır. Sen, doğru makamda yürümezsen başka yiğitler yürür. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini Allah’a satar.”
(Bakara: 20 ) Donan, donanamaz; Donmadan, donan! Düzgün hamleler yap; emin bir zemin üzerinde yürü; devingen ve direngen ol.
Âtıl kalma; âtıl kalan, bâtıl olur. Yolda duran yoldan çıkar; çıkarları yol edinir… Fecir yakındır, yakinin varsa. Letafet ve metanetle yürürsen perde perde karanlıklar yırtılır;
altın saçlı sabahlar tüllenir ufkun yaslı yanaklarında… Herkes yüreği nispetince yürür. Zaman, yürekleri test etme zamanıdır. Yola revan ol, yokuşları aşmaya azmet. Yılmadan, yorulmadan zirvelere geril. Yolun, yönün belli, yar için terk-i diyar eden yiğitleri anımsa.
Bunu önemse; meşakkatler şevkini kırmasın. Yalpalamadan yürü! Yürüyüş şanlı bir duruştur, duruluştur, doğruluştur. Yürüyen büyür; büyüleri bozar, Zengin dünyalara açılır, Engin ufuklara varır. “… Yollarımızı onlara açarız...” (Ankebut/63) “... Rabbinden gelen nurla yoluna devam eder. (Zümer/22) İlahi lutfa mazhar ol! Zafer, seferin meşakkatlerini göğüsleyenlerindir.
Bu yolda mağlubiyet dahi galibiyettir. Dik dur, yolun dik/enlerine aldırma; mukavemet et, kutlu seferin neferisin. Yola koyul! Yürüyen varır, var olur, varlığına anlam kazandırır… Ve’l akıbetu li’l muttakiyn!... Nesip Hiçyılmaz
Görünenle yetinirsen eğer, sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer. Aradan örtüyü kaldırıpta Gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer , Kelebeğe değil, tırtıla sevdalanırsın...
LALENİN SUSKUNLUĞU...
Gün yeni yeni salınırken tanyerinde,
bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.
İşte hayat bu damlada gizleniyor...
sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor; Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldunmu hiç;
usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu;
onun güzelliği serin rüzgarlarla doldumu içine;
o güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup
onun yüreğinde durakladı mı?
Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş?
bağrına bastınmı biir lalenin ince kalbini sevgiye akan bakışlarını buldunmu onu izlerken...
Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten?
kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen? Sevgini yeryüzündeki renkleri çiçekler baharın sevgilisi nisanın ilk aşkı masumluğun sultanı, sessizliğin hilkati laleler... Hazan bahçesinde umut yetiştirenler,
dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar lale vaktinde laleler gibi
dirilip duaya duranlar yürek topraklarına lale soğanları ekenler dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar Bir avuç lalenin mavi gölgesinde,
kocaman yüreklerini dinlendirebilenler
lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler
işte bir tek onlar duyabiliyorlar
lalelerin sessiz türkülerini ve
kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!.. alıntıdır...